31 Temmuz 2008 Perşembe

BEN TÜRK DEĞİL MİYİM?
Türk’ün kurala NEDEN:
İşine ve kolayıma geldiği YERDE ,
İşine ve kolayıma geldiği ZAMANDA,
İşine kolayıma geldiği KADAR
UYDUĞU soruluyor
Ben kurala:
İşime ve kolayıma gelmediği YERDE de ,
İşime ve kolayıma gelmediği ZAMANDA da,
İşime kolayıma geldiğinden DAHA FAZLA uyuyorum
Ben T
ürk değil miyim?
Ben de Türküm.

Şu farkla: “YASA BAĞIMLISI" yım.
ÇILGIN” ın tekiyim.
Üstelik herkes “YASA BAĞIMLISI” olsun;
Türkler ÇILDIRSIN istiyorum.
Dedim ya “ÇILGIN”ın tekiyim…
Çok şey mi bekliyorum?
Galip Baran
***

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ ve "TÜRKİYEMİ SEVMEK GRUBU" üyelerine:
Tez elden, "yurdu ve milleti özden çok sevme" ilkesini REHBER edinelim.

Bize göre, HAK da EŞİTLİK de TÜRKİYEMİ SEVMEK de bu ilkeyi içselleştirmedikçe, bu ilkeyi yaşantılarımızda tek tek sergilemedikçe, HAYALDiR. Yaşanmakta olan sorunlar bu HAYALİN en açık göstergesidir.
Bu bağlamda aşılması gereken ENGEL:
"bencillik"tir.
Bencil varlıklar "bırakın özden çok"u "özleri kadar" bile sevemezler, bu yurdu ve bu milleti.
"Nasıl olur, insan yurdu ve milleti özden çok nasıl sever" , ya da " sevmeyen mi var" diyenler:

www. turkcelil.com, www.internethaber.eu sitelerine bakabilirler
Galip Baran; bilinç üniversitesi rektörü

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği'nden: "BİLİNÇ"

Sayın ÇETKODER (Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği) ilgili ve yetkilileri;
Tüketicileri uyarma konusundaki çabalarınız için sizleri içtenlikle kutluyoruz. Yazınızda "bilinçli tüketici" ve "vatandaşların bilinçlenmesi" gibi ifadeleri görünce bir noktaya dikkat çekmek gereğini duyuyoruz."Okul dışı eğitim" olarak tanımladığımız, yaklaşık 20 yıldır devam eden çalışmalardan çıkardığımız sonuca göre; bilinç sözcüğünden yapılan bir fiil nesne almıyor. Almaması gerekir. Bu sözcükten yapılan fiil geçişsiz (inranstiv verb)dir. Bir başka deyişle, kişi kişiyi bilinçlendiremez. Bilgilendirir. Bilinç sözcüğü, sorumluluk içermelidir. Örneğin: Trafik bilinci, trafik yasasının kurallarının tümüne uyulmasını ve uymayanların uyarılmasını öngören bir kavramdır, bize göre...
Bu konuda daha fazla bilgi için, aşağıda görülen sitelerdeki yazılarımızdan faydalanılabilir.
Selam ve saygılarımızla,
(Resim: Bilinçli bir çevreci ve tüketicinin huzuru)
Galip BARAN;
Rektör, Bilinç Üniversitesi,
Turgutreis-BODRUM
From: CEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (CETKODER) GENEL MERKEZİ
Sent: Tuesday, July 29, 2008 1:24 PM
Subject: ÇETKODER DEN TÜKETİCİLERE ÖNEMLİ UYARILAR
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş Her biri birer tüketici olan vatandaşlarımızı uyaran açıklamalar yapıyor.
"Bilinçli Tüketici olmak zorundayız"
Çevre Ve Tüketeci Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, "Vatandaşımızın bilinçlenmesi ve toplumsal kalkınmaya yönelik yaptığımız çalışmalar içinde görüyoruz ki, vatandaşımızın halen bilgi eksikliği var. Yasalardan kanunlardan doğan hak ve sorumluluklarının farkında olmayan bir çok vatandaşımız var. Bu nedenle Her biri birer tüketici olan vatandaşımızın bilinçlenmesi ve toplumsal kalkınmamız adına Tüketicilerimizi uyaran hususlarda sizlere burada bilgi aktarmak istiyorum. Tüketici haklarını bilmeli ve ona göre davranmalı" dedi.
Bu Nedenle: Ayıplı Mal, Ayıplı Hizmet, Taksitle satış sözleşmeleri, Devre tatil sözleşmeleri, Paket tur sözleşmeleri, Kampanyalı satış sözleşmeleri, Kapıdan satışlarda ne yapmak gerekir, haklarımız nelerdir, mesafeli sözleşme nedir ve haklarımız nelerdir, Tüketici kredisi kullanımı ve haklarımız nelerdir ? sorularına bir cevap vereyim istiyorum.
1- Ayıplı Mal ne demek, ve siz ayıplı mal karşısında ne yapacaksınız, haklarınız neler?
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre, satın aldığınız malın varsa standardına uygun olması, yoksa tatmin edici bir kalitede olması zorunludur. Satın aldığınız mal ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında belirtilen veya satıcı tarafından size anlatılan özellikleri taşımaması ya da sizin kullanım amacınıza aykırı eksiklikler taşıması durumunda o mal ayıplı (kusurlu) demektir"
O zaman haklarınız, Satın aldığınız malın ayıplı olduğunu, daha kullanmaya başlamadan anladığınız takdirde, malı teslim aldığınız tarihten itibaren 30 gün içinde satıcıya şikayetinizi bildirmek zorundasınız. Satın aldığınız malın kullanımı sırasında ortaya çıkan bir ayıp söz konusu ise bu gizli ayıp anlamına gelir. Bu durumda da malın teslim tarihinden itibaren 2 yıl içinde haklarınızı kullanabilirsiniz.
Bu süre, konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda 5 yıldır.
Her iki durumda da vatandaşımızın 4 seçimlik hakkı vardır; Ödediğiniz bedelin iade edilmesini, Malın ayıpsız olanı ile değiştirilmesini, Ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimini, Ücretsiz olarak tamir edilmesini, isteyebilirsiniz.
Bunlar tüketici vatandaşımızın yasal haklarıdır ve hangisini kullanacağınıza satıcı değil, Tüketici yani siz karar vereceksiniz.
Peki hangi mallar kanun kapsamı içindedir?
Taşınır mallar, Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar, Elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü vb. gayrı maddi mallar, kanun kapsamındadır.
Buradaki sorumluluklar ise; Tüketicilerimiz Alışverişlerinde, garanti belgesi ile tanıtma ve kullanma kılavuzlarına dikkat edeceklerdir.
Sonradan teslim gerektiren veya stokta bulunmayan bir mal sipariş ettiğinizde, yazılı bir sözleşme yapınız. Satın aldığınız mal ayıplı çıkmışsa, hemen malı de yanınıza alarak aldığınız yere gidiniz.
Fatura, fiş ya da satın aldığınızı gösteren diğer kanıtlarınızı da yanınızda götürmeniz faydanızadır. Ayıplı olduğunu bilerek satın aldığınız, ambalajında ya da satın aldığınız yerde kolaylıkla okunabilecek bir yerde "özürlüdür" ibaresi bulunan mallar hakkında 4 seçimlik hakkınızı kullanmanız mümkün değildir.
Ayıplı malın neden olduğu zararlar ise; Satın aldığınız malın ayıplı olması nedeniyle, yaralama ve/veya ölümle sonuçlanan hallerde, kullandığınız diğer mallarda hasar oluşması durumunda, o malı satın aldığınız tarihten itibaren 3 yıl içinde tazminat isteme hakkınız da bulunmaktadır.
Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden hile ile gizlenmişse bu gibi hallerde zamanaşımı süresi yoktur.
Çözümü organlarına gelince; Tüketici satın aldığı mal ile ilgili şikayetinizin çözümlenmesinde zorlanıyorsa, satıcıya hakem heyetine gideceğinizi söylemenizde yarar vardır..
Satıcı yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde, Tüketicilerimizin ikamet ettiği veya malı satın aldığınız yerdeki Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine, Tüketici Mahkemelerine şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, garanti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirler.
Tüketici vatandaşımız yazılı dilekçesinde; Malın özelliklerini, nereden ve ne zaman satın aldığını ve ne kadar para ödediğini, sorunun ne olduğunu, satıcıya şikayetinizi ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılmasını istediğinizi anlatacaklardır. Dilekçe ve başvurunuzun yerine ulaşıp ulaşmadığının tespiti içinde özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih etmelidirler.
2- Ayıplı Hizmet'e gelince;
Bir hizmet karşılığında ödemede bulunduysanız. (örneğin kuru temizleme, ayakkabı tamiri, kargo hizmeti, kuaförde aldığınız hizmetler gibi) o hizmetin tam olarak yerine getirilmesini isteme hakkına sahipsiniz demektir.
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre, satın aldığınız hizmet reklam ilanlarda belirtilen, hizmeti sunan tarafından size vaat edilen, sözleşmede yazılı olan standartlarına ya da teknik kurallarına uygun değilse, yararlanma amacı bakımından değerini ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeriyorsa ayıplı hizmet demektir.
Haklarınız ise; Satın aldığınız hizmetin açık ayıp taşıdığını anlamanız halinde, hizmetin yerine getirildiği tarihten itibaren 30 gün içinde durumu sağlayıcıya bildirmeniz gerekmektedir.
Daha uzun bir süre için garanti verilmemiş ise ve ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile ayıplı hizmetten dolayı yapılacak talepler, hizmetin yerine getirilmesinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabiidir.
Örneğin çatınızı tamir ettirdikten sonra yağmur yağdığında çatınız yine akıyorsa. Bu durumda; ödediğiniz bedelin iade edilmesini, Hizmetin yeniden görülmesini, Ayıp oranında bedel indirimini isteme haklarınız vardır.
Hizmeti sunan sağlayıcı, sizin seçtiğiniz talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Hizmet sağlayıcı, bayi, acenta ya da kredi veren, ayıplı hizmetten ve ayıplı hizmetin neden olduğu zarardan sorumludur.
Sunulan hizmetin ayıplı olduğunun bilinmesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Ayıplı hizmetin neden olduğu zararlara gelince ise; Bu haklarınızdan biri ile birlikte ayıplı hizmetin neden olduğu bir zarar varsa, bu zararın tazmin edilmesini de isteyebilirsiniz. Uğradığınız zararlardan dolayı tazminat talebiniz ise 3 yıllık zamanaşımına tabidir.
Bunlar sizin yasal haklarınızdır ve hangisini kullanacağınıza sağlayıcı değil, siz karar vereceksiniz.
Sorumlulukları gelince; Hizmet alımında, mümkünse yazılı bir sözleşme yapınız ve bir nüshasını mutlaka alınız. Verilen hizmetin ayıplı olduğunu anladığınızda, hizmeti satın aldığınız firmaya başvurarak şikayetinizi sözlü veya yazılı olarak bildiriniz.
Çözüm organları yine; Satın aldığınız hizmetle ilgili şikayetlerinizin çözümlenmesinde zorlanıyorsanız, sağlayıcıya hakem heyetine gideceğinizi söyleyiniz. Hizmeti sunan yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde, ikamet ettiğiniz veya hizmeti satın aldığınız yerdeki: Tüketici sorunları hakem heyetlerine,Tüketici mahkemelerine şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, reklam örneği, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz.
Yazılı Dilekçenizde; satın aldığınız hizmetin ne olduğunu, özelliklerini, hizmetin ne zaman ve nerede verildiğini, ne kadar para ödediğinizi, sorunun ne olduğunu, hizmeti sunan sağlayıcıya durumu ilettiğinizde neler olduğunu,ne yapılması istediğinizi anlatın.Dilekçenizin yerine ulaştığından emin olmak için ise özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
3- Taksitli satış sözleşmeleri için ise; "Satın almak istenilen mal ya da hizmetin fiyatı yükseldikçe, taksitle yapılan satışlara da rağbet artmaktadır. Ancak taksit sayısı arttıkça, ödeyeceğiniz faiz miktarı da artacaktır. 4077 sayılı Tüketicinin korunması Hakkında Kanuna göre, bedelin en az iki taksitle ödendiği, mal ya da hizmetin sözleşmenin düzenlendiği anda teslim edildiği alışveriş türü taksitli satıştır. Taksitli satışlarda en çok karşılaşılan sorunların başında; sözleşmelerde ödeme miktarı, taksit miktarı, faiz, gecikme faizi, vade sayısı gibi bölümlerin boş bırakılması gelmektedir. Bu bölümlerin satıcı ile uzlaştığınız şekilde doldurulmuş olmasına dikkat edin. Taksitli alışveriş yapacaksanız, mutlaka yazılı bir sözleşme imzalayın, sözleşmenin bir nüshasını alın ve sözleşme metnini iyi okuyun. Sözleşme metninin en az 12 punto ve koyu siyah harflerle düzenlenmesi zorunludur. Ödeme planı gibi sözleşmenin ayrılmaz parçası niteliğinde olan bir takım belgeler varsa bunları istemeyi unutmayın.
Sözleşmeden ayrı olarak bir senet düzenlenecekse, her bir taksit için ayrı ayrı ve nama yazılı senet imzalayın.
Yaptığınız ödemeler için mutlaka makbuz alın. Bu tür sözleşmelerde, iyi niyet kuralına aykırı düşecek şekilde ve tüketici aleyhine sonuç doğuracak haksız şartlar doğurabilir, ancak bu hükümler geçersizdir.Borçlandığınız toplam miktarı önceden ödeme hakkınız vardır. Bir taksit miktarından az olmamak üzere bir veya daha fazla taksit ödemesinde de bulunabilirsiniz. Bu durumda satıcı ya da hizmet sağlayıcı ödenen miktara göre faiz indirimi yapmak zorundadır. Sözleşmede olması gereken asgari koşullar ise; malın veya hizmetin vergiler dahil peşin satış fiyatının, vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek toplam satış fiyatının, aylık veya yıllık faiz oranı ile gecikme faizi oranının, ön ödeme tutarının, ödeme planının yazılı olmasına dikkat edin.
Taksitli satışlarda, gecikme faiz oranı, sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde 30'unu geçemez.
Burada da yine çözüm organlarımız ; Taksitle yaptığınız alışverişte, sözleşme nedeniyle bir uyuşmazlığınız olursa, örneğin sözleşmede yazılı olandan farklı bir faiz oranı uygulanır, ödeme planınız değiştirilir ya da toplam ödeme yaptığınız veya birden fazla taksiti ödediğiniz halde gerekli indirim faizi yapılmaz ise ikamet ettiğiniz veya malı satın aldığınız yerdeki: Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine, Tüketici Mahkemelerine, Şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, garanti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz. Yazılı dilekçenizde, taksitli alışverişinizi nerede ve ne zaman yaptığınızı ve ne kadar para ödediğinizi, sorunun ne olduğunu, satıcıya ya da hizmet sağlayıcıya şikayetinizi ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılmasını istediğinizi anlatın. Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için her zaman söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
4- Devre tatil sözleşmeleri ; En uygun imkanlarla tatil yapmak, bu tatil süresince de yaptığınız sözleşme ve ödemeye uygun olarak sorunsuz bir tatil geçirmek hakkınızdır. Son düzenlemelerle, devre tatil, sözleşmelerinde tüketicilerin korunma alanı genişletilmiştir. Devre tatil sözleşmelerinde, en az 3 yıl süreyle, yıl içinde bir haftadan az olmak üzere, belirli bir dönem için tatil amaçlı bir taşınmazın kullanım hakkının devri söz konusudur. Bu tür bir sözleşmeyi imzalamadan önce, sağlayıcının vaat ettiği şart ve imkanlarla sözleşmenizde yer alan şart ve imkanları karşılaştırınız. Size gösterilen katalog, film ve benzeri malzemeyle yetinmeyiniz. Araştırma yapınız. Tanıtım broşürü isteyiniz, sözleşmeye aksi yazılmadıkça, broşürde yer alan şartlarda değişiklik yapılamaz. Haklara gelince; Sözleşmenizi mutlaka yazılı olarak yapınız ve bir nüshasını alınız. Sözleşmenizde ödeme miktarı, taksit miktarı, faiz, gecikme faizi, vade sayısı gibi bölümlerin doldurulmuş olmasına dikkat edin.
Sözleşme metni en az 12 punto ve koyu harflerle basılı olmalıdır, iyi okuyunuz, aceleye getirmeyiniz. Sözleşmenin ayrılmaz parçası olacaka bir takım belgeler varsa, bunları da isteme hakkınız vardır. Sözleşmeyi imzaladıktan sonra 10 gün içinde her hangi bir gerekçe göstermeden, hukuki ve cezai bir sorumlulukta yüklemeden cayma hakkınız bulunmaktadır. Bu süre dolmadan sizden herhangi bir ödeme yapmanızı ya da sizi borç altına sokacak bir belge isteyemezler. Ancak, sözleşmeyi devre tatile konu olan tesisten yaptıysanız, ödeme yapmanız yada sizi borç altına sokacak belge imzalamanız istenebilir.
Cayma hakkınız ise geçerlidir. Sözleşmede yer alması gereken asgari koşullardan biri eksikse bu durumu üç ay içinde sağlayıcıya bildirin. Bu süre içinde eksiklik giderilmezse sözleşme kendiliğinden sona erer. Bu durumda yaptığınız bir ödeme varsa, satıcı, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren 10 gün içinde size paranızı iade etmekle yükümlüdür. Hiçbir cezai şart uygulamaz veya tazminat istenemez. Sözleşme metninde veya başka bir belgede, haklarınızdan feragat ettiğinize ilişkin yada satıcının yükümlülüklerini sınırlayan kayıtlar ile iyi niyete aykırı tüketici aleyhine haksız şartlar geçersizdir. Böyle bir durumda karşılaşırsanız satıcıya bu tür bir kaydın "geçersiz olacağını" ve Hakem Heyetine başvuracağınızı hatırlatın.
Sözleşmede bulunması gereken hususlar ise ; Sözleşme konusu hakkın niteliği, kapsamı ve kullanım koşulları,Taşınmaz fiili ve yeri, İnşaat halinde ise durumu ve tamamlanma tarihi, Tamamlanamaması halinde her türlü ödemenizin yasal faiziyle iade edileceğine ilişkin taahhüt, Taşınmazın bakım ve onarımı ile yönetim ve idaresinin ne şekilde olacağı, Yararlanacağınız yüzme havuzu, sauna ve benzeri ortak tesisler ile su, aydınlatma ve benzeri hizmetler ve bunlardan yararlanma şartları, Sözleşmenin süresi ve tatil hakkınızı kullanacağınız dönem, Devre tatil hakkınızı kullanmanız karşılığı, ödeyeceğiniz bedel, diğer hizmetler için ödeyeceğiniz bedel ve genel idari masrafların ne şekilde hesaplanacağı, Devre tatil hakkınızı devredip edemeyeceğiniz,Sözleşmede belirtilenler dışında, herhangi bir ödemeye ve yükümlülüğe yol açılmayacağı, Cayma hakkınız ve bunu ne şekilde kullanabileceğinize, Sözleşmenin imzalandığı yer ve tarihe ilişkin bilgilerin bulunmasına dikkat edin.
Yine bu husus da da anlaşmazlık halinde çözüm organları : Devre tatil sözleşmesine aykırı bir durumla karşılaşır ve sorunu sağlayıcıya ilettiğiniz halde çözüm sağlayamazsanız, uyuşmazlık konusu miktara göre ikamet ettiğiniz yerdeki, Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine, Tüketici Hakemlerine Şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, garanti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz.
Yazılı dilekçenizde, sözleşmeyi ne zaman nerede imzaladığınız, ne kadar para ödediğinizi, sorunun ne olduğunu, sağlayıcıya şikayeti ilettiğinizde neler olduğunu, talebinizin ne olduğunu belirtin. Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için her zaman söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
5- Paket tur sözleşmeleri ile ilgili olarak da; Paket tur ya da paket tatiller, seyahat acenteleri veya tur şirketleri tarafından düzenlenen, ulaşım, konaklama gibi hususların fiyatlara dahil olduğu ve 24 saatten uzun bir süreyi kapsayan veya gecelik konaklamayı içeren bir turistik hizmet türüdür.
Bir paket tura katılmak istiyorsanız, seyahat acentesinden tanıtım amaçlı bir broşür isteyiniz. Tur başlamadan önce bir yazılı sözleşme yapılması zorunludur. En az 12 punto siyah koyu harflerle basılmak zorunda olan sözleşmenizin bir nüshasını isteyin.
Bu tür sözleşmelerde, iyi niyet kuralına aykırı olarak tüketici aleyhindeki haksız şartlar geçersizdir. Sözleşme imzalanmadan önce hareket, dönüş tarihleri ve saatleri ile kesintiler dahil paket turun süresinin size uyup uymadığından emin olunuz.
Hareketten önce, tur sırasında bir sorun çıkması halinde başvurabileceğiniz temsilcinin adı, adresi, telefon numarası yada yerel bağlantı noktalarındaki temsilcilerle ilgili bilgileri alınız. Burada haklarınıza gelince; Sözleşmede öngörülen fiyat (liman ve havaalanına iniş vergileri gibi harç ve ücretler ile döviz kurlarından kaynaklanan değişiklikler hariç) ve koşullar değiştirilemez. Değişiklik halinde her hangi bir tazminat ödemeden sözleşmeden cayma hakkınız vardır.
Bu durumda acente paranızı 10 gün içinde iade etmek zorundadır. Paket tura devam etmeniz mümkün değilse, hareketten en az 7 gün önce acenteye bildirerek, tüm koşulları yerine getiren bir üçüncü kişiye devredebilirsiniz. Ancak bu durumda, siz ve devrettiğiniz kişi, bakiye tutarının ve devirden dolayı ilave masrafların ödenmesinden müteselsilin sorumlu olacaktır. Turun için yada gereği gibi yerine getirilmemesi halinde, hizmetin yerine getirilmesi gereken yada yerine getirildiği tarihten itibaren 30 gün içinde durumu acentenize bildirmeniz gerekir. Sözleşmenin acente tarafından fesih edilmesi halinde de bedel 10 içinde iade edilmek zorundadır.
Tüketicinin uğradığı zararı tazmin hakkı doğar. Tabi ki bir alternatif düzenlemede vardır. Paket tur sırasında, seyahat acentesinin sözleşmede belirtilen biri veya bir kaçını yerine getirmemesi ya da yerine getiremeyeceğinin anlaşılma sı halinde, size ilave maliyet getirmeyen alternatif bir düzenleme yapılmasını isteyebilirsiniz.
Bu durumda, acente sözleşmede yer alan hizmet ile sunulan hizmet arasındaki farkı tazmin etmek zorundadır.Ancak, bu alternatif düzenlemeyi kabul etmek zorunda değilsiniz. Bu durumda da acente, sizi hareket yerine veya kabul edeceğiniz her hangi bir dönüş noktasına dönmeniz için eşdeğerde ulaşım imkanı sağlamakla yükümlüdür.
Böyle bir durum da başınıza gelirse, acente yaptığınız tüm ödemeleri 10 gün iççinde ödemek, gerekli hallerde zararınızı da tazmin etmek zorundadır. Ancak sözleşmede bulunması gereken asgari hususlar burada da vardır şunlardır. Tur başlamadan önce sözleşmenizde, sözleşme taraflarının, isim, unvan, açık adres ve telefonları, hareket, dönüş tarihi ve saatleri ile kesintiler dahil paket turun süresi, paket tur sırasındaki duraklama yerleri ve nakil bağlantıları dahil turun güzergahı, ulaşım araçlarının cinsi, konaklama yeri ve sınıfı, bunların süreleri, yemek öğün sayısı, varsa rehber ücret ile paket tura dahil diğer hizmetlere ilişkin bilgiler, paket tur öncesi ve paket tur sırasındaki fesih koşulları, seyahat acentesinin kusuru veya sözleşmeye kısmen veya tamamen uymaması halinde ödeyeceği tazminat ile ödenmiş olan paranın iadesine ilişkin bir taahhüt, mücbir sebep sayılan haller ve bu hallerde tarafların hak ve sorumlulukları, paket turun YTL (Yeni Türk Lirası) olarak vergiler dahil fiyatı ve ödeme şekli, vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek YTL olarak toplam satış fiyatı, faiz miktarı, faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirtilen faiz oranının yüzde 30 fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı, peşinat tutarı, ödeme planı, borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları yer alır.
Tüketici Mahkemeleri ise her il ve ilçenin Adliye binalarında bulunmaktadır.
6- Kampanyalı satış sözleşmeleri ile ilgili olarak; Gazete, radyo, televizyon ilanı ve benzeri yollarla duyurularak yapılan kampanyalı satışlar, teslimatın daha sonra yapılacak olması nedeniyle tüketiciler için risklidir.
Özellikle fiyatı yüksek olan konut ve tatil amaçlı taşınmazlar ile otomobil, minibüs ve motosiklet gibi araçlar için düzenlenen kampanyalı satışlarda mutlaka Kampanyalı Satış İzin Belgesi'nin olup olmadığı kontrol ederek, sözleşme yapın.
Bu tür sözleşmelerin yazılı olarak düzenlenmesi zorunludur. En az 12 punto ve siyah koyu harflerle basılmış olan sözleşmenizi iyi okuyun ve bir nüshasını alın. Ödeme planı gibi sözleşmenin ayrılmaz parçası niteliğinde bir takım belgeler varsa, onları da istemeyi unutmayın. Bu tür sözleşmelerde iyi niyet kuralına aykırı olarak ve tüketici aleyhinde sonuç doğuracak haksız şartlar varsa bu hükümler geçersizdir.
Sözleşme imzalandıktan sonra, içeriğinin tüketici aleyhine değiştirilemeyeceğini de unutmayın. Burada haklarınız ise; Kampanyalı satışlarda malın teslimi yada hizmetin yerine getirilme süresi, sözleşmenin düzenlendiği tarihten itibaren 12 ayı geçemez. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar ise 30 aydır.
Kampanyalı satış sözleşmesini imzaladıysanız, malı teslim alacağınız tarihe kadar yaptığınız ödemelerinizi satıcı sigorta ettirmek veya banka teminat mektubu vermek zorundadır. Satıcı, kampanyalı satış konusu olan mal, garanti bankası, tanıtma ve kullanma kılavuzu ile satılması zorunlu mallar kapsamında ise bu belgeleri size vermekle yükümlüdür.
Kampanyadan ayrılmaya karar verirseniz, bunu noter aracılığı yada iadeli taahhütlü mektup ile satıcıya bildirin. Satıcı, malın teslim tarihini geçmemek şartıyla, ödemiş olduğunuz tüm bedel ve kıymetli evrakı size iade etmek zorundadır. Sözleşmede bulunmazsı gereken hususlar ise; malın veya hizmetin vergiler dahil peşin satış fiyatının, ödeme planının, kampanya bitiş tarihinin, malın teslim tarihinin, teslimat şeklinin, temerrüde düşmeniz halinde hukuki sonuçların, malın marka, model, renk ve benzeri ayırt edici özelliklerinin yazılı olmasına dikkat edin.
Eğer taksitli kampanyalı satış ise ; Taksitli kampanyalı satışa katıldıysanız, sözleşmenizde toplam ödeme miktarı, taksit miktarı, faiz, gecikme faizi, vade sayısı gibi bölümlere dikkat edin. Bu bölümleri satıcı ile uzlaştığınız şekilde doldurulmuş olmasına dikkat edin. Sözleşmeden ayrı olarak bir senet düzenlenecekse, her bir taksit için ayrı ayrı ve nama yazılı senet imzalayın. Yaptığınız ödemeler için mutlaka makbuz alın. Taksitli kampanyalı satışlarda, borçlandığınız toplam miktarı önceden ödeme hakkınız vardır.
Bir veya birden fazla taksit ödenmesinde de bulunabilirsiniz. Bu durumda gerekli faiz indiriminin yapılması gerekir. Ve yine çözüm organları : Kampanyalı satış sözleşmesinde belirtilen hususlar eksik yerine getirilir yahut belirtilen tarihte mal teslim edilmezse, kampanyadan ayrılmak istediğinizi bildirdiğiniz halde o güne kadar yaptığınız ödemeyi geri almakta sorun çıkar ya da ödemenizden kesinti yapılması gibi bir durumla karşılaşırsanız ikamet ettiğiniz yerdeki, Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine, Tüketici Mahkemelerine, Şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, garanti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz.
Yazılı dilekçenizde, kampanyalı satışa nerede ve ne zaman katıldığınızı ne keder para ödediğinizi, sorunun ne olduğunu, satıcıya ya da hizmet sağlayıcıya şikayetinizi ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılmasını istediğinizi anlatın. Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için daha öncede söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
7- Kapıdan satışlarda ne yapmalısınız ve haklarınız nelerdir konusunda ise; "Satıcının evinize ya da işyerinize gelerek yaptığı satışlara kapıdan satış olarak adlandırılmaktadır. Bu tür alışverişlerinizde, kapıdan satış firmanın, Kapıdan Yetki Satış Belgesi olup olmadığını kontrol edin.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından verilen bu belgeler bu yıl geçerlidir. Mutlaka yazılı bir sözleşme yapmaya özen gösterin. Sözleşmenin bir nüshasını alın, sözleşme tarihinizi kendi el yazınızla yazın. Eğer satıcı geçmiş gün tarihi yazmanızı teklif ederse, kesinlikle kabul etmeyin. Sipariş vermediğiniz halde evinize gönderilen malları kabul etmeyin, çünkü daha sonra bu mallar için ödeme yapmak zorunda bırakılabilirsiniz. Burada haklarınız Kapıdan satışlarda malı teslim aldığınız tarihten itibaren 7 gün içinde kabul etmekte ya da hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte serbestsiniz. Bu süre dolmadan sizden her hangi bir isim altında ödeme yapmanız veya sizi borç altına sokacak bir belge imzalamanız istenemez.
O yüzden, 7 günlük süreyi kullanın, tam olarak karar vermeden bir ödeme yapmayın. Kapıdan satışlarda mal ve hizmetin, sözleşmede belirtilen fiyat, nitelik, miktar ve sürelere uygun olarak teslim ya da yerine getirilmesi zorunludur.
Buna aykırı davranılması halinde satıcı, bayi, acente, temsilci, üretici, ithalatçı ve varsa kredi veren müteselsilin sorumludur. Taksitli ve kapıdan satışlarda, sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senedin her bir taksit için ayrı ayrı olarak şekilde ve nama yazılı olarak düzenlenmesini isteyin. Sorumluluklarınız ise, Yaptığınız yazılı sözleşmeyi iyi okuyunuz, bir nüshasını alın.
Bu sözleşme metinlerini en az 12 punto büyüklükte ve koyu harflerle basılmış olması gerekir. Sözleşmenin ayrılmaz parçası niteliğinde olan bir takım belgeler varsa (örneğin ödeme planı) bunları da isteyin. Sözleşmenin ilk sayfasında hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin 7 gün içinde "cayma hakkınız" bulunduğunuzu belirten ibrenin bulunup bulunmadığını kontrol edin. Bu ibrenin 16 punto koyu siyah harflerle yazılmış olması zorunludur. Sözleşmenizde, malın veya hizmetin teslim tarihi, vergiler dahil peşin satış fiyatı, mal veya hizmetin nitelik ve niceliğine ilişkin açıklayıcı bilgilerin, cayma hakkınızı kullanmak isterseniz, bu bildirimi yapacağınız yerin açık adresinin, yer alıp almadığını kontrol edin. Satıcı tarafından önceden hazırlanan standart sözleşmelerde, iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olabilecek şartlar varsa ve bunlar sizinle müzakere edilmemiş ise sözleşmenin bu hükümleri geçersizdir.
Cayma hakkını kullanmak istemeniz durumunda, her hangi bir şekil şartına bağlı kalmaksızın talebinizi satıcıya bildirin. Satıcı, sizin cayma bildiriminiz kendisine ulaştığı andan itibaren20 gün içinde malını almakla yükümlüdür. Yine çözüm organları; Satın aldığınız mal ya da hizmet ile ilgili şikayetinizin çözümlenmesinden zorlanıyorsanız, satıcıya ya da hizmet sağlayıcıya Hakem Heyetine gideceğinizi söyleyin.
Satıcı ya da sağlayıcı yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde, ikamet ettiğiniz veya mal ya da hizmeti satın aldığınız yerdeki, Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine, Tüketici Mahkemelerine, Şikâyet konusu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, garanti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz. Yazılı dilekçenizde, satın aldığınız mal ya da hizmetin ne olduğunu, özelliklerini, malın ne zaman teslim edildiğini ya da hizmetin nerede ve ne zaman verildiğini, ne kadar para ödediğinizi, sorunun ne olduğunu, satıcıya ya da sağlayıcıya durumu ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılmasını istediğinizi anlatın Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için daha öncede söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
8- Mesafeli Sözleşmeler ile ilgili olarak da ; Yazılı, görsel ve elektronik ortamda yada diğer iletişim araçları kullanılarak, satıcı ya da sağlayıcı ile yüz yüze gelmeden yaptığınız alışverişler mesafeli sözleşme olarak adlandırılır.
Gazete, dergi, televizyon yada Internet satışa sunulan malların boyutları, renk ve modelleri, kullanım şekli gibi hususlarda göz aldanması olabilmektedir. Bu nedenle, ön bilgileri doğru ve eksiksiz olarak aldığınızdan emin olun. Mal size teslim edilmeden ya da hizmet yerine getirilmeden önce b.u bilgileri içeren yazılı bir onay alın. Ancak o zaman sözleşmeyi imzalayın.
Bu sözleşmelerin en az 12 punto ve koyu harflerle düzenlenmesi zorunludur. Sözleşmenin yazılı olarak yapılması ve bir nüshasının size verilmesi gerekir. Sözleşmenin ve ön bilgilerin teyidine ilişkin yazılı belgenin birer nüshasını imzalayarak alın. Sözleşmenin ayrılmaz parçası niteliğinde bir takım belgeler varsa, bunları da isteyin.
Burada haklarınız; Mal satışına ilişkin mesafeli sözleşmelerde, tüketicinin hiçbir cezai ve hukuki sorumluluk üstlenmeksizin ve bir gerekçe göstermesine gerek olmadan 7 gün içinde cayma hakkı vardır. Hizmet alımı ile ilgili sözleşmelerde, cayma hakkı sözleşmenin imzalandığı tarihte başlar.
Hizmet 7 gün dolmadan yerine getirilecekse, tüketiciler hizmetin başlayacağı tarihe kadar cayma hakkını kullanabilir. Tüketici bin ön ödeme yaptıysa ve sonradan cayma hakkını kullanmışsa, bu miktar kendisine 10 gün içinde iade edilmek zorundadır.
Elektronik ortamda anında ifa edilen hizmetler ve tüketiciye anında teslim edilen mallara ilişkin sözleşmelerde bu cayma hakkı geçerli değildir.
Tüketicinin özel istekleri doğrultusunda üretilen ya da üzerinde değişiklik yapılan mallarda da tüketicinin cayma hakkı yoktur.
Cayma hakkınızı kullandıysanız, satıcı 20 gün içinde malı geri almakla yükümlüdür. Satıcıya da sağlayıcı, siparişin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç 30 gün içinde size malı teslim etmek ya da hizmeti sunmak zorundadır. Bu süreyi, size yazılı olarak bildirmek şartıyla en geç 10 gün uzatabilir.
Burada kapsam dışı sözleşmeler olabilir onlar ise; banka, sigorta ile ilgili, otomatik satış makineleri, halka açık jetonlu telefonlar ve açık artırma yoluyla akdedilen sözleşmeler, gıda, içecek ve günlük tüketim için tüketicinin evine veya işyerine düzenli olarak sağlanan malların tedariki, sağlayıcının üstlendiği barınma, uylaşım, yemek tedariki, sportif ve kültürel faaliyetler ve eğlence hizmetlerini özel bir günde veya sürede tedarik etmesine ilişkin hükümler içeren sözleşmeler kapsam dışıdır.
Yine çözüm organları; Mesafeli sözleşme sonucu ortaya çıkan şikayetinizi öncelikli sözleşme yaptığınız kuruluşa iletin. Sorun çözümlenmediği taktirde hakem heyetine başvuracağınızı da belirtin. Buna rağmen sonuç olumsuz olursa, ikamet ettiğiniz yerdeki ; Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine,Tüketici Mahkemelerine, Şikayet konusu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (fatura, fiş, fgaranti belgesi, satış sözleşmesi vb.) başvurabilirsiniz. Yazılı dilekçenizde, ne zaman hangi koşullarda sözleşme yaptığınızı, ödediğiniz tutarı ve ödeme planı, şikayetinizi ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılması istediğinizi anlatın. Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için daha öncede söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
9- Tüketici Kredisi kullanımı ile ilgili olarak da ; İhtiyaç kredisi, taşıt kredisi, konut kredisi, tatil kredisi, eğitim kredisi adları altında yetkili banka, özel finans kuruluşları veya finansman şirketleri aracılığı ile kullandığınız kredilerin genel adı tüketici kredisidir.
Bu tür sözleşmelerin en az 12 punto ve koyu harflerle yazılmış olması zorunludur. Sizde kredi çekiyorsanız, yazılı sözleşmenizin bir örneğini mutlaka alın. Sözleşmenin ayrılmaz parçası niteliğinde olan ödeme planının da sözleşme ile size birlikte verilmesi zorunludur. Bu tür sözleşmelerde, iyi niyet kuralına aykırı olarak ve tüketici aleyhine sonuç doğuracak haksız şartlar varsa bu hükümler geçersizdir. Sözleşme imzalandıktan sonra içeriğinin tüketici aleyhine değiştirilemeyeceğini de unutmayın.
Burada haklarınız ise; Tüketici kredisi kullandıysanız, borçlandığınız toplam miktarı veya vadesi gelmemiş bir ya da daha çok taksiti erken ödeme hakkınız vardır. Bu durumda kredi veren sizden herhangi biri isim altında ek bir ödeme yapmanızı isteyemez. Ancak erken ödeme miktarı, asgari ödeme miktarından az olamaz.Kredinin tamamının yada bir veya birden fazla taksitinin vadesinden önce ödenmesi durumunda, kredi veren gerekli faiz ve komisyon indirimlerini yapmakla yükümlüdür. Sözleşme metninizde, kredi faizi ve temerrüt (gecikme) faizi oranlarının yazılı olmasına dikkat edin. Faiz oranları, sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemez.
Gecikme faiz oranı da, sözleşmede yazılı olan kredi faizi oranının yüzde 30 fazlasını geçemez. Tüketici kredisi, belirli marka bir mal yada hizmet satın alınması yada belirli bir satıcı ya da sağlayıcı ile sözleşme yapılması şartı ile verilmişse, malın teslim edilmemesi yada hizmetin yerine getirilmemesi halinde, kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumludur. Kredi verenin ödemeleri, bir kıymetli evraka bağlanması yada krediyi kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır.
Kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, borcun ödenmesini kefilden isteyemez. Yine çözüm organları: Tüketici sözleşmesinde yer alan hususlara aykırı bir durum ortaya çıktığında, sorununuzu ve şikayetinizi öncelikle kredi veren kuruma yazılı olarak iletin. Sorun çözümlenmediği takdirde hakem heyetine başvuracağınızı da belirtin. Buna rağmen sonuç olumsuz olursa, ikamet ettiğiniz yerdeki: Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine , Tüketici Mahkemelerine, Şikayet konusunu içeren bir dilekçe ve ekinde konuya ait belgelerle (sözleşme, ödeme planı vb.) başvurabilirsiniz.
Yazılı dilekçenizde, ne zaman hangi koşullarda ve ne kadar kredi kullandığınızı, ödeme planınızın ne olduğunu, o zamana kadar yaptığınız taksit ödemelerinizi, şikayetlerinizi ilettiğinizde neler olduğunu, ne yapılmasını istediğinizi anlatın. Dilekçenin yerine ulaştığından emin olmak için daha öncede söylediğim gibi özel posta (iadeli taahhütlü) kullanmayı tercih edin.
Bu arada bana soru sormak isteyen, her tür mal alım satımında, hukuki sorun yaşayan, tüketici olarak sıkıntıya düşüp bilgilenmek isteyen olursa da cetkoder@gmail.com adresinden yazışma yapabilir. Ben telefonumu size veriyorum ama her iş ve işlem için telefonum çalınca da her işim aksıyor. Baksanız olmuyor bakmasanız olmuyor. Bir kişi değil, binlerce kişi arıyor. Bu yüzden mail adresime yazsınlar, her türlü karşılıksız ücretsiz bilgilendirmeyi, yol gösterici, dava açacaksa nasıl yazacak ve açacak, başvuruyu nasıl yapacak aktarayım.
Saygılarımla.
MUSTAFA GÖKTAŞ, İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI
Tel: 0532.2822991 e.MAİL: cetkoder@gmail.com, cetkoder06.06.06@gmail.com

24 Temmuz 2008 Perşembe

Bilgi içindir: Toplumsal değişim ve dönüşüm hareketi (*)

Bu bir, toplumsal fikir hareketidir.
Bu bir toplumsal fikir hareketi. Lideri yok. Herkes kendi kendinin lideri olacak.Toplum hazır olunca lider gelir. Bunun adı toplumsal değişim dönüşüm hareketi.Yeryüzünde, ülkemizde ve dünyada ilk defa uygulanacak.Bu, tüm insanlığı ilgilendiren bir hareket:Bu hareket toplumun istediği değişim ve dönüşümden doğmuştur.Bu dönüşüm iyiye, güzele, doğruya doğru sevgiye dönüş hareketidir.Bu hareketin düşmanı yoktur. Herkesi, her kesimi kucaklar.Bu hareketin toplumsal liderliği Türkiye’nindir. Türkiye geliştikçe, dünya gelişecek.Örnek ve mutlu dünya amaç: Her şey kendiliğinden olacak, gelişmeler insanı şaşırtan bir hal alacak. Artık önümüzde yepyeni bir dünya ve Türkiye var. Kimsenin bilemediği ve tahmin dahi edemeyeceği, kendiliğinden doğacak ve ilerleyecek bir hareket. Tüm öz’lerin uyandığı,Uyanan bu özlerin kendini gerçekleştireceği, Artık her şeyin değişmesinin zamanı geldiği birlik ve bütünlüğün gerçekleşeceği, bilincin hızla yayılacağı, sevginin her şeyi kucaklayacağı, Bu bilinç değişiminin ve dönüşümünün hareketi olacak ve bu insanı hayrete düşüren bir gelişme izleyecek. İnsan değiştikçe ve geliştikçe, Türkiye ve dünya gelişecek ve değişecek, değişim ve dönüşümün ritmini ve uygulamasını toplum belirler. Bu hareket Türkiye’de ve dünyada ilk toplumsal hareket olacak.
*Hareket başladı ve hızla yayılıyor.
Bu hareketin önünde durabilecek hiçbir engel ve güç yoktur. Çünkü her şeyi ve herkesi kapsıyor. Kapsamak demek içine almak demektir. Bu sevginin gücünden kaynaklanmaktadır. Bu güç kudretin ve kudretlinin gücüdür. Kudret tanrının verdiği bir güçtür. Bu hareket 3 Mayıs 2008’de başladı ve durmadan ilerliyor. Bu yeryüzünün ve gökyüzünün birleşme, gelişme, değişme ve dönüşme hareketidir. Hareket kalp atışları ritmindedir ve geometrik dizi şeklinde gelişecektir, bu gelişme insanlığı hayrete düşürecektir. Çünkü sevginin hareketidir.Dinleyin doğacak tarihin sesini, örtüler kalkacak, örtülen doğacak. Doğum günün kutlu olsun, bu insanın ve insanlığın doğuşu olacak. Bu bir doğuş ve diriliş hareketidir.
*Dirilen Türk Milletidir.
Dirilen insanlıktır.Dirilişle birlikte birlik, bütünlük gelişir. Değişen insan düşüncesi, gelişen insan ve insanlıktır.İnsanlık artık bunun bilincindedir. Değişen insan, dönüşen toplumdur. Artık insanlığın kaybetme değil, kazanma zamanı gelmiş, çilesi bitmiştir. Bu artık tanrının hükümranlığının yeryüzüne inme dönemidir. İnsanlık için beyaz sayfa açılmıştır, bu sayfanın yazısını insanlık yazacaktır, yazı sevgiyle yazılacak ve yeryüzü sevgiyle dolacaktır, artık bütün dertlerin bitme dönemidir. Kader insanlık için ortak kaderdir. Kaderden kaçılmaz, çünkü kaderimizi hep birlikte oluşturduk, oluşan bu kader sevginin kaçınılmaz kaderidir. Bu kader, suretin asla dönüşüdür. Asıl olan ise tanrıdır.
*Bu öze dönüştür. Konuşan özdür, öz az konuşur öz konuşur, konuştuğu zaman tam konuşur. Konuştukça büyür, büyüdükçe gelişir, geliştikçe amaca varır, amaç insanlığın ortak amacıdır, amacın doğruları insanlar tarafından belirlenir, belirlenen bu amaca birlikte yürünür, yürüyen toplum büyüyen sevgidir, insanlık sevgisidir. Sevgi kendini kendinde tanır. Tanıdığı kişiye döner, bu kendi kendini büyütmedir. Büyüyen insan gelişen ise toplumdur. Toplum geliştikçe insan büyür, insan büyüdükçe toplum gelişir, bu kendi kendini beslemedir. Besleyende beslenen de kendisidir, insanın kendinin kendinden başkası yoktur var olan kendidir.Bu insanın tanrıya, tanrının insana dönüşüdür, kendinin kendine dönüşüdür, bilen bildiren de odur. Bildiklerinizi unutun, unutun ki yeni size gelebilsin, sadece unutun gerisi gelir, bunlar gerçek olsaydı gelinen nokta bu olmazdı, aynı hatalar yapılarak farklı sonuçlara varılamaz, o zaman varılan sonuç aynıysa bu hatalardan kurtulmamız gerekir. Ritim ile mutluluk aynı ilerler, ritim arttıkça mutluluk artar, artan mutluluk mutlu olan insandır. Doğan o,olan o,olduran o. Artık gökyüzü yeryüzüne iniyor. Tanrı yeryüzünde hüküm sürecek. Yönetim devri bitti. Yönlendirme devri başladı.
*Bu hareket, bir fikir hareketidir.
Dünyada ki! bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Eğer dünyada bir eser bırakmak istiyorsak! Fikri harekete geçirmek, birinci işimiz olmalıdır. Toplum benliğine hâkim olsun ve düşünebilsin, yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de, az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir, bir kere faaliyete başladı mı, her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir. Fikrin serbest hareketi ise, ancak ferdin düşündüğünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiği karara göre her türlü teşebbüse girebilmek özgürlüğüne sahip olmakla mümkündür. Teşebbüse geçtikten sonra da kolay sonuç alınır.
*Küçük beyinler kişileri, Orta beyinler olayları, Büyük beyinler fikirleri tartışırlar.Işık olmuş beyinler ise fikirleriyle sistem kurarlar. Hangisi olmak isteriz? Hangisi olmak istiyorsak o yolda yürümeliyiz?
*Bu yol İslam’ın, Türklüğün, Atatürk’ün,
İnsanlığın ve de Hz. Muhammed’in yoludur.
Bu yol, gerçek insan olmaya çıkar. İnsanlık artık yolunu buldu. Yolun, yolculuğun kutlu olsun. Varacağın yer, gideceğin yol belli. Yol ve yolcu insanın kendisi, Bu insanın kendi kendinde yolculuktur. Yoldan, yolcunun kendisi sorumludur. Yolculuk ilerledikçe sorumluluk artar.Sorumluluk arttıkça yolculuk kolaylaşır. Yolcunun, yolun sonunda varacağı yer kendisidir.Bu, insanın kendi kendinde yolculuğudur. Bu yolda yürüyen yolundan ve kendinden emindir.Bu yol, kendi kendinden emin olanların yoludur. Eminin yoludur, emin olanların yoludur.Eminliği, emin olarak bulanların yoludur. Yol, yolda yürüdükçe emin hale gelir. Yolu yürüyen insan, yolu eminleştiren Tanrıdır. Tanrının yolu, emin ve sağlam bir yoldur. Yolda yürürken dur durak yoktur. Sürekli yükselen ve yücelen bir yoldur. Yolda yükselen insan, yücelen Tanrıdır. Tanrı zaten yüce ve yüksektir. Yüksekliğin yüceliğin kutlu olsun. Kutlu olan sen, yücelen yine sen.
*Seni sende, seni kendinde bulanlara ne mutlu:.O mutlular artık burada, Türkiye’de ve dünyadalar. Onlar Türklüğü ve insanlığı yüceltecekler.Zaten kendileri yükseldi. Tanrı yüceldi. Tanrı yüceldikçe Türklük yükselecek, Türklük yükseldikçe Tanrı yücelecek. Türklük, Tanrının şanı, şerefidir. Şeref kutlu, şan yücedir.Artık Türkiye ve Dünya şanlıların ve şereflilerin yeridir. Yeni yerin ve yeni evin kutlu olsun.Kut sensin, kutlu olan sensin ve kut alan yine sensin. Sen ve senden başka kutlu olan yoktur.Bu sendeki, senin, sana yolculuğudur. Bendeki ben, bana şahitlik eder ki, sadece sen varsın ve senin şanın yücedir. Senliğin, benliğin kutlu olsun. Kutlu olan sen, mutlu olan sensin. Senin sendeki, benim bendeki yolculuğun birleşti. Bu yol birliğe ve bütünlüğe çıkar. Birlik, bütünlük gerçek insanın yeri ve makamıdır. O yeri kutlayanlara, o yeri mutlayanlara ne mutlu ki, artık tüm insanlık bu kutlu ve mutlu yere ulaşacak. Yeni evin, yeni yerin kutlu ve mutlu olsun. Gerçek mutluluk, kut bulanların, kutlu olanların hakkıdır. Hak o, hakkı olan o, hakkı alan o. Bu hakkın, hakta seyridir. Seyreden o, seyredilen o. Zaten ondan başka da seyreden ve seyredilen de yoktur ve de olamaz. Olması demek kendi kendini inkâr olur. Hiç insan kendi varlığını inkâr edebilir mi? İnsanın, kendinden başka dostu, kendinden başka düşmanı yoktur.Her şey de kendisi değil mi ki zaten? Kendisini bulup, kendisini bulduğu gün, kendi kendinin kurtarıcısı olacak. Kendini, kendinde bulamadığı gün ise çilesi başlar. Çileyi de yazan O, yazdıran O. Çilesi dolan O, dolduran O. Doldurmak için yolculuk, yolculuk için çile gerekir.Çile; yolcunun, umutla gidilecek yolun, mutlulukla bitecek yolculuğudur. Yol da kendi, yolculuk da kendi, varacağı yer de kendi, var olan da kendi, var eden de kendi. Bu kendinin kendindeki yolculuğudur. Yolun ve yolculuğun kutlu ve umutlu olsun Olmak ne güzeldir, hele de oldurmak ise başka bir güzeldir. Bu güzelin, güzel olanın, güzellikte kendini bulmasıdır. İşte kendi ve işte kendisi, Bu ne güzelliktir. Bu ne ihtişam, Yer ve gök bunu kutluyor. Kutlayan O, kut veren O, kut alan yine O’dur. O artık yeryüzündedir.
*Yeryüzünün çilesi bitti.
Mutlu olanda mutluluk gülleri açar ve de açacaktır. Açan da O,açtıran da O. Yine onun adı, yine onun şanı yükselecek ve yücelecektir. O yolların yoludur. O, yolculara yol açtıranlara yol açmıştır. Bu ne yaman bir hikâyedir ki, hikâyeyi yazan O, okuyan O, okutan O.Ama artık hikâye devri bitti, Kendi geldi. Artık gerçeklerin zamanı geldi. Hikâyedeki mutlu sona yaklaşıldı. Ve de tünelin ucu göründü. Gören de O, gördüren de O. Zaten her şey O değil mi ki? Tabii ki O. Onun ondaki güzelliğini görene ne mutlu. Mutlu olan O, mutluluk veren O, mutluluk alan O, mutluluk dağıtan O. Onun güzellik hazinesi geniştir. O güzelliğin kendisidir.Artık, birlik ve bütünlük zamanıdır. Sadece bu birlik ve bütünlüğe katılanlar kurtulacak.
*Hedef tüm insanlığın kurtuluşu: Kurtulan kurtulacak, kurtulamayanlar da yine de kurtarılacak. Onun hazinesi geniş, O kimseye kıyamaz, O müjdecidir, O kolaylaştırandır, O muştucudur.Muştucular Onun sesinden muştular.Onun sesi insanlığın ortak sesidir.Ses de odur ses veren de Odur.O ondadır.Ne mutlu insandır ki! Onu onda, onu kendinde, kendini onda bulandır.Bulan O, olan O, olacak olan O.Bu onun ondaki seyridir.Seyrin, seyirdeki seyrine doyum olmaz.Ne mutlu seyredenlere.Her şey bizden bizedir.Çünkü olan biziz, olduran biziz.Zaten hep olunan biziz.Biz bizi unuttuk, benliğe daldık.Benlik devri bitti.Bizlik devri başladı.Bu değişimin ve dönüşümün kendisidir.Değişen O, dönüşen O.O olamadan olmaz ki zaten.Zatı O, halkı O, hakkı O.O zata büründü, halk diye göründü.Halk, halkın haktaki adıdır.Onun için halka hizmet Hakka hizmettirİşte hizmetlerin en büyüğü budur.Adı da halka hizmettir.Onun şanı ne büyüktür.Şan, şeref, büyüklük ona aittir; çünkü onlar bütüne aittir.Bunlar bütünün şanı, şerefi ve büyüklüğüdür.Her kim ki, birlik ve bütünlüğü ister, şanlanır, şereflenir.Her kim ki, bu yolda yürür yine şanlanır, şereflenir.Yine her kim ki, bu yolda hizmet eder: O şanlı ve şereflidir.Artık insanlığa şan ve şeref bahşedildi.İnsanlar şanlı ve şerefli olacaklar.Zaten şanlı ve şerefli doğdular, şimdi şanlı ve şerefli olacaklar.Artık olma zamanı.Olan O, olduran O, O onda oluyor, onunla oluyor.Dolan O, dolduran O. Üstelik bu sefer yeryüzünde olduruyor.O ve onun nuru artık Yeryüzünde olacak ve de yerleri ve gökleri dolduracak.Dolan O, dolduran O.O halkta yürüdü, hakta göründü.Yürüyen O, görünen O.Şimdi zaman, toplumsal değişim ve dönüşüm zamanı.Vazife bu.Artık dönüş başladı.Bu dönüş suretin asla dönüşüdür. Aslın surette görünüşü bitti.Aslın asla dönüşü başladı.Başlayan O, başlatan O.O ki, şanlıların şanlısı, yücelerin yücesi,Yücelen O, yücelten O.O aklın kendisi, vicdanın kendisi.Onun eli her şeye erer, gücü her şeye yeter.Eren O, erdiren O,O bilinmezdi, şimdi bilinir olacak.Onu bütün insanlık tanıyacak. Tanıyan O, tanıtan O. Olan onlar, yapan onlar, yapacak olan onlar. Onlar: Onlar, binler, milyonlar, milyarlar. Onlar birlik, bütünlük. Onlar olmadan birlik, bütünlük olmaz. Onlar varsa, bütünlük var. Davaları insanlık davası, Bu davada yürüyenler için tek bir sonuç vardır; mutlak başarı. Çünkü mutlak olan O, görev ondan. Onlar yolunda yürüyen yolcular. Onlar şimdi sadece, ufku değil, ufkun ötesini de görüyorlar ve oraya yürüyorlar. Yürüyen O, yürüten O. Bu yürüyüş kutlu bir yürüyüş. Artık bu yürüyüşün geriye dönüşü yok.
*Hep ileri, daima ileri:
İlerleyen yol alır, duran düşer. Düşmemek için ilerlemek gerekir, İlerleyen O, ilerleten O. Oysa olan O, yapan O. Bu asır, asrın, asra şahitlik asrıdır. Bu görülmedik, duyulmadık bir asırdır. Bu asrın başlangıcı için yeryüzü ve gökyüzü birleşerek bayram ediyor. Bu bayram, bayramların bayramıdır. Ey insanoğlu! Bayramın kutlu olsun. Bu bayram bitmez. Bu şenlik bitmez. Çünkü sonsuza dek sürecek. Sürecek O, sürdürecek O. Onun ondaki bayramı ve şenliği, Bu bayram bitmez. Bu şenlik bitmez. Çünkü bu insanlığın bayramı ve şenliğidir.Şenliğin kutlu olsun, Doğum günün kutlu olsun, Ey insan, yeniden doğdun. Doğum günün mutlu olsun. Ve de sana müjdeler olsun. Müjdeleyen O, müjdeleten O.
*Ey insanoğlu!
Artık, barış ve mutluluk başlasın. Bu barış, barışla kurulacak. Savaş devri bitti. Savaşla barış kurulamaz, Ve de kurulamadı. Artık barışla, barış kurulacak. Artık sürekli barış devri başlayacak. Bu barış, insanın kendiyle, Milletlerin milletlerle, Dünyanın evrenlerle, Barış devri olacak. Barışan O, barıştıran O Kut veren O, kutlu olan O Ey insanoğlu! Bildiğin tüm hikâyeleri unut. Bu yükü at sırtından. Artık sana gerçekler anlatılacak. Onları anla, Dolman için boşalman gerek. Zaman doldu hareket başladı. Başlayan da O, başlatan da O. Olan olması gerekendi, Şimdi olması gereken olacak, İnsanlık kurtulacak. Kurtulan O, kurtaran O. Ey! Gökyüzünde yüceler yücesinde olup da, Yeryüzünde alçakta gezenler,Zaman bu zaman.
*İşte o beklenen zaman.O zaman geldi ve çattı. Bekleme zamanı bitti. Hareket zamanı başladı. Ve hareket gittikçe ivme kazanıyor. Kazanan O, kazandıran O. Ey! Sırların sırrı, İnsanlık sahte sırrın peşinde koşarken, İnsanlık sırrı çözemeden, Ulaşacak sırrın sırrına. Sır demek, bilinmeyen şey demek.Sen bilinmezken, bilinir oldun. Bunu seçen sensin, Olan sensin, olduran sensin. Bunu yazan benim, Yazdıran sensin. Oysa bende benim, bende sensin Sende sensin, bende sensin. Olan sensin, olduran sensin. Övülen sensin, övülmeye layık olan sensin.
*Ey insanlar!
Kuşku ve korkularınızdan kurtulun. Kuşku ve korku vermek iblisin ve adamlarının işi,Onların işi bitti. Şimdi sevgi çağı başladı. Korku iblisten, Sevgi Tanrıdan, Artık, Tanrının hükümranlığı yeryüzüne indi. Yeryüzünde sevgi hüküm sürecek. Hâkim olan O, hükmeden O.Hüküm süren O, hüküm sürdüren O. Sevgi: insanın ve dünyanın mayasıdır. Bu maya tuttu.İnsan, sevginin kendisi olacak. Dünya sevgiyle dolacak. Dolan O, dolduran O. Sevgi olanlara ne mutlu ki, Dünyayı ve evrenleri sevgiyle dolduracaklar. Dolan dünya, olan sevgi, Sevgi, dünyada doğdu, dünyada büyüdü. Büyüyen O, büyüten O. O büyük gün geldi çattı. Asrın, asırla imtihanı, İnsanın, insanla imtihanı başladı. Bu, insanın kendi kendiyle imtihanı,İmtihan eden o, imtihanı veren o, verdiren o. Soru kolay, Değişim ve dönüşümü kabul ediyor musun? Etmiyor musun? Kabul edip bu yolda yürüyen imtihanı geçecek. Kabul etmeyen kalacak. Ve de tekrar çile başlayacak. Oysa, kabul eden için sevgi ve mutluluk başlayacakBarış gelecek. Barışın kutlu, sevgin kutlu olsun. Kut olan o, kutlu olan sensin. Barışın kendisi, sevginin kendisi de sensin.
***Bugün, 9 Haziran 2008.
Yeryüzü değişti, gökyüzü değişti.
Gökyüzündeki yeryüzüne indi.
Şimdi, yeryüzü gökyüzüne çıkacak. Yeryüzüne inen, ötelerin ötesi, Çıkacak olan insan. Ey insanoğlu! Artık, ötelerin ötesine geçmen için bilgin ve duan var. Bilgiyi alan sen, duayı alan sen. Bilgiyi veren O, duayı kabul eden O. Ey insan! Yeryüzü değişiyor, dönüşüyor. Sen de değişip dönüşeceksin.Bu değişimin ve dönüşümün gücü senin içinde. İçine dön. İçindekini uyandır.
***Güç sende.Şimdiye kadar o senden ayrı, sen ondan ayrıydın. Şimdi bilişme buluşma zamanı geldi.Sen onu bilecek, o seni bilecek. Ve de sen kendini bileceksin. Kendini bilen her şeyi bilir.Her şeyi bilen kendini bilir. Bilen de o, bildiren de o. Kendini bilen onu bilir. Onu bilen kendini bilir. İnsanlık çileden kurtuldu. Şimdi oyunun değil, gerçeklerin zamanı. Bu zaman biz insanlık elçilerinin zamanı.
*Asır, insanlık elçilerinin asrı. Zamanın da, asrın da kutlu olsun. İnsanlık artık mutlu olsun. Mutluluğun daim, güzelliğin kaim olsun… ***Ey İnsan! 9 Haziran 2008
Bir yalan ne kadar hızlı yol alırsa alsın, gerçek yetişip onu geçer. Yalanlar hızlı yol aldı ama artık gerçekler geliyor. Tanrının değirmeni yavaş öğütür ama öğütünce tam öğütür. Gül sunan bir elde daima gül kokusu kalır ve de gül dikenler arasında yetişir. Gül olmak istermiyiz?Gül sunan el olmak istermiyiz? Aynı hataları yaparak farklı sonuçlara ulaşamayız. Aynı adrese giderek farklı bir yer bulamayız. Farklı bir yer bulmak istiyorsak, farklı adrese gitmeliyiz. Unutmayalım! Biz değişmeden Türkiye de, dünya da değişmez. Biz, kendimiz değişmeden, başkalarının değişmesini nasıl isteyebiliriz? Eğer ki! Kendimizin, çevremizin, Türkiye’nin ve dünya’nın şu andaki durumundan memnun değilsek, Ve de bu durumu değiştirmek istiyorsak, Önce kendimizi değiştirelim. Kendimizi değiştirdiğimiz zaman, Göreceğiz ki her şey değişecek. Yeni bir insan. Yeni bir Türkiye Yeni bir Dünya doğuyor.Düşlerimizdeki Türkiye’yi ve dünyayı hep birlikte kuralım. Mutlu bir dünya için örnek Türkiye.
*Ey insanlık!Tarih Türk’le başladı, Türk’le devam ediyor. Türk’le devam edecek. Türk olmadan tarih olmaz. Türk olmadan insanlık olmaz. Türk, insanlığın yol gösteren güneşidir. Bu batmayan güneştir. Batmayacak güneştir. Sadece Türk’e eştir. Türk demek zaten güneştir. Ey Türk evladı! Seni hiç bilemediler. Seni hiç anlayamadılar. Oysa sen Tanrı tarafından İnsanlığa güneş olarak yaratıldın. İnsanlık için güneş neyse, Sen o sun. Artık senin devrin başladı.Artık sahnede sen varsın. Seni başka tanıtanların. Seni başka tanıyanların devri bitti. Gerçek olan senin devrin başladı. Sen varsan gerçekler var. Sen varsan sevgi var. Sen varsan barış var. Sen varsan özgürlük var. Sen varsan mutluluk var. Senin olmadığın yere, Güneş doğmaz,Senin olmadığın yere, Barış gelmez. Senin olmadığın yere Sevgi gelmez, Senin olmadığın yere Özgürlük gelmez, Senin olmadığın yere Mutluluk gelmez, gelemez de. Ve gelemedi.Ve de getiremediler. Çünkü güneş sensin. Çünkü barış sensin. Çünkü sevgi sensin. Çünkü özgürlük sensin. Çünkü mutluluk sensin. Bunlar seninle vardır. Senin olmadığın yerde.Bunlar olmaz. Ve de olamadı. Artık olacak. Çünkü tarih sahnesinde sen varsın. Başlattığın tarihi devam ettireceksin. İnsanlığa güneş olacaksın. İnsanlığın yolunu aydınlatacaksın. Türklüğün kutlu olsun.
*Ey Türk evladı! Ayağa kalk diril,Diri olan yalnız sensin.
Kendine dön.
Özüne dön.
Mayana dön. Sana başka maya çalmaya kalktılar. Tutmadı ve de tutmaz. Senin hamuruna Tanrı öz mayasından kattı. Senin mayan öz mayadır. Özün mayasıdır. Başka mayalar senin hamurunu ekşitir, Ve de ekşitti. Bu iblisin mayasıydı. Onun mayası nefistir, egodur. Şimdi öz mayana döndün. Bu maya tuttu. Çünkü bu maya Tanrının mayası. Yeniden öz mayayla mayalanan Türk evladı! Artık sen örnek olacaksın. Artık sen lider olacaksın. Artık sen mutlu olacaksın. Senin ülken mutlu ülke olacak.Senin ülken lider ülke olacak. Senin ülken örnek ülke olacak
***VE DE;
İnsanlık seni ve ülkeni örnek alacak. Çünkü sen! İnsanlık vasıflarıyla bezenensin.İnsanlar özlediği vasıfları sende görecek. Senin yüzün ne tarafa dönse, Orayı aydınlatacak.Senin sözün nereye gitse, Orayı mutlandıracak. Senin yüzünü kim görse, Aydınlanacak.Senin yüzünü kim görse, Mutlanacak. Aydın olan sensin, aydınlık olan sensin. Mutlu olan sensin, mutlu eden sensin. Sen güneşsin. Sen güneşler güneşisin. Sen insanlığa eşsin. Senin adın başka. Senin tadın başka. Tanrı devlet güneşini Türklerin burcunda yarattı, Feleği de onların mülküne uygun şekilde devrettirir. Onları Trk diye adlandırdı ve dünyaya hakim kıldı,
Onları zamanın kağanları olarak yüceltti. Zaman ehlinin yularını onların eline verdi.
Kaynak : Kaşgarlı Divanı Lügatit Türk s. 43
*TÜRK;
Hem, Bir millet adı, soydur, Hem de; Kavramsal olarak; evrensel ( kozmosa dair ) , tanrısal, tanrıya bağlı, tanrı ( evren ) güvencesinde, evrene dayanan, evrenden gelen, varlık, olgu anlamına gelmektedir. Yazıtlarda “türök“ bir kültürel, toplumsal nitelik olarak kullanılmıştır.
Türk sözcüğü; Tür ve Ök sözcüklerinden oluşmuş bir bileşik sözcüktür.
Burada;
* Tür: 1. Çeşit; 2. Ortak özellikleri olan bireylerin tümü ; 3. Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu bir mantıksal kavram . Anlamında bir adıldır.
* Ök: 1. Güvenceli bağ, yaşamsal güvence ( kaynağı ), yaşama dayanağı, yaşamsal destek. 2. Gök, tanrı, tanrının görüntüsü (temsilcisi) kağan. 3. Tanrısal olan, kutsal olan, evrensel olan. Anlamında bir adıldır.
*TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM HAREKETİ KARARINI VER! YOLUNU SEÇ!
Okuduk ne olduk? Okuduk bilgi çöplüğüne döndük. Bir sürü işe yaramaz bilgileri,Sırtımızda taşır olduk. Üstelikte bu bilgilerin, Egosuna kapıldık. Kendimizi bir şey biliyor sandık. Sadece okumakla adam olunsaydı. Herekse adam olmuştu. Böylece de sıkıntılardan kurtulurduk. Bugün aksine; Sıkıntılarımız artı. Dünya yaşanamaz yer oldu. Üç kuruşluk menfaat için, Birbirimizi boğazlar olduk. Ey insanoğlu! Şu durumuna bak? Bu sana yakışıyor mu? Durumundan memnunmusun? Huzur ve rahattamısın?Dünyana; Sevgi ve barış mı hakim? Yoksa, Savaş ve gözyaşımı? İşte, Bütün bunları düşün? Cevabını ver. Kararını ver. Yolunu seç. Bugünkü yoluna devam mı? Yoksa başka bir yol mu? Eğer kararın, Başka bir yoldan gitmekse, Değişim ve dönüşümü seç.Bu yol seni kurtuluşa götürecek. Bugünkü yolun sana faydası yok. Bu yol çıkmaz yol.Bu yoldan ayrıl. Sana faydasız ilimden, Tanrıya sığın. Sadece okumakla olunmaz. Tanrının ilmine gir. Değişim ve dönüşümün yolunu gir. Bu yol seni Tanrıya götürecek.Bu yol seni huzura götürecek. Bu yol seni barışa götürecek. İşte bugünkü halin. İşte sana vaat edilenler. Tercih senin. Yol senin. Yolu yürüyen sensin. Yolcu sensin. Kimsenin kimseye faydası yok. Kendini kendin kurtaracaksın. Değişim ve dönüşümün yolu, Kurtulacakların yolu. Kut alacakların yolu. Kut veren Tanrı. Kut alacak sen.Bugünkü yolda, Sıkıntı ve ızdırap veren iblis. Sıkıntı ve ızdırap çeken sen. Tercihini yap.Hangi yolda yürümek istersin? Tabii ki Tanrının yolunda Çünkü; Bu yol emin bir yoldur. Bu yol emin olanların yoludur. Bu yolu emin kılan Tanrı, Bu yolda emin olan sensin. Bu yola düş. Bu yolu yürü. Sana yakışan budur. Ve de bu olacaktır.
*EY İNSANOĞLU!
Ey insanoğlu!
Asrının sorumluluğu sende. Sorumluluğunu bil. Sorumluluğunu bilmeyenlere hatırlat. Ele ele ver. Birlikte ol. Birlikte yürü. Birlikte yürüyün. Birlikte olanlar, Kurtuluşa giderler. El ele verenler, Barışa ulaşırlar. El ele verenler, Paylaşırlar.Paylaşmayı bilirler. Paylaşmayı öğrenirler. Paylaşmayı bilmemek iblisten. Paylaşmayı bilmek Tanrıdan. Eğer paylaşmayı bilmiyorsan, İblisin yolundasın. Eğer paylaşmayı biliyorsan, Tanrının yolundasın.
***Ey insanoğlu! Yolunu seç.
Tanrının yolunu seçenlere ne mutlu. Onlar ebedi kurtulanlardan olacak.
(*) Toplumsal Değişim ve Dönüşüm hareketi:
Bu hareket; Türk Milletinin ve İnsanlığın ortak vicdanından alınan bilgiler ile başlamış olup bu onların ortak vicdan sesidir.
Bu sesi duyup bu sese cevap verenlerce düzenlenen bu blog yine onlarca yürütülmektedir.
Buradaki yazılar Türk Milletine ve İnsanlığa aittir. http://www.ddhareketi.blogspot.com/
"Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Hoca'ya"
Rektörlük Önerisi
Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK "Gerçek aydın bunalımı" başlıklı, 23 Temmuz 2008 tarihli Hürriyet'de yer alan makalesinde, bilinç sözcüğünü kullanıyor.
Örneğin, “Aydın, toplumu uyandıran, bilinçlendiren, bunun için meydan yerine çıkan öncüdür", “ Aydın bilinçlendirecektir ki, siyasetçi bu bilinci eyleme çevirsin” diyor…
Aşağıda sayılan alanlarda yaptığımız, yaklaşık 20 yıldır devam eden çalışmalarda edindiğimiz birikimden yola çıkarak geliştirdiğimiz “bilinç” kavramı fiil olarak kullanıldığında nesne alamaz. Yani geçişsiz fiil (intranstive verb) dir. Kişi kişiyi bilinçlendiremez, bilgilendirebilir. Bilinç, sorumluluk içerir. Sözlükte, bu kavramın, "yeti" olarak tanımlandığı görülüyor. Yeti sorumluluk öngörmüyor...
Biz birkaç kişi; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, imar, milli servet ve her şeyi devletten bekleme alışkanlığı gibi alanlarda yaptığımız "okul dışı eğitim" olarak tanımladığımız, “salih amel” olarak değerlendirilebileceklerine inandığımız çalışmalarla bilinçlendik. Bilinç anlayışımız sözü edilen alanlardaki davranışlarımızda tezahür ediyor. Örneğin, trafik bilincimiz trafik kurallarına uymakla sınırlı kalmıyor, uymayanları uyarma, uyardıklarımıza, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını önerme sorumluluğunu da öngörüyor. Bu sorumluluk zincirleme reksiyonu anımsatıyor. Atom bombasını hatırlatıyor…
Trafik kurallarının okullarda ve sürücü kurslarında öğretildiği, kurallar yeterince bilindiği, buna karşın, trafik sorununun bir türlü çözülemediği, teröre benzetildiği düşünülecek olursa, toplumun bu bağlamda bilinçsiz, bizim deyişimizle, “bilinç yoksulu” olduğu söylenebilir.
Ne var ki, geliştirdiğimiz “trafik bilinci”ni, bu kavramı, Cumhurbaşkanlarına (Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’e) anlatamadık. Aslında, anlatamamak kaçınılmazdı. Bir toplum bilinç yoksulu ise, o toplumun fertleri olan cumhurbaşkanlarının da bilinç yoksulu olmalarından daha doğal bir şey olamazdı. Bu eşyanın tabiatına aykırı olurdu…
Bizler; toplumu "bilinç yoksulu" olarak nitelerken, diğer taraftan, yukarıda sözü edilen çalışmaları yapmazdan önce “bilinç yoksulu varlıklar” olduğumuzu ikrar etmeyi de ihmal etmiyoruz....
Okul dışı eğitim çalışmalarını yaparken, yukarıda sayılan alanlardaki toplumsal sorunların çözümünden, bizler gibi dolaylı değil, doğrudan sorumlu olan kamu görevlilerinin çalışmalarımıza engel olmalarının yol açtığı "MOTİVASYON" un da etkisiyle olacak, bilinçlenmekle kalmadık, "bilinç bağımlısı" da olduk...
Bizler, bu ülkede çevre, tüketim, trafik, vergi v.b. konularda yaşanmakta olan sorunlar dikkate alındığında, bilinç bağımlısı olmanın, toplumda bu gibilerin sayısını çoğaltmanın öneminin yadsınamayacağını savunuyoruz…
Sadede gelecek olursak: Sayın Öztürk'ten, bu açıklamaları dikkate alarak;
(a) Başta sözü edilen makalesinde “barışsever ve iyiliksever” olarak nitelediği MUHLİS sözcüğüyle tanımladığı varlıklar arasında sayılıp sayılamayacağımız hakkında bir değerlendirme yapmasını,
(b) Daha da önemlisi, EYLEM, AMEL ve EMEK ürünü olup, "BİLİNÇ ÇAĞI" na öncülük edeceğine inandığımız BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ’nü kabul etmesini,
(c) Böylece, Cumhurbaşkanlarımızın GÖZARDI ettikleri çalışmalarımıza sahip çıkmasını, BEKLİYORUZ.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Geçici REKTÖRÜ; Daha da önemlisi: BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNÜ kabul eder; Eylem, Amel ve Emek ürünü olan bu oluşuma, eş deyişle, "BİLİNÇ ÇAĞI" na öncülük görevini üstlenir; Cumhurbaşkanlarının GÖZARDI ettikleri bu girişime sahip çıkar; ELİMİZDEN TUTAR mı!.. acaba? Diye düşünüyorum!.. (24 Temmuz 2008)
***
DEĞİŞŞŞŞŞŞ!..
EY HALKIM!... (*)
Türk halkı hükümet değiştirmeyi seviyor.
Bazen teneke tava çalıyor, bazen ışıkları yakıp söndürüyor, bazen de sandıkta oy kullanıyor. Hükümet değişince her şeyin düzeleceğini sanıyor. Ama kendisi değişmiyor.
Örneğin: Çevreyi kirletmeye, aşırı tüketmeye, sağlığa aykırı alışkanlıklar edinmeye, trafik kurallarını çiğnemeye, vergi kaçırmaya, rüşvet almaya-vermeye, iş ahlakına saygısızlık, milli servete zarar, devlete hasar, imar yasasına aykırı tertip-tasarruf ve her şeyi devletten beklemeye devam ediyor. Eş deyişle Kırmızıda geçiyor; İnsani Boyut ve Bilinç Toplumu’nun olmazsa olmaz ilke ve değerlerini pervasızca ihlal etmekten kaçınmıyor, vazgeçmiyor…
VAZİYET: “Eski tas, eski hamam yasası” (Orman Kanunu) işliyor.
Giden geleni aratıyor. Türk halkı, “layık olduğu gibi” yönetiliyor.
Cumhuriyet kurulalı İnönü, Bayar, Menderes, Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Yılmaz, Akbulut, hükümetleri (daha niceleri) geldi geçti. Ne değişti?
Demem o ki, çözüm, hükümetin değil, halkın değişmesinde…
Öyleyse
, Ey halkım! Bir kere de kendini değiştirmeyi denesen ya!.
Çevreyi kirletmesen, aşırı tüketmesen, trafik kurallarını çiğnemesen, vergi kaçırmasan, rüşvet almasan-vermesen, imar yasasına aykırı işler yapmasan, milli servete zarar vermesen, iş ahl
akına saygı göstersen, her şeyi devletten bekleme alışkanlığını terk etsen, eş deyişle kırmızı çizgileri’ne uysan ve “KIRMIZIDA DURSAN”… Ne olur bilir misin, ey halkım? KIYAMET KOPMAZ, ama Türkiye Muasır Medeniyet’i aşar; AB ve ABD yalakalıklarına gerek kalmaz. Bu sana yetmez mi?
Hadi benim, Aziz Usta’ya:

Utanırım aldıklarım demeye
Gücüm yetmez borcun ödemeye
Bende hakkın çoktur halkım
Değil böyle bir Aziz
Bin Azizler olsa yetmez
Aldığını vermeye
Utanırım hakkını helal et demeye
Dünya durdukça durasın…
DEDİRTEN HALKIM !
Ne olur! bir kerecik denesen!
Biz birkaç kişi bunu başardık. Değiştik.
KIRMIZIDA DURUYORUZ.
Durmakla da kalmıyoruz, geçenleri uyarıyoruz. Sadece trafiğin değil, “toplu yaşamanın öngördüğü kuralların tümüne uyuyoruz, uymayanları u
yarıyoruz”…
SONUÇ: Zengin olmadık. Başımız göğe de ermedi. Ama bir şeyi çok iyi öğrendik: “Namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu; Bilinçli iktidar seçmenin zorunlu olduğunu ve Hükümet değiştirmenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gerçeğini ve işa yaramayacağını”…
(*) Bu çalışma
http://ddhareketi.blogspot.com/ (Toplumsal Düşünce Hareketi) yönetimi tarafından Üniversitemize gönderilen 15 sayfalık bir beyanname ve bildiri’nin incelenmesi ve değerlendirmesi sonucu (lüzumuna binaen) hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Esas amaç: Düşünen, doğru ve dürüst yaşayan, bilinçli toplum olmaya davettir. 24.7.2008
Galip BARAN; REKTÖR
Bilinç Üniversitesi, Turgutreis-BODRUM
TEL: 0252.382 34 77 – 0535.844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com, galipbaran@mynet.com

19 Temmuz 2008 Cumartesi

SAYIN "REKTÖR" HAKKINDA...

FENA'MI ?.. YOKSA !.. İYİ Mİ OLDU ?.. (yeni versiyon)
Mustafa Nevruz SINACI
Şu sıralar kamuoyunda tartışılan pek çok konu var.
Bir bölümü topluma zoraki dayatılan ve illâ gündemde tutulmak istenen Ümraniye soruşturması veya Ergenekon adı ile müsemma kâbus gibi korkunç, muğlâk ve muamma kavramlar ve karanlık iddialarla dolu, sebep ve sonuç ilişkisi kördüğüme dönmüş, gizem yüklü, garip ve enteresan bir süreç...
Allah sonunu hayırlara vesile kılar, adalet ve hukuk tecelli eder inşallah.
Ancak, siz kopartılan vaveylaya bakmayın aslında bu halkı fazla ilgilendirmiyor. Gerçek gündemde daha ciddi, ağırlıklı ve önemli konular var.
Açlık, yokluk, yoksulluk, fahiş düzeyde pahalılık, zenginlikle fakirlik, sanal enflâsyonla gerçek enflâsyon arasında derinleşen uçurum, yalan-talan, kayıt-kapsam dışılık, yolsuzluk ve suiistimaller gibi meselâ.
Her ne hikmetse malum ve mel’un akredite medyanın iştigal alanı dışında bunlar.
İnsan hakları derneklerinin ve (maalesef) bunları insanlık suçu olarak kabul ve telakki etmeyen, failleri hakkında işlem yapmayan Cumhuriyet Savcılarının da hiç umurunda değil.
Amma! Halk arasında “Milli Kahraman” olarak anılan, dünyanın ilk ve tek “Bilinç Üniversitesi” ni kuran Galip Baran bütün bu konuların sanki tek ve yegâne sahibi.
S.Demirel’den A.Gül’e kadar son üç Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve vekillere aşağıda özetlenen mealde sürekli mektuplar yazmış. Halkın ıstırap ve şikâyetlerini iletmiş. Alternatif projeler ve çözüm yollarını bildirmiş. Yıllar süren “sarsılmaz irade, inanç, güven ve kararlılıkla verdiği” mücadele sonuç vermeyince bir açıklama gereği duyuyor.
Açıklama şöyle: “Başbakan, Bakanlar ve millet-vekilleri hariç sadece son üç Cumhurbaşkanına “devlete sahip çıkmaları” ve bizim ‘okul dışı eğitim’ çalışmalarımızda öğrenerek halka öğrettiğimiz gibi; Görevlerini tedvir ettikleri (etmekte oldukları) yıllarda karşılaştıkları sorunları yenmeleri, üstesinden gelmeleri ve zorlukları aşabilmeleri için ilim-fikir, öneri ve bilimsel proje içeren; Süleyman Demirel’e 3, Ahmet Necdet Sezer’e 10 ve Abdullah Gül’e 1 olmak üzere toplam: 14 dosya göndermek suretiyle başvurdum.
Ama maalesef “derde deva” bir sonuç alamadım.
Yerimde olsaydınız, siz ne yapardınız? Ben onların yerinde olsaydım, en azından Galip Baran’ı köşke çağırır, yüz yüze konuşurdum. Sanırım, çok da iyi olurdu... Bunu gören, onlarca, belki yüzlerce insan; “Seni, Cumhur-başkanı bile ciddiye almıyor” demez, beni yalnız bırakmaz ve ‘devlete sahip çıkma bilinci çığ gibi büyürdü’. Belki onları görenler de benzer çalışmalar başlatır bana “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” diyenler, ne kadar artış kaydedip çoğaldığımızı görürlerdi. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
Yerimde olmadınız, yardımcı da olamadınız. Vekil de seçmediniz!..
Sonuçta benim gibilerin sayısı çoğalmadı. Ama ben, “ölünceye kadar” diyerek sevgili halkıma bağımsız Milletvekili adayı iken taahhüt ettiğim: Her kavşağa bir Galip, (Sabah, 16.12.1997) “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı tek başıma da olsa sürdürüyorum. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
Şu da var ki, beni ciddiye almamanızın, destek vermemenizin ve yalnız kalışımın yol açtığı motivasyondan olacak, insan davranışlarını araştırdım. Bu sayede “bilinç” konusunda uzmanlaştım. Bilinç bağımlısı oldum. Sonuçta bir “Bilinç Üniversitesi” kurdum. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
“Yönetimi denetleme ve devlete sahip çıkma” yı böylesine önemsememden olacak “yasa bağımlısı” da oldum. Devlete herkesten daha çok sahip çıkmağa başladım. Fena mı oldu, iyi mi oldu?” diyor ve soruyor: Galip BARAN: “Peki, siz, şimdi ne yapıyorsunuz?”
Halinizden, hayatınızdan, hal-vaziyet, durum ve gidişattan memnun musunuz?
**GERÇEK GÜNDEM; Mustafa Nevruz SINACI
Sorumlu vatandaş, yasa bağımlısı Galip Baran
’ın yakınmalarını dün bu sütunlarda okudunuz. Orada, gerçek gündemi, insan-birey ve vatandaş bağlamında yaşanan gerçek karşısında yapılması gerekeni her halde anladık, apaçık gördük ve algıladık.
Zira devlet bizim. Türkiye de Türkçe yayınlanan yabancı kaynaklı kartel medyasının aksine; Milli devlet ve milli mücadele banisi, “özgür, adil, hür, hâkim ve hükümran Türkiye” yanlısı yerel basın, bölge basını ve internet gazetelerinin halkın gönül hanesine seslenen, aklına hitap eden sorunsal şu: Milletin kahir ekseriyeti mahvolmuş bir haldedir.
İltimas tek geçer akçe. Rüşvetsiz iş ve ihale alınamıyor. Avantasız iş yapılmıyor.
Yolsuzluk gasp, suiistimal had safhada, ülke baştanbaşa, tam bir sorumsuzluk, basiretsizlik ve aymazlıkla AB sevdası uğruna dipten düze yağmalanıyor.
Osmanlı’nın son yıllarında da durum aynı değil mi idi?
Eğitim amacını yitirdi, yönetim kalitesi tabana vurdu..Koca koca üniversiteler tahsilli hırsız, yolsuz, çete-mafya, anarşist-terörist ve tedhiş elemanları üretiyor. Sanki ülkede alim ve akil adam kalmamış gibi, AB ve ABD’den, Büyük Atatürk’ün şiddetle men ve reddettiği batıdan, kötü batılıdan medet umuluyor. Büyük bir onur kaybı bu…
Oysa ilim evrenseldir. Müminin yitik malıdır. Nerede bulursa almalı, halkı için kendi ülkesinde, öz insanı yararına hayata geçirmelidir. Binlerce yıllık Türk medeniyeti ve “Medeni Siyaset” geleneği bunu gerektirir. ‘Gelin yapın, gelin alın” demeyi değil!..
Bu basitliktir. Acizliktir. Basiret ve beka noksanlığından ileri gelir..
Adalet ahlâkı, hukuk ilkeleri, siyaset ve yönetim bilimine aykırıdır.
Şimdi akıllı, imanlı-şuurlu, milliyetçi-memleketçi ve bilinçli olmak zamanıdır.
Bakınız karşımızda yer alan dost, müttefik ve müşterek maskeli haydutlara, ne kadar bencil, çıkarcı, menfaatperest ve emperyalistler. Cumhuriyet bunlara karşı kurulmadı mı? Devlet halk ile kaim ve millet iradesi ile daim denilmedi mi? Yoksa şu zamanın mesulü vekil ve vükelânın okuma yazması da mı yoktur. Yahut bu, anlama, algılama kabiliyetsizliği mi?
Başta Atatürk olmak üzere, kimse medeni devletlerle ilişki kurmayın ticaret yapmayın, dünya devleti olmayın demedi. Aksine eşitlik-mütekabiliyet kaydı şartıyla bunu teşvik ettiler.
NE AB’Sİ KARDEŞİM !...
Milletin sırtına yük, ağırlık, borç ve sıkıntı getirecek, getirdiğinden çok daha fazlasını götürecek bir sömürü düzeninde bu ülke ve halkın işi ne? Daha şimdiden millet batmış. Esnaf ve zanaatkâr çökmüş. Tarım-toprak, ziraat bitmiş. İşsizlik, açlık, yokluk-yoksulluk almış yürümüş. Yalan-talan, yolsuzluk-suiistimal, nitelikli dolandırıcılık, görev ihmali, anarşi-terör-tedhiş olabildiğince büyümüş. İşte tefessüh etmiş batıdan ithal kültürün eseri bu..
Ümraniye iddianamesi açıklandı. Şapka düştü kel göründü. Darbe faili zanlılarla demokrasi havarileri birbirine karıştı. Dillerde dolaşan isimlerin % 90’ı dışarıda medya sahibi, eski bakan, vekil, büyük iş (!) adamı, hatırlı-nüfuzlu, muteber yurttaş rolünde! Karşımıza bir ördüğüm çıkmış durumda. Allahtan korkmadan, milletten utanmadan Ergenekon adıyla tanımlanan organizasyonda anarşi-terör-tedhiş zanlılarından, kıdemli mason, misyoner, dönme-devşirme, koza ve kriptolara kadar her melânet var. Bu ne iş? Mesele vatan kurtaran Şaban komedisine dönüştü. Olay: Tam teşekküllü “temiz eller” operasyonunu zorunlu kılıyor.
Ey Hükümet, Yargı yahut Yasama! Yapın artık şu “TEMİZ ELLER” Operasyonu’nu daha ne bekliyorsunuz? Sanki başka çare mi var? Elbette yok.
Abdullah Gül, Recep Tayip, bakanları ve partisine sorarlar:
“Yoksa bir korkunuz, çekinceniz, karanlık maziniz ve meş-um bağlantılarınız mı var? Hüküm, hikmet ve adaletle ifa edemediğiniz ‘yürütme’ bu kadar tatlı, kârlı, kazançlı, cazip ve dayanılmaz mı geliyor. Şart mı? Bunca şaibe altında parlamenter kalmanız?
Açın adalet ve hukukun önünü, çözün Cumhuriyet Savcılarının elini.
Beklenen ve istenen: Adaletin tecelli-i ve “Hukuk Devletinin” avdetidir o kadar.
***VATANDAŞA DÜŞEN GÖREV; Mustafa Nevruz SINACI
Yarım asır önce yolu kesilen ve alçakça bir ihanetle çökertilen milli rejim şimdilerde ayağa kalkma, kendine gelme, aslına dönme ve tekrar Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbı yoluna girme mücadelesi veriyor, verebiliyor. Denk gelen tarih ve dönem çok önemli;
Şöyle ki, tüm dünya hızlı bir kaos-karmaşa, bunalım-buhran ve krize sürükleniyor.
Kendi kendine değil, yedi kız kardeşlerin başını çektiği evrensel bir çete tarafından.
Bu çete: Papalık (babalık)’tan feyiz, destek ve ilham alan “ilâh+silâh+ilâç” tacirleridir.
Sözde yenidünya düzeni, globalleşme ve küreselleşmenin ‘Küresel Emperyalizm” nam ve hesabına ‘organize suç örgütü’ bunlar. Bazı geri zekâlı, safdilli veya paralize tiplerin ileri sürdüğü gibi NATO tipi gladyo falan değil. Özellikle Türkiye için hiç değil. Düpedüz sivil ve siyasi organizasyon, Türkiye için birileri böyle konuşursa bilin ki o da bu menfur yapının ta göbeğindedir. (Bak: Genelkurmay Özel Harp Dairesinin kuruluş tarihi ve kuruluş amacına)
Şu an için Oxford dâhil dünyanın en şöhretli üniversiteleri bu düzeni tahkim edecek prototipler yetiştiriyor. Atatürk’ün dediği “Yurtta ve dünyada sulh” adalet, eşitlik ve hukuk sağlayacak, insan haklarını sağlamlaştıracak “özne” şahsiyetler değil! Bizde de durum aynı.
Yani sonuçta insanlık yaradılış amacı olan barış, hürriyet, adalet, refah, zenginlik ve mutluluk yerine koşar adım felâkete gidiyor. Sürükleniyor. Türkiye de bu azgın dalgaya zorla sürüklenmek isteniyor. Meselenin özü bu, oysa Türkiye insanlık dışı ‘İnsani Boyut ve Bilgi Toplumu’ karşıtı emperyalist ülke olamaz. Bu menfur olgu, ilim dışı tertip ve teşebbüs Türk insanının doğasına, inancına ve bütün âlemin esasta fıtratına (yaradılış amacına) aykırıdır.
Ama ne var ki, yarım asra yakın süredir virüs bedene sokulmuş ve tahribatını hayli ilerletmiş bulunmaktadır. Afganistan, Irak, Sudan ve Pakistan pisi-pisine hastalığın pençesine düşmüş, İran ve Türkiye henüz operasyon aşamasındadır.
ŞİMDİ ZAMANI: Zira kutsal vücudumuza neşter çalınmadan, asil ruhûmuz domuz kanıyla kirletilmeden ve hak’a tapan kalbimiz, derin bilinç ve engin şuurumuz bulanmadan kendimize gelmek, tezgâhtan diri bir zindelikle yeni doğmuş gibi kalkmak zorundayız.
Bu onurlu-soylu kalkış ve yeniden diriliş; Yüksek bir azim ve irade işidir.
Atatürk’ün dediği ‘gerektiğinde milleti kurtaracak azim, irade, kararlılık ve bilinç’ şuur budur. Bu şuurla iç temizlik, çürümüşlük ve yozlaşmadan arınma, adalet ahlâkı ve hukuku hâkim kılarak ‘dört başı mamur bir hukuk devleti olma’ çabası tam bir fedakârlık ve kararlılıkla uygulanmalıdır. Süreç budur. Galip Baran bu sürecin öncüsü ve sözcüsüdür.
Kendini TC yurttaşı olarak algılayan ve tanımlayanlar için mesele çok basit. İşe;
“Bu devlet, ülke ve millet benim” bilinciyle başlamak; Sevgili halkımız arasında ASLA “sağcı-solcu, alevi-sünni, dinli-dinsiz, milliyetçi-enternasyonalci, Müslim-gayri Müslim, asli unsur-tali unsur” gibi ayrım gözetmemek, ayrımın hain Gladyo-Oligark, kripto-koza ve Baronlar tarafından; Halkı bölme, parçalama, yağmalama-sömürme amacıyla kullanılan yalanlar olduğunu bilmek; Bu bilinçle sadece “iyiler-kötüler, doğrular-yanlışlar”ı dikkate alarak “iyi insan ve dürüst vatandaşların” tıpkı Galip Baran gibi “hak-adalet hukuk ve ahlak yolunda” mücadeleye başlamak gerekir.
GÖREV: Cumhurbaşkanı dâhil tüm kurum ve kuruluşlara Meclise, yargıya, savcıya başvurmak, suç duyurularında bulunmak, davalar açmak, dilekçeler vermek kötüleri deşifre ve adalete havale etmektir. Ayrıca, yönetime hesap sormalı “hak, adalet ve hukuk nerede” demeli, hukuk yoluyla adalet istemeli; Haksızlıklar karşısında hükümet uyarılarak sorumlu vatandaşlık görevi hakkıyla yerine getirilmelidir.
4982 ve 3071 Sayılı Kanunlar gereği bu yasal bir yol-görev ve hukuki haktır. Eğer, Temiz Toplum, Temiz Devlet, onurlu-sorumlu, adaletli-dürüst, saydam hükümet; Kısaca “Hukuk Devleti” istiyorsak “yönetimi izleme ve denetleme hakkını kullanmak zorundayız. Zira hesap seçimlerde sorulur’ lâfı yalan ve ütopyadır. Doğrusu Galip Baran’ın bilinç, demokrasi, hak-adalet ve hukuk yolunda, sabır-inanç, azim, irade ve kararlılıkla yürümektir.

12 Temmuz 2008 Cumartesi

PERİYODİK BÜLTEN

FENA MI ?..
YOKSA !.. İYİ Mİ OLDU ?..
Sayın Süleyman DEMİREL,
Sayın Ahmed Necdet SEZER ve
Sayın Abdullah GÜL,
“Devlete sahip çıkma” yı öngören “okul dışı eğitim” çalışmalarımızda, Cumhurbaşkanlığı görevini tedvir ettiğiniz/ etmekte olduğunuz yıllarda, karşılaştığımız sorunların üstesinden gelebilmek, zorlukları aşabilmek için, Cumhurbaşkanlığı Makamı’na ( 3 adedi. DEMİREL’e, 10 adedi SEZER’e ve sonuncusu da GÜL’e olmak üzere) toplam olarak 14 defa başvurdum. “Derde şifa” bir sonuç alamadım. Yerimde olsaydınız, siz ne yapardınız?
Ben sizin yerinizde olsaydım, en azından, köşke çağırır, yüz yüze kutlardım. Sanırım, çok da iyi olurdu...
Bunu gören, onlarca, belki yüzlerce insan; “Seni, Cumhurbaşkanı bile ciddiye almıyor” demezdi. Beni yalnız bırakmazdı. Belki, onları görenler de benzer çalışmalar başlatırlardı. Bana “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” diyenler çoğaldığımızı görürlerdi. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
Yerimde olmadınız, yardımcı olamadınız. Benim gibilerin sayısı çoğalmadı. Ama, ben, “ölünceye kadar” diyerek TAAHHÜT ettiğim ( “Her kavşağa bir Galip”/ Sabah Gazetesi/ 16 Aralık 1997) “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı tek başıma da olsa sürdürüyorum. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
Şu da var ki, beni ciddiye almamanızın, destek vermemenizin ve yalnız kalışımın yol açtığı motivasyon(!)dan olacak, insanı davranışlarını araştırdığım bu çalışmalarda “bilinç” konusunda uzmanlaştım. Bilinç bağımlısı” oldum. Bir “Bilinç Üniversitesi” kurdum. Fena mı, yoksa iyi mi oldu?
“Devlete sahip çıkma”yı böylesine önemsemiş olmamdan olacak “yasa bağımlısı” da oldum. Devlete herkesten daha çok sahip çıkmağa başladım. Fena mı oldu, iyi mi oldu?
Galip BARAN
***
KAVRAMLAR VE BİZ…
ÖN BİLGİ
: Kavram ( Ali Püsküllüoğlu): (1) bir nesnenin, bir duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, anlamı, anlam yükü. (2) fels. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini içine alan ve onları bir ortak ad altında toplayan genel tasarım. Kavram kargaşası: kavramların birbirine karıştırılması, kavramlarda karışıklık olması.
“Yasa”, “demokrasi” ve “bilinç” kavramları ile ilgili saptamalarımız:
Bir ülkede, cumhurbaşkanları dahil herkes;
* “KURAL”a / “YASA”ya, işine ve kolayına geldiği YERDE; işine ve kolayına geldiği ZAMANDA ve işine ve kolayına geldiği KADAR uyuyorsa; demokrasinin “sınırsız özgürlük” olmadığını bilmiyorsa,
* “Trafik Yasası”nın “yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralı”nı (sürücü iken değilse bile) yaya iken çiğniyorsa; sözü edilen yasanın yayaları ve sürücüleri ilgilendiren kurallarıyla bir bütün olduğundan bi-haberse,
* “Duyarlıyım” demesi gerekirken “bilinçliyim”, ya da “toplumu/halkı/ birilerini bilgilendiriyorum” demesi gerekirken “bilinçlendiriyorum” diyorsa; (toplum) “Bilinç yoksulu” ise, O ülkede “kavram kargaşası” var demektir. O ülkede “barış” olamaz, O ülke Türkiye’dir…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar, her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda yıllardır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarımız gösterdi ki; öğrenci olarak kapağı atmak ya da öğretim üyesi olarak saflarında yer almak için çılgınca yarıştığımız, çoook ve böyyyük üniversitelerimize karşın “yasa”, “demokrasi” ve “bilinç” konularında “kreş çocuğu” kadar cahiliz. Bu sözcüklerin sözlükteki anlamlarını ezberlemenin anlamsızlığının farkında değiliz! “Cahiliye Dönemi” yaşıyoruz, adeta…
Galip BARAN
***
YORUMLAR, ÖNERİ VE KATKILAR:
01. 27 Haziran 2008 Cuma POPÜLER BİLİNÇ // TÜRKİYE'NİN İHTİYACI.... Sayın Zülfü Livaneli'nin ( Z. L. ) Vatan'daki, 21. 06 . 2008 tarihli, "Türkiye'nin lhtiyacı olan şey gerçek bir sol partidir" başlıklı yazısı ve Galip Baran'ın (G. B) karşı düşünceleri ve önerileri hakkında:
Tarihi: 30 Haziran 2008 Pazartesi, 8:42
Galip bey ben ne sizi tanıyorum ve ne de Zülfü Livaneli'nin söylediklerin inanıyorum. Ama sizi bu yazınızdan dolayı destekliyorum. Livaneli gibi arkadaşlar hangi soldan söz ediyorlar? Kendisi yıllarca yurt dışında kaldı orada örendiklerinin kaçını uygulamaya koymuştur. Kaçı için mücadele etmiştir acaba? Diyelim ki etti. Türkiye şartlarında bir başka ülkenin koşulları aynı mı? Bir ara İstanbul belediye başkanlığına aday olmaya kalktı en ufak bir pürüzde geri çekildi. Sonra kendisine gelecekte ömür boyu maaş bağlatacak bir şekilde milletvekili seçildi. Seçildikten sonra önce partisin terk edenler listesinde oldu. Madem seçildiğiniz partiyi sol görmediniz neden seçildiniz? Sol gördünüz neden kalmadınız? Kalmayarak kimin ekmeğine yağ sürdünüz. Birilerini güldürmek için mi yaptınız demekten başka düşüncelere sahip olamıyorum.
Ve CHP bir sol parti değildir. Bunu hala sol parti olarak kabul eden aklıevveller akıllarından çıkarsınlar. CHP sosyal demokrat bir yolda olduğunu söyleyip kendi doğrultusunda devam etmektedir. Öncelikle ulusalcıdır kendisine göre. İkinci Cumhuriyetçilere toplumun gönlünde yer yoktur Livaneli bunu bilmeli diye düşünüyorum. Belki de vardır, birilerine sormak gerekir yazınız karşısında ilk duygularım ve öylesine bir yazı işte. Selâmlar. İyi çalışmalar. Arslan…
***
CUMHURBAŞKANI'NA VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİ'NE MEKTUPLAR,
Date: Thu, 3 Jul 2008 20:17:23 +0300 hakkındadır.
Sayın Ahmet Baykal,TÜTEV Yönetim Kurulu BaşkanıSayın Başkan,"Sayın Cumhurbaşkanımız" şeklinde başlamadığı için okumadan iade ettiğinizi ifade etttiğiniz bu günkü yazımı şöylece de olsa bir gözden geçirseydiniz , aşağıdaki satırları okusaydınız, belki iade edecek kadar rahatsız olmazdınız. "Bu sorunları ve engelleri aşabilmek için, aralarında Cumhurbaşkanlılığı Makamı'nın da bulunduğu kurum ve kuruluşlara yaptığımız, olumlu bir sonuç alamadığımız başvuruların sayısı 300'ü aştı." Bu satırları biraz açarak devam edecek olursam: Devletin üstesinden gelemediği sorunların önlenmesi için hiçbir mecburiyetiniz olmadığı halde yıllarca çalışsaydınız. Karşılaştığınız zorlukları aşabilmek için Cumhurbaşkanlığı Makamına 16, Başbakanlığı 18, TBMM'e 5, Milli Eğitim Bakanlığına 7 , Muğla Valiliğine 51, Bodrum Kaymakamlığına 63, Turgutreis Belediye Başkanlığına 48 defa başvurduğunuz halde "derde şdeva" bir sonuç alamasaydınız; yerimde olsaydınız, ne yapardınız, merak ediyorum.Yerinizde olsaydım, yazdıklarına her konuda katıldığım bir insanın bu yazısını da, yazdıklarının hatırı için okurdum, efendim...Saygılarımla.
Galip Baran
***
03. Original Message ----- From: tutev@tutev.org / To: "galip baran" galipbaran@ttmail.com Sent: Thursday, July 03, 2008 4:24 PM//Subject:
Re: CUMHURBAŞKANI'NA VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİ'NE MEKTUPLAR
Sayın Galip Baran,Gelen yazılarınızdan sosyal sorumluluk sahibi bir insan olduğunuz belli. Her konuda sizlere katıldığımızı rahatlıkla yazabiliriz. Ancak bu günkü yazınızı okumadan size iade ettiğimi üzülerek belirtmek isterim. Zira bu dilekçe kendisini okutmuyor. Neden mi? Şunun için:Cumhurbaşkanlığı Makamı, bu ülkenin en üst makamıdır. İster beğenin, ister beğenmeyin, o makamı işgal eden zat, 77 milyonu temsil eder. Buna rağmen siz, ancak yabancı bir ülkenin vatandaşının hitap edebileceği tarzda, "Sayın Cumhurbaşkanı" diye yazıyorsunuz. Oldu mu şimdi? Doğrusu, "Sayın Cumhurbaşkanımız" şeklindedir ve böyle yazılmalıdır. Bu tarz çok medenî insanların tarzıdır ve aynı zamanda okuyan nedinde de saygınlık kazanır, hüsn-ü kabul görür. Bunu kabul edip etmemek sizin elinizdedir ve istediğiniz gibi de yazabilirsiniz ancak, davranış bilimleri ile uğraşanlar nezdinde yakayı ele verirsiniz. Nasıl mı? Şöyle:Yazılar aslında konuşan dildir. İnsan karakteri, dilde gizlidir.Bu bir tenkit değil, dostça bir uyarıdır. Saygılarımla,
Ahmet Baykal, TÜTEV Yönetim Kurulu Başkanıhttp://www.tutev.org/ / 08.05.2008
***
İŞTE “O” MEKTUPLAR VE DİLEKÇE!
BİR DE SİZ DEĞERLENDİRİN LÜTFEN:
CUMHURBAŞKANI'NA AÇIK DİLEKÇE...
Sayın Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı
KONU: Yıllardır devam eden "Okul dışı eğitim çalışmaları"nda geliştirdiğimiz "trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma" projemizin İlk ve Orta Öğretim Okulları müfredat programına "uygulama dersi" olarak konulması.Sayın Cumhurbaşkanı,Bizler, bir elin parmaklarını bulmayan sayıdaki varlığımızla, yıllardır; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, milli servet, imar, iş ahlakı, her şeyi devletten bekleme alışkanlığı sorunlarının yaşandığı alanlarda bazı "okul dışı eğitim çalışmaları" yapıyoruz.(a) Yaklaşık 20 yıldır devam eden bu çalışmaların bir aşamasında; yeni bir bilinç anlayışı geliştirdiğimizin ve yaşam tarzımızın toplumun çıkarını gözetecek biçimde, Kur'anı Kerim'in Haşr Suresi 9. Ayetinde sözü edilen İsar kavramı ile bire-bir örtüşecek şekilde değişmeğe başladığının farkına vardık. Sonuçta, içimizden gelen bir sese uyarak, başkalarının farkında olmadıkları, olsalar bile umursamadıkları sorunlarla ilgilenmeğe başladık. Bu ilgiyi toplumsal sorumluluk bilinci" olarak tanımladık.(b) Sözü edilen çalışmaların daha ileri bir aşamasında, "yasa bağımlısı" olarak tanımlanabilecek bir kişilik ya da özellik edindiğimizi; yurdumuzu ve milletimizi kendimizden çok sevmeğe başladığımızı fark ettik. Nasıl yaşadığımızı görenlerin, bizleri, "herkes sizin gibi olsa" ve "sizin gibilerin sayısı çoğalmalı" benzeri cümlelerle övdüklerini görünce; "toplumsal sorumluluk bilinci" olarak tanımladığımız kavramın yaşama geçmesi ve "yasa bağımlıları sayısının artması" durumunda, "birlik beraberlik" beklentilerimizin, ulusal bütünlüğümüzün, diğer deyişle, "yurtta barış"ın gerçekleşeceğine, bu sonucun "dünya barışı" için örnek teşkil edeceğine inandık.* Ancak, bu noktaya gelmemizi sağlayan, devletin "iş yükü"nü azaltmayı hedef aldığı açıkça görülen çalışmalarımızda türlü sorunlarla ve engellerle karşılaştık.* Bu sorunları ve engelleri aşabilmek için, aralarında Cumhurbaşkanlılığı Makamı'nın da bulunduğu kurum ve kuruluşlara yaptığımız, olumlu bir sonuç alamadığımız başvuruların sayısı 300'ü aştı.* Sözü edilen makamlar, yaptığımız çalışmaları, uyguladığımız örnek projeleri doğru değerlendiremediler hak ettiğimiz ilgiyi gösteremediler, bizlerle işbirliği yapamadılar.* Aynı çalışmalarda geliştirdiğimiz, İlk ve Orta Öğretim Okulları müfredat programına "uygulama dersi" olarak konulması için M. E. Bakanlığına başvurusunu yaptığımız, "trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma" projesi ciddiye alınmadı.* Sözü edilen projenin İstanbul'daki uygulamasını yaptığım sırada gözaltına alındım.* Yukarıda değinilen" bilinç anlayışı", "toplumsal sorumluluk bilinci" ve "yasa bağımlılığı" konularında İlk ve Orta Öğretim Okulları Öğrencilerine konferans vermek amacıyla Muğla Valiliğine yaptığım başvuruya "olur" verilmesi üzerine vermeğe başladığımız konferanslarertesi yıl Bodrum Kaymakamlığınca engellendi.* "İş yükü"nü azaltma çabası içinde olduğumuz kurum ve kuruluşların bu olumsuz davranışlarına karşın; bizler, başta sözü edilen çalışmalarımızı ara vermeksizin sürdürdük.Sayın Cumhurbaşkanı; Geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesinde yer alan bir haberden, sizin "Trafikte dikkat, 10 bin hayat" adıyla başlatılan bir kampanyaya destek verdiğinizi öğrendik* Bu haber üzerine, tedvir etmekte olduğunuz Cumhurbaşkanlığı Makamına bir daha başvurmak ve destek istemek gereğini duyduk...* Hürrriyet'teki haberde,"herkesi kurallara uymaya mecbur etMELİyiz" dediğinizi okuyunca; yıllardır yapılan "trafik kurallarına uyaLIM, uymayanları uyaraLIM" ya da "çevremizi temiz tutaLIM" çağrılarında görüldüğü gibi ; "meli", "malı" ve "lim", "lım" takıları kullanılarakdile getirilen çağrı ve önerilerin bir işe yaramadığı gerçeğine dikkat çekmemizin uygun olacağını düşündük.* Hürriyet'teki haberde, ayrıca, "Trafikte dikkat, 10 bin hayat" kampanyasının amacını, "üç yılda ölüm oranını üçte bire indirmek" şeklinde ifade etmiş olduğunuz da kaydediliyor.* Bizler, yukarıda sözü edilen"Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma" projesinin İlk ve orta öğretim okulları müfredat programına "uygulama dersi" olarak konularak yaşama geçirilmesi durumunda, sözünü ettiğiniz oranın, çok daha kısa zamanda, çok daha aşağıya, çok daha kolaylıkla çekilebileceğini savunuyoruz. Sonuç olarak; size, "okul dışı eğitim çalışmaları"mızla ilgili olarak bir brifing verme önerisinde bulunmamızın uygun olacağını düşünüyoruz. Brifing önerimizi, "Çevre", "tasarruf ", "trafik " ve "vergi " gibi konularda ne kadar bilinçsiz bir toplum olduğumuzu dikkate alarak olumlu karşılayacağınıza inanıyoruz. Durumu bilgileriniz ve gereğini takdirlerinize arz ederiz. Saygılarımızla, Galip BARAN
Rektör/ Bilinç Üniversitesi/ Turgutreis
****
VE;
02 Temmuz 2008 TARİHLİ
BM GENEL SEKRETERİ’NE MEKTUP:
"Open" Letter to Mr. BAN KI MOONMr. Ban Ki MoonThe Secretary General of the United NationsRef: We kindly request your help for the introduction of the slogan"Problem Ego(t)ism; Solution Altruism", which we believe to be aneffective and guiding instrument to achieve the goals of the UN Charter.Dear Secretary General,We have been performing some "out-of-school training" activities for yearson fields where there are problems of environment, consumption, traffic,health, taxes, bribery, national wealth, development, business ethics,habit of expecting everything from the government, etc.At one stage of these activities causing revolutionary changes in our lifestyles, we have realized that we started to recognize ourselves, "theCreator" and to mature.It helped us understand that human's "independency from himself/herself",or in our words being a "self-sacrificing creature", was sine qua non forthe attainment of the UN Charter.Taking into account this reality, we produced the (a) slogan: "ProblemEgo(t)ism; Solution Altruism"If this slogan can be widely accepted all over the world and can beimplemented,we think and argue that the "World Peace" can be easily realized, whichwas expressed by Atatürk with his slogan of "Peace at home, Peace in theworld" before the establishment of the United Nations, and which wasexplained by him as "Working for the happiness of the world nations meansworking on providing our own peace and happiness" and as "Entire happinessand enjoyment in life can only be found in working for the glory,existence and happiness of the future generations".Dear Secretary General,We would very much appreciate your help to introduce the slogan of"Problem Ego(t)ism, Solution Altruism" throughout the world.Yours sincerely,
Galip BARAN
Rector of University of Consciousness, Turgutreis-BODRUMTel: +90 (252) 382 34 77 - +90 (535) 844 84 76E-mail: galipbaran@ttmail.com, galipbaran@mynet.comWeb site: http://www.turkcelil.com; - http://www.galipbaran.blogspot.com/
***
YENİ YAZILAR VE MAKALELER:
(TEMMUZ-1008, Bülten No:2)
VATANSEVERLİK? 06.07.2008
Sayın Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet’teki 17. 10 2007 tarihli, Kaz Dağları’ndaki altın arama faaliyetiyle ilgili, “Vatanınızı gerçekten seviyor musunuz?” başlıklı, yazısında:
* Herkesin vatanını sevdiğini, bunun çok kolay söylendiğini ifade ediyor, ancak bu sevginin “sorumluluk” öngördüğünün altını çiziyor.
* Askerlik ve vergi gibi çoğu kez yaptırım korkusuyla yerine getirilen yükümlülüklerin “vatan sevgisi” ile karşılaştırılamayacağını söylüyor.
* Gerçek vatanı sevgisinin; vatanın kuşlarını, böceklerini, vahşi hayvanlarını, ağaçlarını, dağlarını taşlarını, insanlarını severek; onların üzerine titreyerek gösterilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
* Vatanı gerçekten sevenleri, Kaz Dağların’ındaki altın arama faaliyetine tepki göstermeğe çağırıyor… Sayın Yılmaz’ın dikkat çektiği, “sorumluluk” kavramıyla ilgili olarak diyeceklerim:
* Bir elin parmaklarını bulmayan varlığımızla, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme alışkanlığı gibi alanlarda yıllardır yapmakta olduğumuz, “okul dışı eğitim” çalışmalarında, bizler; “toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız bir kavram geliştirdik. “Bilinç“ konusunda adeta uzmanlaştık.
* Öyle ki, ben; koşulları en elverişli, tuzu en kuru kişi olarak gösterebildiğim yoğun çaba sonucu, önce “bilinç” ardından “yasa bağımlısı” oldum.
* “ANDIMIZ” da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini özümsedim. Bir başka deyişle, “yurdumla ve milletimle” adeta özdeşleştim.
* “Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma” amaçlı bir kampanya başlatma girişiminde bulundum. Bu girişim, 57-58-59 ve 60. hükümetlerin dikkate almamaları yüzünden sonuçsuz kaldı. O kampanya için kiradaki evimden elde ettiğim kira gelirimin yarısını, bir yıl süreyle, “gönüllü vergi” olarak ödeyecektim. Taahhüt ettiğim katkıların birisi buydu. İzleyen yıllarda o evi sattım ve elime geçeni yukarıda sözü edilen çalışmalarda harcadım. Ev satışından, elime, 90 Milyar TL’ye geçti. 90 Milyarı devlet tahviline yatırsaydım bugün ne olurdu? Bunu merak etmiyorum. Ama “ kampanya başlatılsaydı, Türkiye dış borç yükünden kurtulsaydı ne olurdu?” sorusunun cevabını doğrusu çok merak ediyorum…
* Yaklaşık 1150 YTL emekli maaşı alıyorum. Şu var ki, bu ülkede ne kadar az ücretle çalışıldığını ve bazılarının ne kadar azla yaşamak zorunda kaldıklarını düşündüğümde kendimden utanıyorum… Diğer taraftan, yukarıda sözü edilen ilkenin yaşama geçmesi durumunda;
* “Yurtta Barış”ın sağlanacağına,.
* “Muasır Medeniyet”in kolayca aşılabileceğüine,
* “Cumhuriyet’in yüksek seciyeli muhafızları” olacağımıza,
* “Atatürk’ün açtığı yolda gösterdiği hedefe” ulaşabileceğimize,
* “AB’nin”, ya da “ABD’nin uydusu olmak”tan kurtulacağımıza, İnanıyorum.
Sonuç olarak: “Çözüm, yurdu ve milleti özden çok sevmektir” diyorum…
Bu yazıyı okuyanları, sözü edilen ilkeyle ilgili olarak, benzer ya da farklı görüşlerini açıklamağa davet ediyorum…
Galip BARAN
***
TÜRKİYE KAZANACAKSA!.. KAZANMALI İSE:
İŞTE ÇÖZÜM!
GALİP BARAN, 31.01.2008
Yurdunu, milletini özünden çok seven ÖĞRENCİ’nin ANDI
(TÜRKİYE’NİN KURTULUŞ PROJESİ)
Ben …………………Bundan böyle;
(a) Yaşıtlarıma: Çevreyi kirletmemelerini/ aşırı tüketmemelerini/ trafik kurallarını çiğnememelerini/ milli servete zarar vermemelerini/ toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar edinmemelerini, yani KIRMIZIDA DURMALARINI ve geçmeğe kalkışan yaşıtlarını, “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyarmalarını, uyardıklarına, kendilerinin de başka yaşıtlarını aynı yöntemle uyarmalarını önermelerini önereceğime VE-
(b) (yakınım olan) Büyüklerime, ayrıca: Vergi kaçırmamalarını/ rüşvet vermemelerini-almamalarını/ imar yasasına aykırı işler yapmamalarını/ iş ahlakının korunması için çaba göstermelerini/ “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı”ndan vaz geçmelerini, yani KIRMIZIDA DURMALARINI ve geçmeğe kalkışanları “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyarmalarını, uyardıklarına, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını önermelerini, önereceğime “SÖZ VERİYORUM”
KIRMIZIDA DURMAK: “İnsan ve insan haklarına saygı”yı ve “her türlü yanlış, iş, davranış ve haksızlıktan kaçınma”yı öngören bir kavramdır.
SOSYAL YAPTIRIM : “Kırmızıda geçeni; anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmak”tır.
Okulum :
Sınıfım :
Numaram :
İMZA :
***
YASALARA TECAVÜZ VE YASA BAĞIMLILIĞI…
Galip BARAN, (03.07.2008)
Sayın Fikret BİLA, Cumhuriyet Gazetesi
14. 05. 2008 tarihli Cumhuriyet’te yer alan “Tecavüz Mantığı” başlıklı yazınızda; “YasalaraTecavüz”, “Turiste Tecavüz”, “Tarihe Tecavüz”, “Doğaya Tecavüz”, “Sanata Tecavüz” şeklinde sınıflandırdığınız sorunları “toplumsal dağılma” olarak tanımladınız.
Saydığınız sorunların “Yasalara Tecavüz” şeklinde tek başlık altında toplanabileceğine inanıyoruz. Aşağıda açıklanacağı üzere, yukarıda sayılanlar yanında daha pek çok sorunun, “ANDIMIZ”da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini yaşama geçirmeyi başarabildiğimizde çözüleceğini, “toplumsal dağılma” nın sona ereceğini düşünüyoruz…
Bizler, bir elin parmaklarını bulmayan sayıdaki varlığımızla, yıllardır; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, milli servet, imar, iş ahlakı, her şeyi devletten bekleme alışkanlığı gibi sorunların yaşandığı alanlarda bazı “okul dışı eğitim” çalışmaları yapıyoruz.
Yaklaşık 20 yıldır devam eden bu çalışmaların ileri bir aşamasında, “yeni bir bilinç” anlayışı geliştirdik. Yaşam tarzımız toplumun çıkarını gözetecek biçimde değişti. Yukarıda sayılan alanlarda olup biten, başkalarının dikkatini çekmeyen, çekse bile “bana-ne” denilerek geçiştirilen sorunlarla ilgilenmeğe başladık. Bunu “toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladık. Bazılarımız, bu ısrarlı, kararlı ve özenli çalışmaların sonunda, “Yasa bağımlısı” olduk. “ANDIMIZ”da yer alan, yukarıda sözü edilen, ilkeyi özümsedik. Yurdumuzu ve milletimizi kendimizden çok sevmeğe başladık.
İzleyenlerin, “herkes sizin gibi olsa” ve “sizin gibilerin sayısı çoğalmalı” benzeri cümlelerle övmeğe başlamaları üzerine; “toplumsal sorumluluk bilinci”nin yaşama geçmesi ve “yasa bağımlısı” sayısının artması durumunda; ”tek yürek olma” hayallerimizin, ulusal bütünlüğümüzün, “yurtta barış”ın gerçekleşeceğine inandık.
Ancak, bu çalışmalarda, karşılaştığımız bazı zorlukları aşmak için aralarında Cumhurbaşkanlılığı Makamı’nın da bulunduğu kurum ve kuruluşlara yaptığımız (300’ü aşan sayıdaki) başvurulardan bir sonuç alamadık.
* Sözü edilen kurum ve kuruluşlar, devletin “iş yükü”nü azaltmayı hedef alan bu çalışmaları doğru değerlendiremediler. İşbirliği önerilerimizi red ettiler.
* Bu çalışmalarda geliştirdiğimiz, İlk ve Orta Öğretim Okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması için M. E. Bakanlığına başvurusunu yaptığımız, “trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma” projesi ciddiye alınmadı.
* Sözü edilen projenin İstanbul’daki uygulamasını yaparken gözaltına alındım (Kırmızı ışık eylemcisi gözaltında/ 22. 04. 1998 / Milliyet )
* Yukarıda değinilen“ bilinç kavramı”, “toplumsal sorumluluk bilinci” ve “yasa bağımlılığı” gibi konularda İlk ve Orta Öğretim Okulları Öğrencilerine konferans vermek için Muğla Valiliğine yaptığım başvuruya “olur” verilmesi üzerine vermeğe başladığım konferanslar ertesi yıl Bodrum Kaymakamlığınca engellendi.
* “İş yükü”nü azaltma çabası içinde olduğumuz kurum ve kuruluşların bu olumsuz tutumlarına karşın; bizler, başta sözü edilen çalışmaları ara vermeksizin sürdürdük…
Sayın Bila,
Yıllardır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarında geliştirdiğimiz projelerin dikkate alınması ve ülke yararına kullanılması için basın desteğine ihtiyacımız var. Yardımcı olursanız seviniriz. Saygılarımızla,
Galip BARAN-Rektör
***
BİZE GELEN VE HAKKIMIZDA YAYINLANAN:
BEN(CİLLİK), SEN(CİLLİK)VE ÖTESİ
Mustafa Günay, Av. Şehper Ferda DEMİREL (
http://www.turkcelil.com/)
BEN(CİLLİK), SEN(CİLLİK)VE ÖTESİ
GİRİŞ:
Benden, benlikten söz ederken, “sen”den, ötekinden de söz etmek durumundayız. Elbette benlik kavramı ve benliğin ne olduğu üzerine psikolojiden felsefeye ve edebiyata kadar çeşitli disiplinlerde çok şey yazılmış ve söylenmiş bulunmaktadır.Bu yazıma başlarken “ben” üzerine üç şiirden bazı alıntılar yapacağım:
“beni bende demen bende değilim; Bir ben vardır bende benden içeri” (Yunus Emre)“bakanlar bana; gövdemi görürler; Ben başka yerdeyim” (Asaf Halet Çelebi)“elimden gelen bu ben iki kişiyim; Çoğalmak neyse ne azalmak zor” (Attila İlhan)Her insan bir bendir, kendi benlik bilincine sahiptir. Ama ben olmak ile bencil olmak aynı şey değildir. Gerçekten benliğinin bilincinde olan, ben olan kişi sencil olabilir ancak. Çünkü sen’i bilmeyen, anlamayan, sen ile kendini oluşturmayan ve tamamlamayan ben, eksik bir ben olarak kalmaya yazgılıdır. Söz konusu eksikliğin ve çarpıklığın görünümleri, şiddet, terör, cinayet, kıyım vb. olarak dünyamızı yaşanılmaz bir yere dönüştürmektedir.Ben, var oluşsal bir kavram ve gerçekliktir. Ben, hem maddi hem de tinsel bir gerçekliktir. Bencillik ise var olan bir ben’in diğerleriyle ilişkisinde ortaya çıkan bir tutum/anlayış, ilişki biçimi ve etik boyutu içeren bir eylem tarzıdır.Bir ben olarak her insan, kim olduğunu, ne olduğunu ve olması gerektiğini kendine sorar. Bir bakıma felsefe de insanın kendi var oluşunun neliğine yönelik sorularla kendini ifade eder. Bu soruları araştıran başka insan bilimleri de vardır günümüzde. Ama felsefenin temel soruları diğer bilgi disiplinleri için de yol açıcı ve aydınlatıcıdır. Bir ben olarak her insan, diğerleriyle birlikte ve onlarla kurduğu ilişkiler/iletişimler bağlamında kendi benliğini de oluşturur ve bunun bilincini edinir. Unutulmaması gereken önemli bir şey de şudur: diğerleri karşısında her kişi, her ben de bir “öteki”dir. Ben nasıl bir öteki ise, öteki de bir ben’dir. Bu gerçeği gözden kaçırmanın ya da görmezden gelmenin bedelini, gerek kişisel ilişkilerimizde gerekse toplumsal-kültürel ortamda, her gün çok ağır biçimde ödemiyor muyuz? Kendine bakan, ben’inin aynasında ötekini de görebiliyorsa, kendini görebilir. Aklımız bir gözümüz ise kalbimiz ikinci gözümüz değil midir? Bütün gözlerini kapatan insanlar olabilir. Ama tümüyle kör olan, körleşen bir insan olabilir mi?Felsefe, şiir, bilim başta olmak üzere, bütün bilgi biçimleri insana kendini, kendi benini ve ötekini görmeye yönelen bir göz ve bakış edinme olanaklarını sunabildikleri ölçüde anlamlı ve değerli olmazlar mı?BİR SORU: KİMİM?Bir soru sor kendine: ben kimim? Olabilir soracağın soru, ya da başka bir soru...Bu soruyu başkalarına da sorabilirsin elbette. Sorduğun kişilere göre, bu soruya farklı yanıtlar alabilirsin. Anne-baban, “çocuğumuzsun” diyeceklerdir, öğretmenlerin “öğrencimsin”, arkadaşların ise “arkadaşımsın” diyeceklerdir. Eğer kardeşin varsa, “kardeşimsin” diye yanıt vereceklerdir soruna. Alışveriş yaptığın market ya da manav “müşterimsin” diyecektir. Bir devlet görevlisine soracak olursan, “yurttaşsın” yanıtını alacaksın büyük olasılıkla.Hangi kişilere sorarsan, onlarla olan ilişkilerine/ konumuna göre, alacağın yanıtlar ve karşılıklar da farklı olacaktır. Bütün bu yanıtlar seni tanımlamada, kim olduğunu belirginleştirmede büyük bir rol oynayacaktır hiç şüphesiz. Ancak “kimim?” sorusuna, insanın kendisi bir yanıt vermedikçe, her şeyden önce de bu soruyu kendisine sormadıkça, ne kadar çok yanıt alırsa alsın, bu farklı yanıtlar çokluğunda yine de bir eksiklik söz konusu olacaktır. Niçin mi? “Ben kimim?” sorusunu yönelteceğimiz herkes, bizi kendi bakış açılarına ve konumlarına göre tanımlama ve değerlendirme durumundadırlar. Aynı şey bizim başkalarına yönelik tutum ve değerlendirmelerimiz için de geçerlidir.“Ben kimim?” sorusu, insanın kendini tanıma ve bilme çabasının başlangıcını oluşturur. Felsefe, bilim, sanat ve öncelikle de eğitim, kişilere bu soruyu sordurabiliyor ve yanıt aramada yollar-yöntemler sunabiliyorsa, işlevini yerine getirebiliyor demektir.Sahi, sen bu soruyu sormuş muydun kendine? Sormadıysan, henüz geç kalmış sayılmazsın. Yanıtları bulmak uzun zaman alabilir, ama önemli olan bir soru sorup onun ardından gidebilmek değil midir? İnsan yaşamını anlamlı ve değerli kılan da, sorulardan yanıtlara yanıtlardan sorulara doğru sürüp giden bir düşünme, arama, öğrenme ve yaratma serüveni değil midir?Sözler: “Kendi kendimi araştırdım.” (Herakleitos)Dizeler: “Ne dedim, ne yaptım / Nasıl davrandım? / Düştüm peşime izledim.Sanki ben ve bendim / Önüm sıra, ardım sıra / Dehlizinde kendimizin.” (Metin Altıok)BİR BAŞKA SORU: ÖTEKİ KİM?“Ben kimim?” sorusu, başka bir soruyu da içerir: “öteki kim?” Çünkü kendimizi soru konusu yaparken, bu sorgulamayı ve soru sormayı başkaları olmadan yapamayız. Başkalarından/ötekilerden dolayı kendimizi sorgulamaya yöneliriz. İnsan, birey olarak belli bir çağda ve toplumda yaşayan bir varlıktır. Toplum ise öteki bireylerle birlikte olduğumuz anlamına gelir. Yalnızlıklarımız da toplumsaldır. Bu yüzden kendimizle ilgili soruların ve problemlerin öteki/lerle ilişkili olarak ele alınması gereklidir. Kendi yüzüne bakan ötekine de bakar, ötekine bakan kendine de bakmış olur, görmese de...Ben, ötekilerle birlikteyim. Benim için öteki bireyler, birer öteki olduğu gibi, ben de onlara göre bir “öteki” olarak varım. Öteki kim? Annem-babam, kardeşim, arkadaşlarım, sevgilim, eşim, çocuklarım...Bir bakıma benim dışımdaki bütün bireyler ötekidir. Öteki, başkasının varlığını/varoluşunu ifade eden ontolojik bir kavramdır. Ancak bu kavram, etik-politik ve estetik değer yargılarından ve bakış açılarından da bağımsız değildir. Bu nedenle ötekini düşünürken, ona yönelirken ve ona doğru eylerken, “ötekileştirme” tutumundan kaçınmak gerekir. Ama yaşamda sık sık düşeriz, ötekileştirme tuzağına. “Öteki”ne yönelik bilincimizin bulanıklığı/çarpıklığı bu durumun başlıca nedenlerinden biridir.Ötekini niçin ötekileştiririz? Başkalarının benim gibi olmasını, benim gibi düşünmesini, kısacası bana tabi olmasını ve benden bağımsız özgür ve özgün varoluşuna saygısız davranmayı doğru gördüğümde, ötekileştiririm ötekini. Ötekileştirme, kişiler arasında problemler yarattığı gibi, toplumlar ve kültürler arasında da aynı şey söz konusudur. Çatıştırılmak istenen “uygarlıklar”, aslında önce ötekileştirilmektedir. Batı Doğu’yu ötekileştirmiştir bugüne kadar, AB de bizi ötekileştiriyor, ABD ise bütün dünyayı...Kendimi anlamam-bilmem ve yaşamam için ötekine ihtiyacım var. İnsan olmak, kişi olmak, ancak ötekilerle birlikte söz konusudur. Ötekileştirme, insanın insan olma kimliğine yabancılaşmasıdır. Köle-efendi diyalektiğini aşamayan bir dünyada, ötekilerle ilişkilerimiz hep kırılgan ve çarpık olacaktır. Ötekileştirme, anlamayı ve diyalogu da imkansız kılar. Özgürlük bilinci ve mutluluk isteği, hem kendimiz için hem de öteki için, ortak bir yaşama temeli olarak anlaşılıp özümsenmedikçe, yeryüzünün trajedi vadilerinde akan kan ve gözyaşı nehirleri kurumayacaktır.“Demir Ökçe”nin dünya ve insanlık üzerindeki ayak izleri, küresel masalların silemeyeceği kadar derin değil midir? Sözler: “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır.” (Montaigne) Dizeler: “bir başkasının yaşantısıdır dönüp ardımıza baksak çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tuksak” (Attila İlhan)YALNIZ VE BİRLİKTEBir şiirinde şöyle diyor Ataol Behramoğlu: “Ölümdür yaşanan tek başına/Aşk iki kişiliktir.” Evet belki başkası için yaşayabiliriz, yaşamımızı adayabiliriz, ama başkasının yerine ölmek mümkün değildir. Belki aşk iki kişiliktir ama yine her iki kişi de bu aşkı kendilerince yaşarlar, hissederler ve paylaşırlar. Aşk, sevgi kişiler arsındaki mesafeleri kapatır, sisleri dağıtır ve yakınlaştırır bizi, ama yine de sevgi bile bazen ulaştırmayabilir bizi bir başkasına.Yalnızlık duygusu ve bilinci, başkalarıyla birlikteyken de duyulabilir. Kimi beraberlikler yalnızlıktan kurtarmayabilir kişiyi. Anlaşılmadığımızı düşündüğümüzde, bir kişi olarak değer görmediğimizi düşündüğümüzde, yalnızlık değil midir hissettiğimiz? İnsan yaşamında kurduğu, kurmaya çalıştığı birliktelikler yalnızlığa bir çare, bir önlem olarak düşünülmemelidir. En büyük birliktelik: toplum. Ama bunun içinde yalnız da olabilmelidir birey. Yalnızlığa hakkı olmalıdır. Ancak bu başkalarından uzaklaşma, onlara yabancılaşma anlamında bir yalnızlık değildir. Kendimizi dinleme ve anlama imkanı bulabilmek ve kendimizi dile getirebilmek için gerekli olan bir yalnızlıktır sözünü ettiğim. Filozofun ya da sanatçının yalnızlıkları gibi yaratıcı bir yalnızlık, insanlardan uzaklaştıran değil, onları anlamaya götüren bir yalnızlık. Yalnız olmayı bilemeyen birlikte olmayı bilebilir mi? Her beraberliğin içinde yalnızlıkları taşıdığını düşünüyorum. Her yalnızlık da beraberliklerin izlerini taşır içinde. Ne kadar çekilsek de kendi köşemize, kabuğumuza, toplumsallığın renginden ve kokusundan sıyrılamayız. Yalnız olmayı bilmek bir bakıma, birey olmanın, kendi başına varolabilmenin ve kendi aklıyla düşünebilmenin de bir göstergesidir. Bir bakıma yalnızlık özgürlüğün de olanaklarından biridir. Yalnızlığı göze alabilen kişiler değil midir, toplumsal gerçekliği sorgulayan ve karşı duruşunu ortaya koyabilenler? Kimi beraberlikler kendiliğinden oluşur yaşamın akışı içinde. Ama çoğu beraberliği kendimiz yaratırız duygularımızla, düşüncelerimiz ve değerlerimizle. Günümüzde bencilliğin ve bireyciliğin yaygınlaşması, beraberlikleri (sevgi, dostluk vb.) zorlaştırmakta ve kişileri yalnızlaştırmaktadır. Bu, kişiyi kendini arama ve anlama anlamında bir yalnızlık değil, kendi dünyasına kapanma ve sığınma anlamında bir yalnızlıktır. Başkasında kendini göremeyen ve bulamayanlar ya da başka deyişle kendisinde başkasını göremeyenler, yalnızlık kalesine kendini kilitleyenler değil midir? İletişim çağında yalnızlıkların da çoğalması, insanın değerlerindeki bir azalmanın ve çöküşün de işareti değil midir? Sözler: “Herkesin yaşamında öyle saatler görülür ki, insan yalnızlığı verip, ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister...” (Rainer Maria Rilke)Dizeler: “nedir mi yalnızlık -kendine sor önce-Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğinin üzerinde Görünce parladığını bir çiy tanesinin” (Edip Cansever)
Dr.Mustafa GÜNAY // (Alıntı:http://www.ozgurpencere.com/)
***
YORUM VE KATKILAR:
Sayın SEHPER,Hayatta değişen çok şey var deyip duruyoruz ama değişen insanlar ve hayatı değiştiren de... Kimsenin kimseyi düşünmediğini düşünüyorum. Herkes bencil oldu. İçindekileri dışarıya yansıtırken yalan dolu olarak yansıtıyorlar. Belki fazla abartıyor olabilirim ama bunları yaşayınca verdiğin kıymetin karşılığını almak istemekte de var bir bencillik işte alamamak durumundan kaynaklanan bir bencillik bu da her halde...Ama hep vermek karşılığını alamamak insanı çok üzüyo. Kendini değersiz hissetmeye başlıyosun. AMMMANNNNNNNNNN diyorum artık. Evet önemli olan benim. Önemli olan senin içinde sensin. Sen olmazsan diğer insanların ne önemi kalacak onları önemli yapanda senin varlığın değil mi? Herkese selammmmmmmmAMA HAYATTA HERKES BİRAZ BENCİLLLL.. YAĞMUR DAMLASI
***
Mevlana "neyi arıyorsan O'sun" diyor. Hayat bir arayıştır. Nirengi noktamız ve menzilimiz çok önemli hayatta. Bazı şairler aynaya sormuşlar. "Aynalar, söyleyin bana, ben kimim” diye.İnsan bu dünyadaki yalnızlığını unutmaya çalışıp ebedi bir aşkın peşinden koşandır belki.Bu öyle bir soru ki içinde binlerce soruyu barındırır. cevap mı istiyorsun? her insanın yüreğinde ayrı bir cevap yatar. Çünkü insanoğlu bu dünyada çok özel ve özgündür. Her insan dünyaya kendi penceresinden bakarken ruh prizmasında değişik yansımalar olur.Mutluluk da aşk ta anlam arayışı da bir menzil belirleyip ona doğru yürümektir. Belkide gerçek menzili yoktur bunların. Kim bilir? Durdu GÜNEŞ
***
Merhaba Dostlar,Sitemin yazarlarından Üstadım Galip Baran'ın (79) Sencillik-Bencillik üzerine onlarca yazısı var Sitemin sayfalarında. Buraya eklemem de sakıncası var mı bu yazıları?Yoksa sadece böyle adres eklemekle mi yetineyim? http://www.turkcelil.com/modules/smartsection/category.php?categoryid=8Saygı ile, TürkCelil/Cumok
***
bencillik: kendinizden bahsederken, bahsettiğiniz kişinin sözlerine "ben..." diye başlaması: "ben de...; benim de...; bana da...; bana göre...; vs." Örnek: "Bugün çok keyifsizim." -"ben de..." sencillik: kendisinden bahsederken, bahsettiğiniz kişinin sözlerine "sen..." diye başlaması: "sen de...; senin de...; sana da...; sana göre...; Örnek: "Bugün çok keyifsizim." -"sen de bir gün keyifli ol yahu!"
ÜLKEN/M
***
Sen, sen olmadıkça sen, hiçbir şeysin aslında.Bu dünyada hiç olarak yaşamak hayatın kıyısında köşesinde kaçamak,korkak yaşamak demektir.Böyle hayata da hayat denmez,sen olmayan sana da kişilik denemez.Kişiliksiz bir hayat da hiç yaşanmamış demektir.
DİDEM KUNAL
***
GALİP BARAN’DAN “SON SÖZLER” VE ÖNERİLER:
KAZANMAK! ? ! ? ! ?…
İlla kazanmak.
Para kazanmak
Maç kazanmak.
Seçim kazanmak
Ne pahasına olursa olsun kazanmak
Piyangoda/Lotoda/at yarışlarında kazanmak.
(M. Ö. VII Y.Y. Ait bir yazıttan) :
Ahlaksızca kazanmaktansa onurunla ve dürüstçe kaybet.
Kaybetmenin acısı geçer, oysa, diğerininki ömür boyu sürer.
Geride bırakacağın en büyük miras “onur” ve “dürüstlüktür. XENTİOUS
***
BİR “BİLİNÇ YARIŞMASI” DÜZENLEYELİM
Gereği? Yararı?
Katılma koşulları konularında Üniversitelerden/akademisyenlerden yardım isteyelim.
BİR “BİLİNÇ EĞRİSİ” tasarlayalım,
Dikey koordinatlar “bilinç”; yatay koordinatlar “zaman” olsun
Aynı şekilde bu konuda da, Üniversitelerden/akademisyenlerden yardım isteyelim.
Bir “BİLİNÇ FORMÜLÜ” yazalım.
Einstein’ın Enerji Formülünden yararlanalım . “Bilinç” eşittir “zaman” çarpı “çaba”nın karesi diyelim
Bu konuda da Üniversitelerden/akademisyenlerden yardım isteyelim.
DERİM.
***
TEKAMÜL …
Düşün / Uygula / Gözle / Değerlendir/Sonuç çıkar
(sonucu)Düşün / (tekrar) Uygula / (tekrar) Gözle
(tekrar) Değerlendir/(tekrar) Sonuç çıkar
TEKAMÜL ET
***
BİRLİK…
Kişide / Ailede / (Yakın) çevrede /
Köyde/kentde/ ülkede/kıtada/dünyada
OLABİLİR (Mİ) ???
***
***BİZDEN HATIRLATMASI*** 23. 12. 2007
(Cumhuriyet; 23 Mart 1999)
TOPLUMUN ÖNDE GELEN SORUNU BANANECİLİK17-21 Mart 1999 tarihinde gerçekleştirilen Bodrum HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran trafik kazalarında “insan kusuru”nu en aza çekme düşüncesinden hareketle başlattığı “okul dışı eğitim” çalışmalarını sürdürüyor…
Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran, uygun şekilde üzerine gidildiğinde, toplumun önde gelen problemlerinden birisi olan, “bananecilik” sorununun üstesinden kolaylıkla gelinebileceğini söyledi.
Baran; Bodrum’da, “trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım” çağrısından esinlenilerek başlatılan bu tür çalışmaların amacını: “kentsel ve kırsal çevreyi ve doğayı tarihsel yapısıyla koruyacak; çarpık yapılaşmayı, tüketim savurganlığını ve her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlığı önleyecek, eşdeyişle, toplu yaşamanın kurallarının tümüne uyma, uymayanları uyarma sorumluluğunu üstlenecek ‘yurttaş’ı üretmek” olarak açıkladı.
Ve ekledi: “Askerlik, vergi, oy gibi zorunlu görevler yerine getirilerek kazanılan vatandaşlığa karşın yurttaşlığı, fazladan bazı sorumluklar üstlenilerek edinilebilen bir statü olarak düşünüyorum”. “HABİTAT diliyle söyleyecek olursam, devleti ‘yapabilir’ kılacak projeleri yaşama geçirmek, toplumsal sorunları, yakınma, eleştirme ve protesto etmenin ötesinde bir anlayışla, ‘eli taşın altına koyarak’ çözmek için çalışıyorum.”
Bodrum’dan sonra Ankara ve İstanbul’da başlattıkları bu uygulamayı yaygınlaştırma konusunda zorluklarla karşılaştıklarını kaydeden Baran, insanların bu tür “okul dışı eğitim” çalışmalarında yer almaktan bazı kaygılar nedeniyle kaçındıklarını ifade etti. Baran, bu kaygıların aşılabilmesi için bu tür etkinliklerde yer almanın önemine dikkat çekti…
***
Bugün 23 Aralık 2007. Yukarıda sözü edilen çalışmada “değişen bişey yok”. “Okul dışı eğitim” çalışmalarına hala itibar eden yok. “Bananecilik”, eşdeyişle, “bencillik” BERDEVAM.
Oysa, dünya değişiyor, “küresel ısınma” çilekeş gezegeni yaşanamazlaştırıyor. Ağır bir bedel ödeniyor, ama insanoğlu değişmemekte direniyor…
Biz birkaç kişi, “nefs”e isyan etmeyi, “nefsi denetleme”yi öğrendik. “Sorun Bencillik; Çözüm Sencilik” şeklinde bir slogan ürettik. Aynı geminin yolcuları olarak “hadi siz de tutun bu işin ucundan” dediğimizde, insanlar, “işim çok, vaktim yok” mazeretine sığınıyorlar, ipe un seriyorlar. “Nefse isyan” etmek zor geliyor onlara. Öyle ki, bazılarımız, bu nedenle, “herkese zor gelen işler uzmanı” olduk.
Yukarıda “yapabilir kılma” ilkesinden söz ettim. Öncelikli hedefi “yaşanabilirlik” olan İstanbul HABİTAT Konferansında, “yaşanabilirlik hedefine ulaşmanın araçlarından birisi olan “yapabilir kılma” ilkesi, STK’ların taahhütlerini yerine getirebilmeleri bağlamında devletin üstüne düşen sorumluluğu tanımlamak için geliştirilmişti. Devlet STK’ları “yapabilir” kılacaktı. Tersi oldu. Bizler, yani STK’lar devleti “yapabilir kılmak” için çalıştık. Devletin kurumları, STK’ları “yapabilemez kılmak” için elden geleni yaptılar. Şöyle ki:
* İstanbul Taksim Meydanı yaya geçitlerinde “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının uygulamasını yapıyordum. Halen Ankara Emniyet Müdürü olan, o günlerde İstanbul’da Emniyet Müdür yardımcısı olarak görev yapan, Ercüment Yılmaz beni gözaltına aldırdı. ( Kırmızı Işık Eylemcisine Gözaltı/ 22. 04. 1998/ Milliyet) Aslında, kendisinin doğrudan sorumlu olduğu bir sorunun çözümüne katkıda bulunmak, böylece onu yapabilir kılmak için çalışan Galip Baran’ı gözaltına aldıran, onu yapabilemez kılan Ercüment Yılmaz’a teşekkür etsem yeridir. O, daha sonra Ankara’da da sürdürdüğü bu tür engelleri çıkarmasaydı, böylesine bilinçlenemezdim. “Herkese zor gelen işler uzmanı” olamazdım…
* Aslında; 2004 yılı yerel seçimlerinde Turgutreis’te yaşayanların Turgutreis’e sahip çıkmalarını sağlama taahhüdünde bulunduğu halde, Turgutreis’e sahip çıkan, benim temsilcisi olduğum Turgutreis Gönüllüleri Platformu yerine, Doğuş Holding’e sahip çıkan, bilinçlenmemde başrolü oynayanlardan birisi olan Turgutreis Belediye Başkanı A. Server Yazgan’a da teşekkür etmem gerekiyor…
* * *
VE DEVLETİ DENETLEME SORUMLULUĞUMUZ…
Şimdi sıra, İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferanslarında öğrendiğimiz “Yönetişim” kavramına geldi. Bu kavram, devletle STK’ların işbirliği yapmalarını sağlamak amacıyla geliştirilmiş olan bir başka ilkeyi, “çözümde ortaklığı” yaşama geçirmek için düşünülmüştü. Yukarıdaki açıklamalardan kolayca anlaşılacağı üzere “çözümde ortaklık” da gerçekleşemedi.
Yukarıda yazdıklarımla; devleti yönetenlere, yaşadıklarımızdan çıkarmaları gereken bazı dersler olduğunu hatırlatmak; benim gibilerin, devlete sahip çıkma çabalarında neden yalnız kaldıklarını anlatmak istiyorum.
Böylece, ayrıca “Devleti denetleme sorumluluğu” mun gereğini de yerine getirdiğime inanıyorum.
ANLAYANA SAZ… Galip BARAN
HABİTAT Yasa Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı
8. 07. 2008
“DARBE HAKKI” …
Bu ülke çok darbeler gördü: başarılısı, başarısızı! İnsanlar gördü: darbeden çok şey bekleyeni, beklemeyeni!
Ortalık toz-duman; ülke gene cadı-kazanı; yeni darbeler yolda gibi, ey halkım!
Darbeyle bir yere varılamayacağı artık öğrenildiyse, bu ders alındıysa, yapılması gereken şey: darbeden çok şeyler bekleyenlerin ve de beklemeyenlerin “kendine darbe” yapmalarıdır, eşdeyişle, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeleridir, yani.
Gülmeyesin, “kendine darbe” nasıl olur“ demeyesin ey halkım!
Ben, “kendine darbe” yapanlardan birisiyim. Kendine darbe yapmak, yukarıda da işaret edildiği üzere, “yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini özümsemekle gerçekleşiyor. Hiç kimseye zararı olmadıktan başka, faydası da cabası, bu tür bir darbenin…
Sözü edilen ilkenin özümsendiği ortamda hiç kimse bar başkasına haksızlık etmez. Haksızlığın olmadığı yerde, darbeden bir şeyler bekleyen de olmaz; “darbe hakkı “ da doğmaz. “Darbe”ye gerek kalmaz. Bu kadar basit…
Öyleyse; Haydi benim,
Aziz Usta’ya:
Utanırım aldıklarım demeye
Gücüm yetmez borcun ödemeye
Bende hakkın çoktur halkım
Değil böyle bir Aziz
Bin Azizler olsa yetmez
Aldığını vermeye
Utanırım hakkını helal et demeye
Dünya durdukça durasın!
Dedirten HALKIM!
“Yurdu ve milleti özden çok sevme” yarışına!
Galip BARAN,
Bilinç Üniversitesi Rektörü,
Turgutreis-BODRUM
***
10 Temmuz 2008 Yaşar Nuri Öztürk ynozturk@hurriyet.com.tr Türk siyasetini çürüten üç yanlışTürk siyasetinin son altmış yılda ülkeyi perişanlığa götüren temel yanlışlarının üç ana başlıkta verilebileceğine inananlardanız:
1. Dincilik illeti, namı diğer Allah ile aldatmak.
Din istismarı ve Atatürk aleyhine Haçlı Batı ile işbirliği bunun sonucudur.
2. Dinciliğe yalakalık zilleti,
Allah ile aldatanlara görünüşte karşı çıkarken perde arkasında onların tabanından oy koparmak için onların sloganlarını kullanmaya tenezzül etme onursuzluğu bu psikolojinin sonucudur. Riyakârlığın sembolü olan bu tutum, ülkemizde dürüstlüğün kural olmaktan çıkarılmasına yol açmıştır.
3. Laikliği yanlış okuma hamakati.
İlk iki olumsuzluğa karşı çıkmak adı altında dine, imana, Allah’a bütün kapıları kapatmak, Allah ve din sözcüklerini ağzına almamayı ve böylece tüm alanı dinci hıyanete boş bırakmayı ‘laiklik’ (!) sanmak bu hamakatin sonucudur.
Bu hamakatin temsilcilerine göre, Türkiye’de din üzerinden oynanan tahrip hıyanetine uzaktan seyirci kalmak laikliğin icabıdır. Çünkü laik adamlar (!) din söylemlerini ağızlarına almamalıdırlar.
Veyl olsun bu saçmalayan mantığa!
Son yıllarda, işte bu saçmalayan mantık yüzünden, sözde ‘Türk solu’, yediği kazık ağzından çıkmış olmasına rağmen büyük hatasının farkında olmamakta ısrar ediyor. Allah ile aldatan ve camileri birer parti lökaline çeviren dinci siyaset (veya hıyanet) ise bu sözde Türk soluna, uykusundan uyanmasın diye yirmi dört saat dua ediyor.
Bu üç olumsuzluk Türk siyasetini çürümeye götürdü; siyasete güven ve saygıyı yok etti.
Daha kötüsü, yeni ve yenici siyaset adına eskinin en kahırlısı olan dinciliği ülkenin başına bindirdi. Ve halkı, emperyalizmin kodamanlarıyla işbirliği yapmış dinci ekiplere teslim etti.
MASKELİ SİYASETLERİN GETİRDİĞİ YER
Siyasette çürümenin göstergelerinden biri, gizlilik veya ‘kapalı kapılar ardında iş bitirme’ yöntemidir. İlkesizliğin, kitle ile kaynaşmaktan kaçışın, halka güvensizliğin alâmeti farikası olan bu yöntem, Türk siyasetinin, ne yazık ki temel niteliği haline gelmiş bulunuyor.
Türkiye’de siyaset halkla yapılmıyor, üç kağıt tezgâhının bezirgânlarıyla kotarılıyor.
O bir türlü anlayamadıkları, anlamadıkları için de sevemedikleri Atatürk’ün başarısının ve gün geçtikçe onur düzeyi yükselen tarihsel kişiliğinin altında açık siyaset veya halkla birliktelik yatmaktadır.
Atatürk’te, kapalı kapılar arkasında siyaset yok. Her şey; tüm inişler-çıkışlar, olumlu-olumsuz gelişmeler, acılar, ıstıraplar, sevinçler, kahırlar, ümitler ve kaygılar hep halkla paylaşılıyor. Her şey halkla birlikte ve halkın bilgisi dahilinde.
Onurun da, kalıcı başarının da sırrı burada. Türkiye’nin düzlüğe çıkmasının sırrı da burada.
Emperyalist-egemen dış güçlerden icazet alıp içeride halkı sürü gibi gütmek yerine, icazet ve yetkiyi halktan alan ve halkın siyasete katılımına imkân veren bir anlayışa ulaşmak, yani halkın siyasete katılımını sağlamak düzlüğe çıkışın tek koşuludur.
Siyasette böyle bir olgunluğa ulaşmanın koşulu ise paraya dayalı siyasetten, katılıma dayalı siyasete geçmektir.
Oylarının büyük kısmı; dağıttığı paraya, kömüre, eşyaya ve nihayet, halkı Kur’an’a yemin ettirme alçaklığına dayanan iktidarlar, kaderine sahip onurlu bir toplum yaratmak yerine başkalarının merhamet ve güdümüne teslim olmuş omurgasız bir ‘kullar yığını’ yaratıyor.
Haçlı emperyalizm de bunu istiyor. Bunu istediği içindir ki, Türk halkını raiyye (sürü) olmaktan çıkaran Mustafa Kemal’i istemiyor. Ve bunun içindir ki, Mustafa Kemal’e kin ve düşmanlığı Allah’a imanlarının üstüne çıkaran nankörleri baş tacı ediyor, koruyor, kolluyor, destekliyor, besliyor.
Emperyalist Batı; aklın prangalarını kırmış, yaratıcı-özgür benliklerden oluşan bir Türkiye’den çok korkuyor. Ve Batı biliyor ki, kullaştırılmış yığınlar şunu asla soramaz:
“Neden bizi, aşını işinden kazanan insanlar haline getirmiyorsunuz? Neden ulusal gelirin % 80’lik kısmını nüfusun % 5’lik bir kesimi paylaşıyor?”
Kullaştırılmış yığınlar, kursağına atacak birkaç lokma bulunca gerisine fazla bakmadan kafasını sallaya sallaya yürümeye devam eder. Yürümeye ve üremeye. Hele bir de bu kafa sallamaya din-mukaddesat-maneviyat (!) yaftalarıyla dokunulmaz payandalar temin edilmişse, kullar yığının uyanması İsrafil surunun üfürülmesine kalır.
Aklını işleten onurlu insanlar, “Ekmeğe saygılı olun, çünkü gökler ve yerler ekmeğin üstüne oturur!” (hadis) sözünü, emeğe, insanın aşına ve işine saygının önemine vurgu olarak anlar.
Gerçek müminler bunu böyle anlar. Ama hurafe ve Allah ile aldatma dininin aldatılmış mensupları bunu anlamak yerine ‘iane çadırları’ arar. Oralarda bir biçimde karnını doyurunca da susup oturur.
Allah yerine Allah ile aldatanlara kul olmayı hüner sanan raiyye (sürü), abdi memlûk (iradesini başkasına satmış köle. Tâbirler Kur’an’ındır) toplumların kurtuluşu, Allah ile aldatma baronları tarafından yüreğine ve beynine vurulan prangaları kırmaya bağlı bulunuyor.
Kullaştırılmış yığınların dünyasında, ekmek parçasının yere düşmesini önlemek üzere tedbir almak ibadet olur ama, emeğe ihanet eden iç ve dış zalimlerin ekmeğin-aşın tümünü alıp götürmesini önlemeyi istemek ‘hır çıkarmak, fitne yaratmak’ sayılır.
Allah ile aldatılarak köleleştirilmiş yığınların dünyasında, anlamının ve ruhunun tam tersine işletilen temel kurum ve kavram dindir.
Raiyyeleşmiş yığınları güdenler çok iyi bilirler ki, dinin ruhunu karartıp anlamını tersine çevirmedikçe siyaseti raiyye gütmek sanatına dönüştüremezsiniz.
Mâbetler, Allah’a değil de ‘raiyye güdücüler’e teslimiyetin öğretilip belletildiği yerler haline getirilmeden, aldatma ve sömürme tezgahını işletmek mümkün olmaz.
İnsanlığa yöneltilmiş en zehirli ve uzun ömürlü kahırların mayalandığı yer, esas anlamının tersine işletilen mâbet görüntülü mahbeslerdir.
Mâbedin mahbes (hapishane) haline geldiğini fark edememek veya zamanında fark edememek insanoğlunun en yıkıcı gafleti olmuştur.
Ne yazık ki, bu gafletin uyuşturucu etkisi artarak devam etmektedir.