14 Aralık 2009 Pazartesi

Prof. Dr. Necdet Alpaslan
DEÜ Çevre Araştırma ve
Uygulama Merkezi Müdürü

İZMİR
Sayın Prof. Dr. Necdet Alpaslan,

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği “2.Ulusal Katı Atık Kongresi” ndeki konuşmanızda, katı atıkların geri dönüşümünde en büyük aşamanın kitlelerin bilinçlenmesi ile sağlanacağını söylediniz.
Size, 19 Mayıs 2003 tarihli Cumhuriyet’de yer alan bu konuşmanızda kullandığınız “bilinç” sözcüğüyle ilgili olarak yazıyorum…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi konularda başlattığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, yıllardır devam eden çalışmalarda sayılan alanların tümünde bilinçlendim.
Bilinç konusunda adeta uzmanlaştım. Kendimi Bilinçolog olarak tanımlasam yeridir…
İnsanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız bu çalışmaları yaparken yaşam biçimim radikal şekilde değişti:
* "Yasa bağımlısı” oldum.

* "Diğerkam bir kişilik" edindim.
* "Kendimi tanımağa" başladım.
* “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumun farkına vardım.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
* Öğrencilik günlerimizde içtiğimiz And’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ni özümsedim.
* “İklim değişikliği”nin bu gezegende bencilce yaşamakta oluşumuzdan kaynaklandığı gerçeğini kavradım ve ektiğimizi biçmeğe başladığımızı idrak ettim.
* "Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız, ancak çok hafife alınması nedeniyle bedeli ağır bir şekilde ödenmekte olan bir kavram geliştirdim, yaşamımda uygulamağa başladım. Örneğin, 2007 yılı Mart ayında İstanbul Bahçelievlerde rögar çukuruna düşüp ölen beş yaşındaki Dilara’nın başına gelenin yaşanmaması için kendimi sorumlu tutuyorum.
Kapaksız bir rögar ya da benzeri bir çukur gördüğümde, dikkat çekmek için etrafına bir şeyler koyup ilgili yerlere haber veriyorum.
Haber vermekle kalmıyor, takip de ediyorum…
“Bilgi Çağı”nda edinilen “kitabi bilgi”nin, ozon tabakasının delinmesini, buzulların erimesini, yağmur ormanlarının yok edilmesini, daha açık deyişle, iklim değişikliği”ni önleyemediği dikkate alındığında; “Bilinç Çağı”nın, “tecrübi bilgi”nin ve Bilinç Üniversitesi’nin anlamı ve önemi kendiliğinden ortaya çıkar…
Sayın Alpaslan ,
2006 yılında Muğla Valiliği’nin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında öğrenim görmekte olan öğrencilere bilinç konusunda konferanslar verdim.
Aynı konuda bir sempozyum düzenlemek amacıyla Muğla Valiliği’ne başvurdum.
Ancak, böyle bir sempozyumu düzenleyebilmek için bilinç konusunda bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiği bildirildi. Bu konuda yaptığım başvuru ise, “ bilinç konusunda Bakanlığımız Çıraklık ve Yaygın Eğitimi Genel Müdürlüğünün 7. 09.2006 tarih ve 5386 sayılı yazılarıyla Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği ve buna bağlı olarak çıkartılan 7. 07. 2006 tarih ve 4235 sayılı Yönergede ‘usta öğretici’ belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı bildirilmiştir” denilerek ret edildi.
Çaresizlik ifade edildi…
“Çevre bilgisi”nin çevrenin kirletilmesini, “tasarruf bilgisi”nin israfı, “trafik bilgisi”nin trafik kurallarının çiğnenmesini, “vergi bilgisi”nin verginin kaçırılmasını önlemede yetersiz kaldığı biliniyor. Bu nedenle, sayılan alanlarda bilinçlenmenin olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu kabul edeceğinize inanıyorum.
Bu durum karşısında, toplumun bu konuda duyarlı kesimi için yukarıda sözü edilen sempozyum ya da benzeri bir etkinlik düzenlemenin yaşamsal olduğunu düşünüyorum.
Öngörülmesine karşın, mevzuatında yer almadığı nedenle M. E. Bakanlığınca karşılanamayan “usta öğretici” belgesi alabilmem için yardımcı olmanızı istiyorum.
Bilinç konusunda dikkatinize sunmak istediğim bir başka önemli konu: “Bilgili”, “kasıtlı”, “maksatlı” ya da “bilerek” yerine “bilinçli” ; “bilgilendirmek” yerine “bilinçlendirmek” denilerek yapılan yanlışlıktır. Yaşadıklarımdan öğrendiğime göre, bilinç sözcüğü, fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerekiyor.
Ben, bilinçlenmemi, yukarıda açıklandığı üzere, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarımıza borçluyum. İnsanın okuyarak, yazarak, görerek, duyarak bilinçlenebileceğini düşünemiyorum.
Sonuç olarak: (a) bilinç konusunda dile getirdiğim düşünce ya da bulgularımın akademik ortamda tartışılması ve (b) yukarıda sözü edilen “usta öğretici” belgesi ihtiyacımın karşılanması konularında yardımcı olup olamayacağınızı öğrenmek istiyorum.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 - (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak, böylece, zamanla, “Bilinçoloji A.B.D.’na dönüşebilecek bu bölümlerde, daha bilinçli mühendislerin, mimarların, doktorların, psikologların vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.
KİTABİ BİLGİ ÜZERİNE…
(1) Bilgi uygulamayla bilgeliğe dönüşür. (Tanrı ile Sohbet/ Neale Donald Walsch/ Ötesi Yayınları)
(2) Çağımızın en büyük ihtiyacı bilgi değil, bilgeliktir. Bilgelikle birleşmeyen bilgi ve teknoloji, iktidar hırsıyla gözleri dönmüşlerin elinde, büyük bir yıkıma dönüşür.(Bertrand Russel/ Çağdaş felsefe sözlüğü/ Cemal Yıldırım/ Bilgi Yayınevi)
(3) İnsana sorumluluk yükleyen bilgi, kitabi değil, gerçekliği varlık tarafından, bizzat uygulanarak idrak edilmiş ve hazmedilmiş olan bilgidir. Böyle bir bilgi o insanın öz malı haline gelmiş ve bir yaşam düsturu olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde insanın o bilgiyi kullanması gerekir; kullanmadığı takdirde hesap sorulmayı hak eder. Çünkü İnsan bildiğinden sorumludur. Bilen insan bilmeyen insandan da sorumludur. (Pozitif yaşam/ Ergün Arıkdal/ sayfa 421-423)
13. 12. 2009
***
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE ÇÖZÜM :
DİĞERKAMLIK ANDI
“İklim Değişikliği” olarak bilinen sorun; bu gezegende yaşamakta olan “Bilgi Çağı” insanının, “bilgi merkezli” eğitim anlayışının, hodkamca yaşayışının sonucudur. Bu gezegenin sakinleri, hodkamca yaşamanın bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.
“İklim Değişikliği”nin durdurulabilmesi için “bilgi merkezli” eğitim anlayışının kurbanı olan “Bilgi Çağı” insanının , bundan böyle, hodkamca yaşamamı terk edip diğerkamca yaşaması, “bilinç merkezli” eğitim anlayışına aktarma yapması gerekiyor.
Bu değişimin mümkün olduğu; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi, insanın, davranışlarının ve nedenlerinin araştırıldığı, “okul dışı eğitim” olarak tanımlanan, bireye “diğerkam kişilik” kazandıran çalışmalarda edinilen “tecrübi bilgi” ile kurulmuş olan Bilinç Üniversitesi tarafından kanıtlandı.
Sözü edilen çalışmalarda geliştirilen “Diğerkamlık Andı” eklidir. Bu And’ı öğrenmek ya da ezberlemek insana “diğerkam kişilik” kazandırmaz, bilgilendirir. Diğer deyişle, yol gösteren bir kılavuzdur. Diğerkam kişilik kazanabilmesi için insanın And’da söylenenleri yaşamında uygulaması gerekir.

3 Aralık 2009 Perşembe

“BURASI TÜRKİYE”
SERGİSİ…
Genelde “Burası Türkiye” diyerek ifade edilen, bağımlısı olduğumuz, çok hafife alındığı nedenle bedeli çok ağır bir şekilde, örneğin sellerle, depremlerle, yangınlarla ödenen, bazıları aşağıdaki görüldüğü şekilde gazete manşetlerine yansıyan sorunlarla ilgili bir sergi açılacaktır.
Bu serginin amacı: Sözü edilen soruna karşı başlatılan “savaş”la ilgili birikimi sorunu üretenlerle paylaşmak, onların geleceğin “Burası diğerkamlar ülkesi Türkiyesi”ni inşa çalışmalarında yer almalarını, diğer deyişle, “sorunun değil çözümün parçası” olmalarını sağlamaktır.
Amacı açıklanan ve bir konferans eşliğinde sunulacak olan sergi için ad önerinizi bekliyoruz.
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi (1) Basın ve Hukuk İşleri Danışmanı
Hukukçu, siyaset bilimci, araştırmacı yazar
(0312) 312 433 82 06
(1) : Turgutreis Bilinç Üniversitesi’nin öncelikli hedefi: Bilgi üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına önayak olmak, böylece, onların, “Bilinç Çağı”nın bilinçli mühendislerini, mimarlarını, doktorlarını, psikologlarını vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmaktır.
***
BODRUM HABİTAT DEKLARASYONU
1. Bodrum Yarımadası’ndaki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, merkezi hükümet temsilcileri , kozalar, ortaklar, bireyler olarak bizler 17-21 Ekim 1996 tarihleri arasında Bodrum HABİTAT Konferansı’nda bir araya gelerek yöremizin çevre ve yaşam koşullarını, sorunlarını ve çözüm yollarını, verilere ve gözlemlere dayalı olarak değerlendirdik, tartıştık. HABİTAT II Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı’nın sonuç belgeleri olan İstanbul Deklarasyonu ile Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nın amaç, ilke ve yöntemleri çalışmalarımızın çerçevesini oluşturdu. Bu bağlamda insan yerleşimlerini hakça, sürdürülebilir ve yaşanabilir kılma amaçlarını benimsediğimizi; bu amaçlara yurttaş ve kentli bilinci, yapabilir kılma sratejisi ve çok ortaklı yönetim ve yönlendirme ilkeleri çerçevesinde ulaşılabileceğini; bunu için de ortaklık anlayışının yaşama geçirilmesinin gerekli ve zorunlu tespit ediyoruz. HABİTAT amaçlarına ulaşmada yerel girişim ve eylem programlarının taşıdığı önemin bilincinde olarak, ülkemizdeki ilk Yerel HABİTAT ‘ı Bodrum’da düzenlemiş olmaktan kıvanç duyuyoruz.
2. Kıyısallaşma ve ikinci konut yapımı sürecinden ve turizm hareketinden aldığı önemli pay nedeniyle hızlı bir nüfus artışının gerçekleştiği Bodrum’da yerleşme ile ilgili düzenlemelerin ihtiyacı karşılamaktan uzaklaştığını, yaşam ortamımızdaki bozulmaların önlenemez, planlanamaz ve denetlenemez hale geldiğini, Yarımada’da büyük altyapı ve temel hizmet açıkları oluştuğunu, suyun minimum nüfusa yetmez halse geldiğini, kanalizasyon ve artmanın yetersiz olduğunu, çözülmesi acilleşmiş bir atık sorunuyla karşı karşıya olunduğunu, ulaşımın kent ve yarımada ölçeğinde tıkandığını, tüm bunların sonucu turizm kesiminin nitelikli hizmet veremez hale geldiğini ve standartların düştüğünü, yat limanı ve çekek yerleri kapasitesinin dolduğunu saptadık.
Yoğun ve düzensiz yapılaşma sonucu sadece doğal ve tarihi ortamın tahrip olmakla kalmayıp; görsel kirliliğin, çevre ve ses kirliliğinin de taciz edici çizgiye ulaştığını, aynı zamanda yerleşimin özgün sosyal kimliğinin ve hemşehrilik bilincinin de zedelendiğini, sosyal, kültürel, alt yapının eğitim hizmetlerinin gelişen bir Bodrum Yarımada’sının dinamikleriyle uyum içinde olmadığını saptadık. Bodrumluların yaşamlarını mutlulukla sürdürebilecekleri gelecekteki Bodrum’u düşünmekte giderek güçlük çektiklerini belirledik.
3. Gelecek kuşaklara en azından devraldığımız kadarını devretme bilinciyle baktığımızda:
Gördük ki, sorunlarımızın önemli bölümünü sosyal, kültürel, tarihi değerleri korumayı ve Bodrum Yarımadası’nın yerleşim düzenini yeni bir bakış açısıyla tasarlamayı amaçlayan bir hemşehrilik bilinciyle çözebiliriz.
Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kendi gücümüz ve ortak çabalarımızla doğrudan çözebiliriz. Sosyal ve ekonomik çelişkilerin belirlediği noktalarda aramızda oluşturacağımız uzlaştırıcı oluşumlarla harekete geçirebiliriz.
Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kamu otoritesinin, kamusal hizmet alanının, yarımadada yaşayanların ortak talepleri doğrultusunda geliştirmesini sağlayarak çözebiliriz.
Ve biz, kadını-erkeği, çocuğu-genci-yaşlısı tüm Yarımadalılar Bodrum Yarımadası’nın tüm olanaklarını harekete geçirerek ve tüm sorunlarımıza yaratıcı çözsümler üreterek, yaşam ortamımızdaki olumsuz gelişmeyi durdurmak ve yeniden iyileştirmek üzere İş Programımızı hazırladık. HABİTAT’ın simgelediği işbirliği ve dayanışma kültürü çerçevesinde Bodrum Yerel HABİTAT Konferansı’nın Ulusal HABİTAY ve Akdeniz Bölgesel HABİTAT oluşumlarının gerçekleşmesi sürecinde anlamlı bir aşama olduğu düşüncesiyle Türkiye’deki Yerel HABİTAT inisiyatiflerinin yaygınlaşması için çağrıda bulunmayı görev biliriz. Bodrum HABİTAT Kozası / 24. 11. 2009 ***
DİĞERKAM DOĞANLAR
Sayın Mustafa Nevruz Sınacı,
18 Kasım günü Bodrum Belediyesi önünde “Burası Türkiye” Sergisi eşliğinde başlattığımız etkinliğe katılan arkadaşlarla Turgutreis’te toplandık.
Ben hodkamlıktan nasıl kurtulduğumu, nasıl diğerkam olduğumu anlattım.
Bu sonucu çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız “okul dışı eğitim olarak tanımladığımız çalışmalara borçlu olduğumu ifade ettim. “Diğerkamlığın okulu yok” şeklindeki düşüncemi tekrarladım.
Diğerkam bir insan olarak nasıl yaşadığımı, görenlerin, düşüncelerini “herkes senin gibi olsa”. “senin gibilerin satısı çoğalmalı”, “sen insanlık için çalışıyorsun” benzeri sözlerle ifade ettiklerinden söz ettim....
Bir ara arkadaşlardan ikisi, Bodrum’da, iki gün önce sayın Kanadoğlu’nun da konuşmacı olduğu konferansla ilgili olarak bazı değerlendirmeler yaptılar.
Sayın Kanadoğlu’nu övdüler.
Değerli, ünlü, bilim ve siyaset adamlarının adını duyunca aklıma diğerkamlık konusu gelir.
Sayın Kanadoğlu’nun da diğerkam olup olmadığı sorusunu ortaya attım. Ardından sorumu sayın Turgut Özakman için de tekrarladım.
Aylar önce Yalıkavak’ta yapılan bir panele katılan sayın Süheyl Batum’un da diğerkamlığını sorgulamıştım. Vukuatım çok.
Kanadoğlu’nun diğerkamlığını sorgulamama bozulduğu anlaşılan arkadaşlardan birisi, “Galip bey, sayın Kanadoğlu da sayın Özakman da en az senin kadar diğerkamdırlar. Onlar farklı kulvarlarda çalışıyorlar. O Konferansları vermek, kitapları yazmak için büyük fedakarlıklar yapıyorlar, gece gündüz çalışıyorlar” dedi.
Okulu olmadığına göre, doğuştan fedakar olan insanlar da var demektir. Onların bir Diğerkamlar Partisi kurduklarını düşünüyorum da…
Parti kurmak istemeyebilirler. Diğerkamlık konusunda konferansları verseler, seminerler düzenleseler, paneller, sempozyumlar yapsalar nasıl olur.
Bu tür etkinliklerin ilkini Bodrum’da gerçekleştirseler. Onları en can kulağıyla dinleyen ben olurum. Sonra Türkiye’yi dolaşsalar…
Türkler; diğerkam, (özgeci, elci, elsever) başkalarını iyiliği için çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan insanlar oluverseler. Adalet sorun olmaktan çıksa, bu kadar çok polise, savcıya, hakime avukata ihtiyaç kalmasa, “Yurtta Barış” olsa. Türkiye bir “Diğerkamlar Cumhuriyeti”ne dönüşse. Dünya’yı şaşırtsa, “Dünyada Barış” ın öncülüğünü yapsa…
Galip BARAN
“Daha yaşanabilir bir Bodrum için” Yerel HABİTAT Kozası Kolaylaştırıcısı ***
ÖĞRETMENLERE …
Cumhuriyet’in ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlarını yetiştirmek için halen çalışmakta olan ve önceki yıllarda çalışmış olup, yaşamlarını emekli olarak sürdüren değerli öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü”ü kutluyoruz
Halen çalışan ve özellikle de emekli olan öğretmenlerimizi Bodrum Belediyesi önünde 18. 11. 2009 günü “Daha yaşanabilir bir Bodrum için” sloganıyla başlattığımızı “Burası Türkiye Sergisi” eşliğinde gerçekleştirdiğimiz etkinliği izlemeğe davet ediyoruz.
Değerli öğretmenlerimizi davet etmekten amacımız; yukarıda da sözü edildiği üzere, Cumhuriyet’in ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlarını yetiştirme sorumluluğunu kendileriyle paylaşmayı hedef aldığımızı, bu konuda kendileriyle işbirliği yapmak istediğimizi açıklamaktır.
Ali HAYDAR
“Daha yaşanabilir bir Bodrum için” Yerel HABİTAT Kozası Katılımcısı
***
Belediye Başkanlığına
BODRUM
Bizler; Belediye önündeki yolun karşındaki reklam panosunda (bil-boardda), “Belediye çalışıyor, Bodrum yenileniyor.” şeklindeki yazıyı okuduk.
Sakinleri (yaşayanları) olduğumuz Bodrum’un sahipleri de olmak, böylece Bodrum’u yenileyen Belediyemizle iş ve gönül birliği içinde çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Turizmden beklentilerinin gerçekleşmesi için sakinleri olduğumuz bu ilçenin “daha yaşanabilir bir Bodrum” olması gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, Bodrum’un sahipleri olabilmek bu bağlamda Belediyemizle, yukarıda da ifade edildiği üzere, iş ve gönül birliği içinde çalışabilmek için, çalışma yeri olarak kullanabileceğimiz bir “MEKAN”a ihtiyacımız var.
“MEKAN”ı, 1996 yılında gerçekleştirilen ancak devamı getirilemeyen Bodrum Yerel HABİTAT Konferansını, bu defa, öncekinden alınan dersleri de dikkate alarak yeniden başlatma konusunda yapmakta olduğumuz çalışmalar için kullanacağımızı da bilmenizi istiyoruz.
1996 yılında gerçekleştirilen Bodrum Yerel HABİTAT konferansında oluşturulan HABİTAT Uygulama ve İzleme Birimi’ne tahsis edilen odanın uygun bir yer olabileceğini düşünüyor ve talep ediyoruz.
Bu konuda, 17-21 Ekim 1996 tarihlerinde gerçekleştirilen Bodrum Yerel HABİTAT Konferansının açılış konuşmalarında,
“ Bodrum’da yaşayanların kentle ilgili kararlara katılmalarını ve sorunlara birlikte çözüm aramalarına büyük heyecanla yaklaşıyoruz. Bizler kente hizmet vermek için seçilmiş kişiler olarak kentin sorunlarına çözüm bulmak için yapılan her çalışmaya destek vermeye hazırız. (…..) Kendimi önce bir Bodrumlu olarak, daha sonra bir Belediye Başkanı olarak çok şanslı gördüğümü belirtmek istiyorum”
diyen Belediye Başkanı sayın Tuğrul Acar’ın verdiği destek sözünü de hatırlatıyoruz.
Gereğini takdirlerinize arz ederiz
Saygılarımızla.
Funda Neslihan SEVİNÇER
Daha yaşanabilir bir Bodrum için Yerel HABİTAT Kozası Katılımcısı
***
EY
TÜRKİYE’Yİ
YÖNETENLER !...
EY
TÜRKİYE’DE YAŞAYANLAR !...
DUYDUK, DUYMADIK, DEMEYİN !
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ” Nİ BAŞLATAN
“BİLGİ ÇAĞI”
SONA ERDİ !
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ” Nİ DURDURACAK
“BİLİNÇ ÇAĞI”
BAŞLADI !
TÜRKİYE ÇAĞ ATLADI !
MUSTAFA NEVRUZ SINACI
TURGUTREİS BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
BASIN-YAYIN VE HUKUK İŞLERİ DANIŞMANI

21 Kasım 2009 Cumartesi

BARIŞ’IN BAŞKENTİ BODRUM…
Sayın Bodrumlular,
Bodrum’un yaşanabilirliği Bodrumluların, Türkiye’nin yaşanabilirliği Türklerin, Dünya’nın yaşanabilirliği Dünyalıların ‘diğerkâmca’ (1) yaşamaları ile mümkündür. “Yurtta Barış Dünyada Barış” Atatürk’ün yüce dileğidir.
Bu dileğin yaşama geçebilmesi için, Bodrumluların, Türklerin ve Dünyalıların ‘diğerkâmca’ yaşamaları gerekmektedir.
Bodrum, “Dünyada Barış”ın Başkenti olabilir.
Şöyle ki: 1996 yılında, Bodrum’da, “Yaşanabilir bir Bodrum” sloganıyla Bodrum’da başlatılan, ancak sürdürülemeyen;
(a) 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in; “İstanbul’da gerçekleştirilen HABİTAT II Konferansının katılımcıları tarafından benimsenen anlayışa göre, yerleşim alanlarının güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesinde resmi organizasyonlarla sivil toplum kuruluşlarının dayanışma, işbirliği ve ortaklılar temelinde çalışmaları esastır. Bu bakımdan öncü ve örnek bir etkinlik olarak değerlendiriyorum” diyerek övdüğü, ÖNEMİNE dikkat çektiği,
(b) Belediye Başkanı olan Tuğrul Acar’ın,; “Bodrum’da yaşayanların kentle ilgili kararlara katılmalarına ve sorunlara birlikte çözüm aramalarına büyük bir heyecanla yaklaşıyoruz. Kentin sorunlarına çözüm bulmak için başlatılmış bu çalışmaya gönülden destek vermeye hazırız.” diyerek EV SAHİPLİĞİNİ üstlendiği, Yerel HABİTAT Konferansını, bu defa, ilkinden alınan dersleri de dikkate alarak, yeniden başlatmamız, böylece, Bodrum’un “Dünya Barışı”nın Başkenti olması için de el ve gönül birliği içinde çalışmamız, bu bağlamda sorumluluk üstlenmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bu sorumluluğu Belediye Başkanı sayın Mehmet Kocadon’a hatırlatmanızı öneriyorum. Saygılarımla.
Adları aşağıda görülen Turgutreis Bilinç Üniversitesi Kurucuları adına, Bodrum HABİTAT Emekliler, Trafik ve Yurttaşlar Kozaları Kolaylaştırıcısı

Galip BARAN
(1) Diğerkamlık (özgecilik, elcilik, elseverlik ): // * Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumu. // * fels. Başkalarının iyiliğine çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan görüş. // * ruhb. Bencillik ve ben tutkusu yerine sevginin başkalarına yönelmesi durumu // Diğerkam (özgeci, elci, elsever ) : Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen (kimse)
Turgutreis Bilinç Üniversitesi Kurucuları:
Galip BARAN, 535. 844 84 76
Mustafa Nevruz SINACI, 312. 433 82 06
Celil YAMAK, 533. 497 08 85
Hamdi YILDIRIM, 536. 214 33 43
Zeki KARAOĞLU, 543. 693 33 99
İsmet SEYHAN, 532. 584 03 33
Zafer ÜNVERDİ, 506. 835 07 07
Haluk YILDIZ, 532. 237 00 90
Kadir KARABIYIK, 533. 653 62 81
Mehmet GÜZEL, 532. 282 45 48
Haluk ALACA, 506. 389 82 32
Kenan CİHAN, 546. 279 73 27
Ferruh ONUR, 536. 610 12 69
İmkansız, bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine, kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan, küçük insanların ortaya attığı büyük bir kelimedir.
İmkansız (….), bir görüştür. İmkansız (….) meydan okumadır. İmkansız potansiyeldir. Geçicidir. İmkansız yoktur.
Muhammed Ali Miami- ABD- Florida- 1964
(Ringe daha ilk adımını attığında, Muhammed Ali’ye, boksör olmak için çok sıska olduğu söylenmişti)
***
DÜNYAYI
KURTARMAK
İSTERSEN
DİĞERKAM
YOKETMEK
İSTERSEN
HODKAM
OLMAN
YETER
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
***
Turist Bekleme Dönemine Son
İngiltere'de Düzenlenen Dünyanın En Önemli Turizm Fuarlarından Kabul Edilen "World Travel Market" Bodrum'a Umut Oldu. 30 Turizmci, "Tanıtımlar ve Faaliyetler Daha da Artacak. Artık Turistin Ayağına Gideceğiz" Dedi.
İngiltere’de düzenlenen dünyanın en önemli turizm fuarlarından kabul edilen “World Travel Market” Bodrum’a umut oldu. 30 turizmci, “Tanıtımlar ve faaliyetler daha da artacak. Artık turistin ayağına gideceğiz” dedi.
İNGİLTERE’nin başkenti Londra’da 9-12 Kasım tarihleri arasında düzenlenen ve dünyanın en önemli turizm fuarlarından biri olan “World Travel Market” Bodrum’a umut oldu. Londra’daki fuara, Bodrum Yarımadası Tanıtma Vakfı (BOYTAV) ve Bodrum Belediye Başkanı DP’li Mehmet Kocadon ile Bodrum Otelciler ve Turistik İşletmeciler Derneği (BODER) Başkanı Halil Özyurt’un yanı sıra 30 turizmci katıldı. Fuarı bu yıl 155 ülkeden 5137 profesyonel yöneticinin ziyaret ettiği belirtildi. Bodrum’un özel bir standla katıldığı fuarda yapılan çekilişte, 2540 kişi arasından belirlenen 14 İngiliz çift, Bodrum’da 1 hafta bedava tatil kazandı. Talihli çiftlerin Bodrum’daki Kefaluka, La Blanche, Kervansaray, Samara, Magnific, Dedeman, Paloma, The Gren House, Parkım Ayaz, Serhan, Ayaz Aqua, Seray, Palm Garden ve Royal Asarlık Beach otellerinde konaklayacağı bildirildi. Bodrum tarihi anlatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve BOYTAV tarafından Londra’nın ünlü mekanlarından Sketch’de 9 Kasım gecesi verilen özel davete ise dünyanın en önemli turizm yayınlarının editör ve yazarları katıldı. Dünyanın turizm konusunda önde gelen gazetecilerinin yanısıra İngiltere Turizm piyasasının önemli yöneticileri, davete ev sahipliği yapan Turizm Tanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı ve Başkan Kocadon’dan önümüzdeki sezonla ilgili bilgiler aldı, rezervasyonlar için ön çalışma yaptı. Gecede 360 derecelik özel projeksiyon sistemi ile fotoğraf sanatçısı Oğuz Hamza’nın özel fotoğraflarından oluşan ve Bodrum’un tarihi, turistik ve guletlerini anlatan özel slayt gösterisi sunuldu.
10 fuara katılacağız Londra Turizm Fuarı’nın çok verimli geçtiğini belirten Başkan Mehmet Kocadon şunları söyledi: “Amacımız tüm dünyaya Bodrum’u en iyi şekilde tanıtmak. Turist bekleme dönemi bitti. Ürünümüzü tanıtmak için gelecek turistin ayağına biz gitmeyi kararlaştırdık. Düzenlediğimiz özel Bodrum etkinlikleri fuarda en çok ilginin Bodrum standına olmasını sağladı. Bu yönde çalışmalarımıza devam ederek, Bodrum’u hak ettiği yere getireceğiz. 2010 turizm sezonu ile katılacağımız 10 turizm fuarında yapacağımız tanıtımlarla ilçemize gelen turist sayısını 1,5 milyonun üzerine çıkmasını hedefliyoruz.” 16.11.2009 02:32 [1809274]
***
DİĞERKAMLIK (1) ANDI
Ben ……. ……..
Bundan böyle:
(A) Aşırı tüketmeyeceğime,
Vergi kaçırmayacağıma,
Çevreyi kirletmeyeceğime,
Milli servete zarar vermeyeceğime,
Trafik kurallarını çiğnemeyeceğime,
Rüşvet vermeyeceğime/almayacağıma,
İmar yasasına aykırı işler yapmayacağıma,
Sağlığa aykırı alışkanlıklar edinmeyeceğime,
İş ahlakının korunması için çaba göstereceğime,
Her şeyi devletten bekleme alışkanlığını terk edeceğime,
Diğer deyişle, KIRMIZIDA DURACAĞIMA, eşdeyişle “bencillik”le, daha açık deyişle, yolsuzlukla, çok daha açık deyişle, “Burası Türkiye Bağımlılığı” ile savaşacağıma, şöyle ki:
(B) Sayılan alanlarda KIRMIZIDA GEÇMEK isteyenleri, yani “Burası Türkiye Bağımlıları”nı SOSYAL YAPTIRIM olarak bilinen yöntemle uyaracağıma,
(C) Uyardıklarıma, kendilerinin de KIRMIZIDA GEÇMEĞE kalkışan başka “Burası Türkiye Bağımlıları”nı aynı yöntemle uyarmalarını önereceğime,
SÖZ VERİYORUM.
KIRMIZIDA DURMAK: Bireyi erdeme (2) yönlendiren bir ilkedir (3). SOSYAL YAPTIRIM: Kırmızıda geçmeğe kalkışanları utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmaktır. Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlatılan, yıllardır devam eden, “okul dışı eğitim çalışmaları”nda geliştirilen bu And yaşama geçtiğinde; bu kadar çok polise, savcıya, hakime gerek kalmayacak, adalet sorun olmaktan çıkacak, “Yurtta Barış” sağlanacak, “muasır medeniyet” aşılacaktır.
(1) Diğerkamlık (özgecilik, elcilik, elseverlik ): * Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumu.
* fels. Başkalarının iyiliğine çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan görüş. * ruhb. Bencillik ve ben tutkusu yerine sevginin başkalarına yönelmesi durumu. Diğerkam (özgeci, elci, elsever ) : Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen (kimse)
(2) Erdem: * Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı.
* İnsanın ahlaksal olarak iyiye yönelmesi, ruhsal yetkinlik.
(3 ) İlke : * Her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan, anadüşünce ve inanış, baş kural.
* Temel bilgi, temel kural. * Uyulması gerekli davranış kuralı.
* fels. Kendisinden başka bir şeyin çıktığı temel, köken; ilk neden.
***

HADİ
BAŞTAN
ALALIM
BU DEFA İŞİ
SIKI TUTALIM
BODRUMU
YAŞANABİLİR
KILALIM
BİLİNÇ
ÜNİVERSİTESİ

17 Kasım 2009 Salı

Cumhur Güven TAŞBAŞI
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tanıtma Genel Müdürü
ANKARA
Konu: Ülkenin aydınlık geleceği ile ilgili önerilerimiz, beklentilerimiz.
Sayın Cumhur Güven Taşbaşı,
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insan’ı, ‘insan” davranışlarını ve davranış nedenlerini araştırdığımız, ”Okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, bazılarını yakından bildiğiniz çalışmalarda yaşam biçimimizde 180 derecelik bir değişim-dönüşüm gerçekleşti bu süreçte;
* Kendimizi tanıdığımızın; “diğerkâm kişilik” edindiğimizin, “yasa bağımlısı” olduğumuzun, devletle, (Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için “gönüllü vergi” ödemeğe kalkışacak derecede) özdeşleştiğimizin, “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumuzun farkına vardık.
* Başta sayılan alanlarda edindiğimiz “tecrübi bilgi” ile “Bilinç Üniversitesi’ni” kurduk.
* Öğrencilik günlerimizde içtiğimiz And’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevmek ilkesi”ni önemsedik ve özümsedik.
* Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin bu gezegende bencilce yaşamakta oluşumuzdan kaynaklandığını, sonuçta, ektiğimizi biçmeğe başladığımızı idrak ettik.
* “Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız, ancak, çok hafife aldığımız nedenle bedelini, (5 yaşındaki Dilara Dumrul’un, 2007 yılında, İstanbul Bahçelievler de üzeri kartonla kapatılan logar çukuruna düşerek ölmesi olayında olduğu gibi) çok ağır bir şekilde ödemekte olduğumuzla ilgili bir kavram geliştirdik ve uygulamağa başladık…
İnsanın “Bilgi Çağı”nda edindiği “kitabi bilgi”nin, (çevre bilgisinin çevreyi kirletmesini, tasarruf bilgisinin tutumlu olmasını, trafik bilgisinin trafik kurallarını çiğnemesini, vergi bilgisinin vergi kaçırmasını, bu alanlarda bilinçlenmesini sağlayamadığı) ozon tabakasının delinmesini, buzulların erimesini, yağmur ormanlarının yok olasıya tahrip edilmesini, sonuç olarak “iklim değişikliği”ni önleyemediği dikkate alındığında, “Bilinç Çağı”nın, “deneysel, (tecrübi) bilginin” ve kurduğumuzu yukarıda ifade ettiğim Bilinç Üniversitesi’nin anlamı, önemi ve misyonu kendiliğinden ortaya çıktı.…
Sayın Taşbaşı,
Türkiye’nin; “çevrenin kirletilmediği, aşırı tüketimin yapılmadığı, trafik kurallarının çiğnenmediği, sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği, verginin kaçırılmadığı, rüşvetin alınmadığı/verilmediği, iş ahlâkına saygı gösterildiği, milli servete zarar verilmediği, imar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği bir ülke olmasını” isteyeceğinize gönülden inanıyoruz.
Bu inançla;
* Bodrum’da 1996 yılında gerçekleştirdiğimiz, verdiğimiz taahhütleri zaman içinde unutmuş göründüğümüz Yerel HABİTAT Konferansında oluşan HABİTAT Ruhu’nu canlandırmak için yaklaşık bir aydan beri çalıştığımız halde sonuç alamadık.
Bu konuda Bodrum Belediye Başkanı sayın Mehmet Kocadon’u ikna etmemize,
* Üç yıl önce, İlk ve Orta Öğretim Okulları öğrencilerine Muğla Valiliği’nin “olur”u ile başlattığımız, şu an izin verilmeyen “Bilinç Konferanslarının” tekrar devam ettirmemize,
* Başta sözü edilen alanlarda yaptığımız çalışmalarda geliştirdiğimiz, yıllardır MEB Talim Terbiye Kurulları Komisyonlarında bekletilen “trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”nin İlk ve Orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulmasına,
* Diğerkâmlık kavramını ve “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni dikkate alarak geliştirdiğimiz “70 Milyonluk Aile, Türkiye” projesinin Aileden Sorumlu Devlet Bakanınca dikkate alınmasına,
* Devlete sahip çıkma konusunda duyarlı emekli polis, asker ve emekli öğretmenler için bilinç konusunda bir Sempozyum düzenleyebilmemize;
Yardımcı olabileceğinizi ümit ediyor ve düşünüyoruz.
Sözü edilen Sempozyumu düzenlemek için, üç yıl önce Muğla Valiliğine başvurduk. Verilen yanıtla, bilinç konusunda Sempozyum düzenleyebilmemiz için bir “usta öğretici” belgesine sahip olmamız gerektiği bildirildi. “Usta öğretici” belgesi verilmesi için yaptığımız başvuru ise, Milli Eğitim Müdürlüğünün 18 Eylül 2006 tarih ve B.08.4.MEM.4.48.00.03/324-22487 sayılı yazısı ile, “Bilinç konusunda Bakanlığımız Çıraklık ve Yaygın Eğitimi Genel Müdürlüğünün 07/09/2006 tarih ve 53 86 sayılı yazılarıyla, Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği ve buna bağlı olarak çıkarılan 07/07/ tarih ve 4235 sayılı Yönergede “usta öğretici” belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı bildirilmiştir” şeklinde bir yanıt verilerek reddedildi. Bir başka deyişle çaresizlik (acz) ifade edildi.
Sayın Taşbaşı,
Bu ülkede devlete sahip çıkacak bilinçli devlet adamları (Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, TBMM Başkanları, Milli Eğitim, İçişleri Bakanları) ve bilinçli iş adamları yetiştirerek “Yurtta Barış”ı sağlamak, “Muasır Medeniyet”i aşmak istiyorsak, ülkenin geleceği olan çocuklarımız ve gençliğimizi bilinçlenmeye yönlendirmeyi iş edinecek başka “usta öğretici” lerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda da yardımcı olabileceğinizi düşünüyoruz…
İlgi ve bilgilerinize arz ederiz
Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 - (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, www.galipbaran.blogspot.com
(1): Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak, böylece, daha bilinçli mühendislerin, mimarların, doktorların, psikologların vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.

7 Kasım 2009 Cumartesi



BODRUM KAYMAKAMLIĞI
VE HABİTAT TRAFİK KOZASINDAN ÇAĞRI
Konu
: HABİTAT Trafik Kozası’nın trafik kurallarına uyma alışkanlığı oluşturmak için başlattığı, örnek bir “KOZA ÇALIŞMASI” ve “YURTTAŞLIK PROJESİ” olarak sürdürülen ve bir “Bodrum Uygulaması”na dönüştürülmek istenen çalışmaya sahip çıkılması.
BODRUM UYGULAMASI
AMACI: Trafik Kozası’nın, neredeyse hiç kimsenin trafik kurallarına gerçek anlamda uymadığı ve uymayanları da uyarmadığı ülkemizde; trafik kazalarının başta gelen etmeni “insan kusuru”nun en aza çekilerek sağlıklı bir trafik ortamının sağlanması için başlattığı çalışma, aktif boyutunda çok az “katılımcı”nın yer almasına karşın üç yıldır devam etmektedir. “İşe yayalardan başlama”yı öngören , sorunun nedenlerini dikkate alan bir yöntem uygulanarak başlatılan bu uygulamada, duyarlı vatandaşların “Trafik Gözcülüğü” olarak tanımladığımız “misyon” niteliğindeki bu görevi üslenerek kırmızıda geçenleri kararlı bir şekilde uyarmaya başlamaları hedef alınmıştır.
“Bodrum Uygulaması” kuralların neden çiğnendiği ve kurallara nasıl alışılabileceği gibi soruların yanıtları araştırılarak toplumla yoğun bir iletişim içinde sürdürülen projenin gelinen aşamasında uygulanabilir bir MODEL olarak gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEMİ: Gözlemsel ve sözel iletişim sonucu oluşan bulgular, insanların, kavşaklarda, kuralları, genelde, birbirlerine bakarak (birbirlerini örnek alarak); özelde ise, yaya iken, kendilerine çarpma ihtimali olan (gelen) bir araç, sürücü iken, zarar verebilecekleri yaya ya da başka nesneler yoksa çiğnemekte (kırmızıda geçmekte) olduklarını göstermiştir.
Bir diğer deyişle, insanlar, kendilerinin koydukları kurallara uyma alışkanlığı edinmişlerdir.
Diğer taraftan, insanların, kırmızıda geçtikleri anda yüz yüze gelinerek uygum şekilde uyarıldıklarında, kurala, kaçınılmaz bir suçluluk psikolojisinin baskısı altında, utanarak uyma çabası içine girdikleri görülmüştür. Bu bulgular insanların kurallara nasıl alıştırılabileceklerinin yöntemini saptamamızı sağlamıştır. İnsanların genelde, “utanma duygusu” ile donatıldıkları düşünülerek, yaygınlaştırılarak kararlılıkla sürdürülmesi halinde bu yöntemin etkili bir uygulama olacağı sonucu çıkarılmıştır.
Habitat Konferansı günlerinde Bodrum Garajaltı Kavşağı’nda başlatılan, HABİTAT terminolojisinde “sivil toplum pratiği” olarak tanımlanan bu çalışmada, trafik kurallarına uyma alışkanlığı oluşturmada görülen “aktif eğitim boşluğu”nun doldurulmasına ülke çapında uygulanabilecek bir MODEL’in geliştirilmesi hedef alınmıştı. Proje, bu nedenle, zaman zaman bazı büyük kentlerde de uygulanmıştır. İstanbul Taksim Meydenında ve özellikle Amnkara’da (Kolaylaştırıcılığı geçici olarak üstlenilen Ankara HABİTAT Kozası kurularak) Kızılayu Meydanı Gima önü yaya geçidinde yapılan, devam eden bu çalışma “Bodrum Uygulaması” olarak tanıtılmaktadır.
TANITIM: “Bodrum Uygulaması”, geçen üç yıl içinde, her birine bir sergi eşliğinde katılınan, sonuncusu Ankara’da yapılan “Ulaşım ve Trafik Kongresi” gibi toplantılarda kamuoyuna tanıtılmıştır.
Bu uygulamayla ilgili haberler ulusal basında ilgi görmüş; proje ve ilgili yazılara TŞOF ve Gazi Üniversitesi Trafik Mühendisliği ve Uygulaması Ana Bilim Dalı dergilerinde yer verilmiştir.
NEDEN YAYALAR: Trafik Yasası’nın sadece sürücüler değil yayaları da bağlayıcı hükümleriyle bir bütün olduğu, sürücü ve yayalar arasında bir ayırım gözetmediği, sürücülerin de yaya iken diğer yayalar gibi kırmızıda geçtikleri ve trafik suçu işleyenler arasında, anında yüz yüze gelinerek kaza riski yaratmaksızın uyarılabilecek en uygun örneğin yaya olduğu düşünülecek olursa; bu projede neden yayaların hedef alındığı ve uygulama yeri olarak kavşakların seçildiği kolayca anlaşılır.
Diğer taraftan, Trafik Kozası olarak, ilgili yasanın sürücü ve yayaları ayrımsız kapsamakta oluşuna karşın yayalar için öngörülen cezayı uygulamamanın ve trafik eğitiminden (ki, Trafik Kozası, eğitim denilerek okullarda ve sürücü kurslarında verilenin eğitim değil öğretim olduğu iddiasındadır) söz edilirken, yayaları göz ardı ederek sürücülere ağırlık vermenin, sadece sürücüleri eğitmekten söz etmenin yanlış bir yaklaşım olduğu inancındayız. Bu nedenle, yaya iken kırmızıda durma alışkanlığı edinmeyi “iyi bir sürücü” olmanın koşulu olarak görüyor; “yaya iken değil ama sürücü iken kırmızıda duruyorum” diyenlerin en azından kendilerini kandırdığını, bu gibilerin sürücü iken, kırmızıda, büyük olasılıkla, kurala saygıdan değil ceza kaygısıyla durduklarını düşünüyoruz.
SIFIR HOŞGÖRÜ: Yasa tanımazlığın bireyin yaşamında zamanla oluştuğu, suçu ve suçluyu genelde toplumun ürettiği tezi dikkate alınır, buna göre ceza öngörülmüş bir fiili (yaylara ceza hükmünü) hafife alarak hoş görmenin zamanla daha büyük fiiller öncülük edeceği düşünülürse, toplumun neredeyse birlik-beraberlik içinde çiğnemekte olduğu kırmızı ışıkta yaya iken geçme fiiline “sıfır hoşgörü gösterilmesi gerektiği söylenebilir.
HEDEF DEMOKRASİ: Trafik Kozası olarak, “kırmızıda durma”yı, trafiği aşan, bir “toplu yaşam ahlakı” oluşturmayı kapsayan bir kavram olarak düşündüğümüz dikkate alınacak olursa; sürdürülmekte olan uygulamanın; sonuçta, kırmızıda yaptırım korkusuyla değil bir “tolu yaşam ahlakı” bilinciyle duranlardan oluşan, diğer deyişle, kendi kendisini yöneten toplum idealine dönük, daha doğru deyişle, çağdaş demokrasiyi hedef alan bir girişim olduğu görülür.
TRAFİK GÖZCÜLÜĞÜ: Ayrıca, kurallar, yukarıda da işaret edildiği üzere, genelde başkalarına bakılarak, kırmızıda geçen başka insanlar örnek alınarak çiğnendiğine göre, (kurallara) uyma alışkanlığının da , benzer şekilde, başkalarına bakılarak, kırmızıda duranlar örnek alınarak edinileceği de tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızdadır. Şu var ki; “iyi” alışkanlıkların “zor”, “kötü” alışkanlıkların “kolay” edinildiği hatırlanacak olursa, yukarıda sözü edilen 1Trafik Gözcülüğü”nün, bu geçek dikkate alınarak, bir zaman için özen ve sabırla uygulanması gerektiği görülür.
GÖZCÜLÜK MÜ MÜFETTİŞLİK Mİ?..:
Mevzuatta yer verilen Fahri Trafik Müfettişliği ile karşılaştırıldığında ”Gözcülük” için şu fıkradan söz edilebilir:
* Trafikte şikayet sistemin etkin kılmak için düzenlenen Fahri Müfettişlik, trafik suçu işlendikten, deyim yerindeyse, “yumurta kırıldıktan” sonra işleyen bir uygulama olduğu halde, “Trafik Gözcülüğü”, yayası sürücüsüyle toplumun tümünü trafik kurallarına alıştırmayı ve suçu işlenmeden önce önlemeyi hedef alan ve eldeki uygulamayla kurumlaştırılmak istenen bir gönüllü girişimdir.
* “Müfettişlik”in, özel koşulları nedeniyle sınırlı sayıda vatandaşın üstenebileceği bir görev oluşuna karşın, misyon niteliğinde bir görev olan “Gözcülük”, her duyarlı bireye açık oluşu ve çok kolay bir uygulamayı öngörüşüyle, neredeyse herkesin üstenebileceği bir “rol” dür.
GELİŞTİRİLEN BAZI KAVRAMLAR
KIRMIZIDA DURMAK:
Trafik Kozası, baştan bu yana, toplumla ve konuyla ilgili resmi kuruluşlarla yoğun iletişim içinde sürdürdüğü bu çalışmada, projenin sloganı “Kırmızıda Durmak”ı, “her türlü yanlış iş ve davranış”ı simgeleyen bir kavram olarak yaşama geçirme çabası içinde olmuş ve bunu önemli ölçüde başarmıştır.
SİVİL TOPLUM KURULUŞU VE KİŞİSİ:
Koza (Trafik Kozası), bu tür aktif eğitim çalışmalarını başlatmada görülen örgütlenme zorluklarına bakarak, bu bağlamda Bodrum Uygulamasından çıkarılması gereken dersleri dikkate alarak ve bu amaçla örgütlenmenin adeta bir koşul olarak dayatılmakta oluşuna karşı da bir tepki olarak; bu gibi girişimlerin bireysel olarak da başlatılabileceği ve sürdürülebileceği gerçeğinin altını çizme gereğini duymaktadır. Koza, bu noktadan hareketle, toplumun hafife aldığı açıkça görülen bu tür çalışmalara yalnız başlayanların, ya da başkalarıyla birlikte başladıkları halde yalnız kalındığı nedenle uygulamayı yalnız sürdürenlerin ve yaptıkları çalışmaların ciddiye alınması ve bu gibi işleri üstlenenlerin “Sivil Toplum Kişisi” olarak görülmeleri (Sivil Toplum Örgütü gibi değerlendirilmeleri) gerektiğini savunmaktadır.
“BİR BİRİM DEVLET”, “POLİS DEVLETİ”, “KAMU YARARINA DERNEK/KİŞİ”:
Koza, soyut bir kavram olan “devlet”i oluşturan üç temel öğenin başta gelen unsurunun insan olduğu gerçeğini dikkate alarak; her vatandaşın (insanın) “Bir Birim Devlet”lerden oluştuğu; “Bir Birim Devlet” olma bilincini yaygınlaştırmanın “Polis Devleti” olma gereğini ortadan kaldıracağı; bu bilinçle (sorumlulukla) faaliyet gösteren kişilerin de “, “Kamu Yararına Kişi” sayılmaları (Kamu Yararına Dernek olarak kabul edilmeleri) gerektiğini de savunmaktadır. Bu anlayışa göre, “Kamu Yararına Kişi” sistemden önce kendisini sorgulamasını bile bireydir.
Yıllar önce, Turgutreis Gönüllüleri olarak başlattıkları projelerin de, tüzel kişiliğe sahip olmayışları ya da uygulamanın bireysel görüntüsü nedeniyle hafife alınışının yol açtığı zorlukların ve girişimlerinin aynı nedenle sonuçsuz kalışının doğal sonucu olarak yukarıda sözü edilen kavramları (düşünceleri) üreten Trafik Kozası; sözü edile düşünceler kapsamında çaba gösteren bireylerin, devlet tarafından, bu eylemleri uyarınca muhatap alınmaları, deyim uygunsa baş tacı edilmeleri gerektiği inancındadır.
Bir taraftan. Bir türlü yaşama geçemeyen geleneksel “Devlet-Vatandaş İşbirlşiği” söyleminde devletle işbirliği yapacağı varsayılan vatandaşın tek “kişi” olduğu hatırlanır, diğer taraftan, “Kamu Yaraına Dernek”i, aslında “kişi”leri oluşturduğu düşünülecek olursa; kamu yararına çaba gösteren bir “vatandaş”ın “Kamu Yararına Kişi” sayılma hakkından söz etmesi yadırganamaz.
BAZI BEKLENTİLER
ÖZNE OLMAK: !!!!!!!!! (devam edecek) !!!!!!!!!!1

27 Ekim 2009 Salı

VERGİ, VİCDAN, CÜZDAN,
CUMHURBAŞKANI VE…
1978 yılında emekli olduktan sonra İstanbul Ataköy’deki evimi kiraya verip Bodrum’un Turgutreis beldesine yerleştim.
Yakın arkadaşlarım ve dostlarımın “yakanı devlete kaptırma” şeklindeki tavsiyelerinden de etkilenerek “kira geliri vergisi” ödemekten kaçındım. Türk halkının %98’i gibi “kul hakkı” yedim. O günlerde “vergi bilincimin” sıfır düzeyinde olduğunu (aşağıda açıklanacağı üzere) neden sonra anladım…
Ödediğim verginin hizmet olarak döneceği sözü benim için bir anlam ifade etmedi. “Kul hakkı” yemekte beis görmedim…
İzleyen yıllarda, kiracımla ihtilâfa düştükten sonra, beni ihbar edebileceği korkusu ile “kul hakkı” yemekten vazgeçtim ve aldığım kiranın vergisini ödemeğe başladım.
O günlerde, korku saiki ile ödenen verginin ”vergi bilinciyle” ilgisi olmadığını da bilmiyordum.
1989 yılında bir çöp toplama kampanyası ile başlattığımız ve “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmaları çevre, tüketim, trafik sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda sürdürürken “UYANDIM”!..
Yalnız “vergi” konusunda değil, sayılan alanların tümünde bilinçlendim.
Öyle ki: 2001 yılında baş-gösteren ekonomik kriz karşısında Türkiye’nin dış borç yükünden kurtarmak amacıyla bir “gönüllü vergi” kampanyası başlatmak istedim.
Başbakanlığa baş vurdum…
Başvurumdan, 57. ve onu izleyen 58.- 59.- 60. Hükümetlerin Hazine Müsteşarlığının konuyla ilgili olarak öngördüğü “yasal düzenleme”yi yapmamaları yüzünden sonuç alamadım...
DÜŞÜNÜYORUM:
Vergi kaçırdığım günlerdeki vicdanımla “gönüllü vergi” ödemeğe kalkıştığım andaki vicdanım arasındaki farkın sebebi nedir?
“Kul hakkı” yememe yol açan vicdanımla, sonradan beni “gönüllü vergi” ödemeğe zorlayan, beni yalnız vergi değil yukarıda sayılan alanların tümünde bilinçlendiren vicdanım arasındaki fark nasıl açıklanabilir?
Düşünebildiğim tek neden, tek açıklama, yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim” çalışmalarında ürettiğim “diğerkâmlık andında” yer alan çalışmaları yapmış olmamdı.
Daha açık deyişle, “vergi bilincimi” okullardaki eğitime değil, “okul dışı eğitim”e borçluyum. Okuldaki eğitimin başaramadığını ben, “okul dışı eğitim” çalışmalarımla başarmıştım.
Beni “kul hakkı” yemekten kurtarmıştı. O çalışmalar olmasaydı…
İMDİ: Herkesi, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanı, Maliye Bakanı olmak üzere Bakanların tümünü vergi konusunda nasıl bilinçlendiklerini, “kul hakkı” yemekten nasıl vazgeçtiklerini, Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için “gönüllü vergi” ödeme girişimde bulunup bulunmadıkların açıklamağa;
“BU KONUDA BİR AÇILIM” yapmağa davet ediyorum..
Bu “AÇILIM’I” yapacakların şu gerçeği de bilmelerini istiyorum:
“Bilinç bütünsel bir kavramdır. Yalnız vergi konusunda değil, yaşamın tüm alanlarında bilinçleniyor insan. “İnsanlık bilinci” de denebilir buna. Nitekim beni izleyenler “herkes senin gibi olsa”, “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” diyorlar. Övüyorlar. “Sen insanlık için çalışıyorsun” diyenler de oluyor.
%98’i “kul hakkı” yiyen Türk halkının seçip ülkenin kaderini ellerine teslim ettiği yukarıda sayılan büyüklere (!) insanlık için çalışıp çalışmadıklarını düşünmelerini, özeleştiri yapmalarını ve kendilerini sorgulamalarını; Bunu yalnız onlara değil, ülkenin kaderini ellerine almak için “savaşan” muhaliflerine de öneriyorum…
Galip BARAN; Zoraki Bilinçolog
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
***
Emniyet Genel Müdürlüğüne
ANKARA

Konu: “Yasa bağımlılığı” konusunda sunuş yapma önerimiz.
Sayın Genel Müdür,
1989 yılında Turgutreis’te başlattığımız çöp toplama kampanyası, izleyen yıllarda, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda “insan kusuru” etmenini en aza çekmeyi hedef alan projelere dönüştü.
İnsanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim çalışması” olarak tanımladığımız bu projeleri uygularken, yaşam biçimimiz radikal şekilde değişti.
Sözü edilen alanların tümünde bilinçlendik:
* Kendimizi tanımağa başladık.
* Bazılarımız “diğerkâm kişilik” edindik.
* Bazılarımız aynı zamanda “yasa bağımlısı” olduk.
* Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için çalıştık.
* “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumuzun farkına vardık.
* Edindiğimiz “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurduk.
* “Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız bir kavramı hayata geçirdik.
* Öğrencilik günlerimizde içtiğimiz AND’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedik.
* “İklim değişikliği” sorununun insanoğlunun bu gezegende bencilce yaşamakta oluşundan kaynaklandığını idrak ettik…
İnsanın “Bilgi Çağı”nda edindiği “kitabi bilgi”nin bilinçlenmesini sağlayamadığı; ozon tabakasının delinmesini, buzulların erimesini, yağmur ormanlarının yok edilmesini, “iklim değişikliği” felaketini önleyemediği dikkate alındığında, “Bilinç Çağı”nın önemi, anlamı ve Bilinç Üniversitesi’nin misyonu kendiliğinden ortaya çıkar…
Sayın Genel Müdür,
1996 yılında İstanbul ve Bodrum’da gerçekleştirilen HABİTAT Konferanslarına katıldım. Bodrum HABİTAT Konferansında Emekliler Kozası ve Trafik Kozası Kolaylaştırıcılıklarını üstlendim.
“Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek başlattığım projeyi Ankara, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Bilecik, Eskişehir Konya, Çorum gibi illerde ve bazı ilçelerde de uyguladım...
Müdürlüğünüzce gösterilmekte olan çabalara karşın yolsuzluklar (yasa tanımazlıklar) önlenememekte, örneğin Çevre Yasası’na rağmen çevre kirletilmekte, Vergi Yasası’na rağmen verginin kaçırılmakta, Trafik Yasası’na rağmen trafik kuralları çiğnenmektedir.
Bu gerçek karşısında, “yasa bağımlısı” sayısını arttırmanın çözüme dönük bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir…
Bu düşünceden hareketle, “yasa bağımlılığı” ile ilgili birikimimizi Müdürlüğünüzün konuyla ilgili birimleri ile paylaşmak için bir sunuş yapmamızın yararlı olacağına inanıyoruz.
Diğer taraftan; başta sözü edilen projeleri uygularken, koşulları elveren emeklilerin, devletin kurumlarının başta sayılan alanlardaki sorunları önleme çabalarına, benzer projelerin uygulamasında yer alarak önemli katkıda bulunabileceklerini, “yasa bağımlısı” bir emekli olarak, deyim yerindeyse, kanıtlamış bulunuyorum.
“Yasa bağımlısı” sayısını arttırma konusunda emeklilerden (örneğin emekli polis, asker ve öğretmenlerden) nasıl yararlanılabileceği konusundaki düşüncelerimizle ilgili olarak size bir brifing vermek istiyoruz.
Sunuş yapma önerimizi ve brifing verme isteğimizi; ilgi ve bilgilerinize arz ederiz.
Saygılarımızla.
GALİP BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 - (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, www.galipbaran.blogspot.com
ADRES: 4076 Sokak No: 5/2 – Turgutreis/BODRUM

(1) : Turgutreis Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı” üniversitelerine, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak, böylece, yalnız bilgili değil, aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.
***
Sayın Emre Kongar, Sosyolog
“Toplumsal değişme kuramları ve Türkiye gerçeği” adlı kitabınızda toplumları:
Aktif Toplum=Etken Toplum (Active Society): Hem yöneticilerinin denetimi, hem de yönetilenlerin tercihlerinin birbirine uygunluğu bakımından yüksek olan toplum.
Örneği yok. Daha çok ütopik bir kavram. (Etzioni)
Aşırı Yönetilen Toplum (Overmanaged society) : Yöneticilerinin denetimi bakımından yüksek, yönetilenlerin tercihlerinin birbirine uygunluğu bakımından düşük olan toplum. Örnek, totaliter toplumlar. (Etzioni)
Pasif Toplum= Eylemsiz Toplum (Passive Society): Hem yöneticilerinin hem de yönetilenlerin tercihlerinin birbirine uygunluğu bakımından düşük olan toplum. Örnek: İlkel toplumlar. (Etzioni)
Sürüklenen Toplum (Drifting society): Yöneticilerinin denetimi düşük, yönetilenlerin tercihlerinin birbirlerine uygunluğu bakımından yüksek olan toplum. Örnek: Kapitalist demokrasiler. (Etzioni)
Sayın Kongar,
Yönetilenleri “yasa bağımlısı” olan bir toplum yukarıda sayılanların hangi türüne girer. Benzeri var mıdır. Böyle bir toplum mümkün müdür?
Aydınlatırsanız memnun oluruz.
Saygılarımızla
Zeki KARAOĞLU
***

BİZ NEYMİŞİZ…
(ONUNCU YIL MARŞI)
ÇıkMIŞIZ açık alınla on yılda her savaştan;
On yılda on beş milyon genç yaratMIŞIZ her yaştan.
BaştaYMIŞ bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla örMÜŞÜZ Ana yurdu dört baŞtan.
Türk'MÜŞüz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperiYMİŞ,
Türk'e durmak yaraşmazMIŞ, Türk öndeYMİŞ Türk ileriYMİŞ.
*
Bir hızla kötülüğü geriliği boğarMIŞIZ,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarMIŞIZ.
Türk'MÜŞüz bütün baŞlardan üstün olan baslarMIŞIZ;
Tarihten önce varMIŞIZ, tarihten sonra varMIŞIZ.
*

Türk'MÜŞüz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperiYMİŞ,
Türk'e durmak yaraşmazMIŞ, Türk öndeYMİŞ Türk ileriYMİŞ.
*
ÇizMİŞİZ kanımızla öz yurdun haritasını,
DindirMİŞİZ memleketin yıllar süren yasını.
BütünleMİŞİZ her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrenMİŞ, Türklüğü saymasını.
*
Türk'MÜŞüz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperiYMİŞ,
Türk'e durmak yaraşmazMIŞ, Türk öndeYMİŞ Türk ileriYMİŞ.
*
ÖrnekMİŞ milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyMİŞİZ;
UyMUŞUZ görüşte bilgiye, gidişte ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeZMİŞİZ.
*
Türk'MÜŞüz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperiYMİŞ,
Türk'e durmak yaraşmazMIŞ, Türk öndeYMİŞ Türk ileriYMİŞ.
*
Ah bir de; çocukluğumuzda içtiğimiz And’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümseyebilseymişiz. İşte o zaman 70 milyonluk bir aile olurmuşuz
İşte o zaman kutlarmışız 85. yılını Cumhuriyetin, “tek yürek”, “tek yumruk”
Neden bu kadar zormuş o ilkeyi özümsemek?
İSMET SEYHAN
S O R U L A R …
Prof. Dr. Orhan Kural
Sayın Kural
Birkaç gün önce elime geçen “Dünya için bir şey yap” başlıklı kitabınızı okuyorum...
Özgeçmişinizde, yazdığınız kitaplardan , açtığınız sergilerden ve “çevre bilinci”ni geliştirmek amacıyla verdiğiniz konferanslardan söz ediliyor.
Sorular:
“Çevre bilinci”nin geliştirilmesinden söz ettiğinize göre, kitaplarınızı okuyanların, açtığınız sergileri izleyenlerin, verdiğiniz konferansları dinleyenlerin daha önce ne kadar bilinçli olduklarını merak ediyorum.
Aşağıda sözü edilen çalışmaları yapmazdan önce bilinç sözcüğünü ben de yanlış yanlış kullanıyordum Örneğin “biliyorum” yerine “bilinçliyim”, “bilgilendiriyorum” yerine “bilinçlendiriyorum diyordum. Bilinç “sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almadığını (geçişsiz bir fiil olduğunu) bilmiyordum…
Sayın Kural,
Bodrum’un Turgutreis Beldesinde 1989 yılında başlattığımız çöp toplama kampanyası, izleyen yıllarda, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda yaşanmakta olan sorunları önlemeyi öngören projelere dönüştü. İnsanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, yaşam biçimimizde devrim niteliğinde değişikliklere yol açan, bizleri bilinçlendiren, kendimizi tanıma sürecini başlatan bu çalışmalarda, çöp toplamağa başladığımızda öngördüğümüz hedefi aştık:

• Bazılarımız “ “diğerkam kişilik” edindik.
• Bazılarımız aynı zamanda “yasa bağımlısı” da olduk.
• “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumuzun farkına vardık.
• Edindiğimiz “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni (1) kurduk.
• “Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız bir kavramı hayata geçirdik.
• Çocukluğumuzda içtiğimiz And’da yer alan “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedik.
• “İklim değişikliği” sorununun insanoğlunun bu gezegende bencilce yaşamakta oluşundan kaynaklandığını öğrendik…
“Çevre bilgimiz”in çevreyi kirletmemizi, “trafik bilgimiz”in trafik kurallarını çiğnememizi, “vergi bilgimiz”in vergi kaçırmamızı, “tasarruf bilgimiz”in israfı, “yasa bilgimiz”in yolsuzluk yapmamızı önlemediği ve “İklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı”nda gerçekleştiği dikkate alındığında, “Bilinç Çağı”nın anlamı ve Bilinç Üniversitesi’nin işlevi kendiliğinden ortaya çıkar…
Sayı Kural,
Dünyayı kurtarma konusunda bizler de bir şeyler yapma çabası içindeyiz. Kitabınızda sözünü ettiğiniz işlerin çoğunu, hatta bazı alanlarda fazlasını yapıyoruz. Yönetimi denetlemek, hesap sormak gibi. Çalışmalarda geliştirdiğimiz projeler M. E. B. Talim Terbiye Kurulu komisyonlarında uyutuluyor. Sorunun Prof. Dr. gibi bir unvanımın olmayışından kaynaklandığını sanıyorum.

Dünyayı kurtarma çalışmalarımızla ilgili bazı yazılarımı gönderiyorum. Anlamlı bulursanız sizinle işbirliği yapmak isteriz…
Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Kurucusu,
(1) : Turgutreis Bilinç Üniversitesi’nin öncelikli hedefi: Bilgi üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına önayak olmak, böylece, onların, “Bilinç Çağı”nın bilinçli mühendislerini, mimarlarını, doktorlarını, psikologlarını vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmaktır.

20 Ekim 2009 Salı

Sayın Kerem ATEŞ
TURÇEK Genel Sekreteri
İSTANBUL
Sayın Kerem ATEŞ,
Bildiğiniz gibi TURÇEK’in bir üyesiyim. TURÇEK’in Muğla Temsilciliğini sayın Ferruh Onur’un önerisiyle geçen yıl üstlenmiş bulunuyorum…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, yıllardır devam eden “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, bizlere “diğerkam kişilik” kazandıran çalışmalarda, edindiğimiz “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurduk.
Diğerkam kişiliğimizde kaynaklanan sorumluluk anlayışımızla Türkiye’nin, “çevrenin kirletilmediği, aşırı tüketimin (israfın) yapılmadığı, trafik kurallarının çiğnenmediği, sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği, verginin kaçırılmadığı, rüşvetin alınmadığı/ verilmediği, iş ahlakına aykırı işlerin yapılmadığı, milli servete zarar verilmediği, her şeyin devletten beklenmediği bir ülke” olabilmesi için yıllardır çalışıyoruz.
Bilinç Üniversitesi’ni kurmamıza, “diğerkam kişilik” kazanmamıza yol açan “tecrübi bilgi”mizi ülkenin geleceği ilk ve orta öğretim okulları öğrencileri ile paylaşabilmek için “bilgilendirme konferansları” vermenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Ancak, bu konuda ilgili makamlara yaptığımız başvurular tüzel bir kişiliğe sahip olmadığımız nedenle kabul edilmemekte, böyle bir sorun yaşanmaktadır.
Sözü edilen konferansları TURÇEK adına vermeyi talep etmemiz durumunda sorunun aşılacağı başvurularımızın dikkate alınacağı anlaşılmaktadır…
Bu arada dile getirmek istediğim daha önemli bir konu var: HABİTAT Konferanslarının ihya edilmesi, yeniden başlatılması.
Asrın Zirvesi olarak nitelenen İstanbul HABİTAT Konferansında Yerel ve bölgesel HABİTAT’lardan söz edildi. Ancak her şey kağıt üzerinde kaldı…
Bodrum’da gerçekleştirilen Yerel HABİTAT’a gelince: 83 dernek, kurum, kişi ve kuruluşun KATILIMCISI olduğu, 25 KOZA’nın oluşturulduğu bu konferansla bir ilk gerçekleştirildi. Bir İŞ PROGRAMI üretildi.
Bu Konferans Birleşmiş Milletlerin Ellibirinci Genel Kurul Toplantısında gündeme geldi. Alkışlandı. Ne var ki, bu konferansta verilen sözler de unutuldu. TAAHHÜTLER havada kaldı. Türk gibi başlandı. Ne yazık ki, DAĞ YİNE FARE DOĞURDU…
HABİTAT Konferanslarının, öncekilerden alınan dersler dikkate alınarak yeniden başlatılabilmesi için bazı girişimlerde bulunuyorum. Bu konuda da yardımcı olabileceğinizi düşünüyorum.
Yukarıda sözü edilen ilk ve orta öğretim okulları öğrencilerine konferans verme konusunda karşılaştığımız zorlukları aşabilmemiz için TURÇEK üyeliğimi ve Muğla Temsilciliğimi onaylayan bir yazının yeterli olacağını sanıyorum.
Yardımcı olursanız memnun olurum…
Saygılarımla.
Galip BARAN
TURÇEK Muğla Temsilcisi
HABİTAT Yurttaşlar Kozası Kolaylaştırıcısı
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
(1) : Turgutreis Bilinç Üniversitesi’nin öncelikli hedefi: Bilgi üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına önayak olmak, böylece, onların, “Bilinç Çağı”nın bilinçli mühendislerini, mimarlarını, doktorlarını, psikologlarını vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmaktır.
BODRUM HABİTAT DEKLARASYONU
1. Bodrum Yarımadası’ndaki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, merkezi hükümet temsilcileri , kozalar, ortaklar, bireyler olarak bizler 17-21 Ekim 1996 tarihleri arasında Bodrum HABİTAT Konferansı’nda bir araya gelerek yöremizin çevre ve yaşam koşullarını, sorunlarını ve çözüm yollarını, verilere ve gözlemlere dayalı olarak değerlendirdik, tartıştık. HABİTAT II Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı’nın sonuç belgeleri olan İstanbul Deklarasyonu ile Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nın amaç, ilke ve yöntemleri çalışmalarımızın çerçevesini oluşturdu. Bu bağlamda insan yerleşimlerini hakça, sürdürülebilir ve yaşanabilir kılma amaçlarını benimsediğimizi; bu amaçlara yurttaş ve kentli bilinci, yapabilir kılma sratejisi ve çok ortaklı yönetim ve yönlendirme ilkeleri çerçevesinde ulaşılabileceğini; bunu için de ortaklık anlayışının yaşama geçirilmesinin gerekli ve zorunlu tespit ediyoruz. HABİTAT amaçlarına ulaşmada yerel girişim ve eylem programlarının taşıdığı önemin bilincinde olarak, ülkemizdeki ilk Yerel HABİTAT ‘ı Bodrum’da düzenlemiş olmaktan kıvanç duyuyoruz.
2. Kıyısallaşma ve ikinci konut yapımı sürecinden ve turizm hareketinden aldığı önemli pay nedeniyle hızlı bir nüfus artışının gerçekleştiği Bodrum’da yerleşme ile ilgili düzenlemelerin ihtiyacı karşılamaktan uzaklaştığını, yaşam ortamımızdaki bozulmaların önlenemez, planlanamaz ve denetlenemez hale geldiğini, Yarımada’da büyük altyapı ve temel hizmet açıkları oluştuğunu, suyun minimum nüfusa yetmez halse geldiğini, kanalizasyon ve artmanın yetersiz olduğunu, çözülmesi acilleşmiş bir atık sorunuyla karşı karşıya olunduğunu, ulaşımın kent ve yarımada ölçeğinde tıkandığını, tüm bunların sonucu turizm kesiminin nitelikli hizmet veremez hale geldiğini ve standartların düştüğünü, yat limanı ve çekek yerleri kapasitesinin dolduğunu saptadık.
Yoğun ve düzensiz yapılaşma sonucu sadece doğal ve tarihi ortamın tahrip olmakla kalmayıp; görsel kirliliğin, çevre ve ses kirliliğinin de taciz edici çizgiye ulaştığını, aynı zamanda yerleşimin özgün sosyal kimliğinin ve hemşehrilik bilincinin de zedelendiğini, sosyal, kültürel, alt yapının eğitim hizmetlerinin gelişen bir Bodrum Yarımada’sının dinamikleriyle uyum içinde olmadığını saptadık. Bodrumluların yaşamlarını mutlulukla sürdürebilecekleri gelecekteki Bodrum’u düşünmekte giderek güçlük çektiklerini belirledik.
3. Gelecek kuşaklara en azından devraldığımız kadarını devretme bilinciyle baktığımızda:Gördük ki, sorunlarımızın önemli bölümünü sosyal, kültürel, tarihi değerleri korumayı ve Bodrum Yarımadası’nın yerleşim düzenini yeni bir bakış açısıyla tasarlamayı amaçlayan bir hemşehrilik bilinciyle çözebiliriz. Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kendi gücümüz ve ortak çabalarımızla doğrudan çözebiliriz. Sosyal ve ekonomik çelişkilerin belirlediği noktalarda aramızda oluşturacağımız uzlaştırıcı oluşumlarla harekete geçirebiliriz.
Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kamu otoritesinin, kamusal hizmet alanının, yarımadada yaşayanların ortak talepleri doğrultusunda geliştirmesini sağlayarak çözebiliriz.
Ve biz, kadını-erkeği, çocuğu-genci-yaşlısı tüm Yarımadalılar Bodrum Yarımadası’nın tüm olanaklarını harekete geçirerek ve tüm sorunlarımıza yaratıcı çözsümler üreterek, yaşam ortamımızdaki olumsuz gelişmeyi durdurmak ve yeniden iyileştirmek üzere İş Programımızı hazırladık. HABİTAT’ın simgelediği işbirliği ve dayanışma kültürü çerçevesinde Bodrum Yerel HABİTAT Konferansı’nın Ulusal HABİTAY ve Akdeniz Bölgesel HABİTAT oluşumlarının gerçekleşmesi sürecinde anlamlı bir aşama olduğu düşüncesiyle Türkiye’deki Yerel HABİTAT inisiyatiflerinin yaygınlaşması için çağrıda bulunmayı görev biliriz. Bodrum HABİTAT Kozası

***
BODRUM HABİTAT KONFERANSI İÇİN
CUMHURBAŞKANI’NDAN GELEN MESAJ VE
HABİTAT KONFERANSI AÇILIŞINDA YAPILAN
KONUŞMALARDAN ALINTILAR
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Mesaj
Sayın Sönmez Taner
Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı
BODRUM
Geçen Haziran ayında İstanbul’da başarıyla gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı HABİTAT II, çağdaş toplumların temel sorunlarından olan yerleşim sorununa ilişkin evrensel bir anlayışın oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Konferansın tüm katılımcıları tarafından benimsenen bu anlayışa göre, yerleşim alanlarının güvenli, sağlıklı ve daha yaşanabilir hale getirilmesinde resmi organizasyonlarla sivil toplum kuruluşlarının dayanışma, işbirliği ve ortaklıklar temelinde çalışmaları esastır.
Bodrum HABİTAT Konferansı’nı, bu bakımdan, öncü ve örnek bir etkinlik olarak değerlendiriyorum. Konferansın düzenlenmesine katkıda bulunan tüm kişi ve kuruluşları tebrik eder, sevgilerimi iletirim.
* Belediye Başkanı Tuğrul Acarın konuşması
Değerli konuklarımız, sevgili Bodrumlular,
Birleşmiş Milletler tarafından kentlerin daha yaşanabilir kılınması için düzenlenen bu toplantının Bodrum’da yapılması bizim için ayrı bir önem taşımaktadır.
Çocuklarımızdan gençlerimize, emeklilerimizden kadınlarımıza kadar tüm Bodrumlular bu süre içinde raporlar hazırlayıp, çözüm önerileri sundular ve ortaya bir Bodrum İŞ PROGRAMI çıktı.
Bodrum Belediyesi olarak Bodrum’da yaşayanların bu kentle ilgili kararlara katılmalarına ve sorunlara birlikte çözüm aramalarına büyük bir heyecanla yaklaşıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki kentin sorunlarını en iyi kentte yaşayanlar bilir. Bizler kente hizmet vermek için seçilmiş kişiler olarak kentin sorunlarına çözüm bulmak için yapılmış her çalışmaya gönülden destek vermeye hazırız.
Kendimi önce bir Bodrumlu olarak, daha sonra bir Belediye Başkanı olarak çok şanslı gördüğümü belirtmek istiyorum.
Bodrum Yerel HABİTAT Toplantıları, yaşadığı kente karşı sorumlu olmanın ve o kentin sorunlarıyla ilgili çözüm üretmenin, yerel yönetime katılmanın bir başlangıcı olacaktır. Bodrum’da bu güne kadar pek çok kişi bunları düşündü, konuştu. Birlikte çalışabilmeyi Bodrum Yerel HABİTAT Toplantılarında başaracağız.
İnanıyorum ki, bu İş Programı, Bodrum’u daha yaşanabilir, sürdürülebilir, ve herkes için eşit çözümler üretilmesine yardımcı olacaktır. Bodrum İş Programı’nın kısa zamanda hayata geçebilmesi çok önemlidir.
Bodrum Belediye Başkanı olarak hepinize, özellikle de bu çalışmaların içinde bulunan herkese teşekkür eder, saygılar sunarım.
* Bodrum Kaymakamı Uğur Boran’ın Bodrum HABİTAT Konferansı açış konuşması
Sayın Valim;
Değerli konuklar, sevgili Bodrumlular, sözel ve görsel basının değerli mensupları;
İnsanlığa daha iyi şartlar hazırlama ilke ve hedefleri doğrultusundaki plan ve programlar; üzülerek söylemek gerekirse, tüm bilgi ve teknoloji, çağına rağmen çok büyük bir problem olarak dünya gündeminin en önemli sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yine üzülerek söylemek gerekirse, yaşanabilirlik kavramının yaşanamazlığa, bir anlamda vurdumduymazlığa dönüştüğü Bodrum ve onun yarımadasındaki, kaybedilenlere rağmen yeniden kazanılacak hala çok şeyin olduğunu gören Bodrumluların, sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin Bodrum HABİTAT’ı gerçekleştirmeleri bize göre çok önemlidir.
Önemlidir çünkü kentte yaşayanlar; yaşanabilir bir Bodrum yaratmanın, kentlerine sahip çıkmakta olduğunda artık anlamışlardır.
Değişik meslek örgütleri, dernekler, vakıflar ve yerel yönetimler bir İş Programı hazırladılar ve yapılacak işlerin sorumlularını belirlediler.
Bu İş Programı her şeyin devletten beklenmemesinin açıkça ortaya konmasıdır.
Bodrum HABİTAT’ın oluşmasına katkıda bulunan tüm birey ve kuruluşlara teşekkürlerimle.
Saygılar sunarım.
* TOKİ (Toplu Konut İdaresi) Başkanı
Yiğit Gülöksüz’ün konuşması
Haziran 1996’da İstanbul’da yapılan Birleşmiş Milletler HABİTAT II Konferansına giden yolda, dünyada ve ülkemizde önemli gelişmeler oldu. Sivil Toplum Kuruluşlarını önemi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ilk defa bu ölçüde öne çıktı. İstanbul Konferansı, sorunlara çözüm aramada ve sorumluluk yüklenmede devletler ve gönüllü kuruluşlar arasında yükselen “ortaklık” anlayışı ile önemli bir kilometre taşıdır.
Bodrum Yerel HABİTAT sivil toplum pratiklerinin denendiği, sınandığı ve geliştirildiği öncü bir uygulama olmuştur HABİATAT II’nin ilk uygulaması olarak uzun yıllar anılacaktır.
Bu uygulama ile Türkiye ve Dünya gündemine katkıları nedeniyle hepimiz; Bodrumlulara, bu özgün çalışmaya öncülük eden Sivil Toplum Kuruluşlarına Bodrum Belediye Başkanlığı’na ve destekleyen kamu ve özel kuruluşlara çok şeyler borçluyuz.
Bodrum deneyimi ile başlayan Yerel HABİTAT çalışmalarının yurdumuzun bütün yerleşmelerinde geçekleşmesini bekliyoruz.
Galip BARAN
Bodrum HABİTAT Emekliler ve Trafik Kozaları Kolaylaştırıcısı
***
Bodrum Belediye Başkanlığına
Konu: HABİTAT Ruhu’nun canlandırılması
Sayın Başkan,
1989 yılında Turgutreis’te başlattığımız çöp toplama kampanyası, izleyen yıllarda, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda yaşanmakta olan sorunlarda “insan kusuru” etmenini en aza çekmeyi hedef alan uygulama projelerine dönüştü.
İnsanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim çalışması” olarak tanımladığımız bu projeleri uygularken, yaşam biçimimiz radikal şekilde değişti.
Sözü edilen alanların tümünde bilinçlendik. Bu süreçte:
* Kendimizi tanımağa başladık.
* Bazılarımız “diğerkâm kişilik” edindik.
* Bazılarımız aynı zamanda “yasa bağımlısı” olduk.
* Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için çalıştık.
* “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumuzun farkına vardık.
* Edindiğimiz “tecrübi bilgi” (1) ile Bilinç Üniversitesi’ni (2) kurduk.
* Öğrencilik günlerimizde içtiğimiz And’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedik.
* “İklim değişikliği” sorununun insanoğlunun bu gezegende bencilce yaşamakta oluşundan kaynaklandığını idrak ettik.
* “Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız, çok hafife aldığımız ve bu nedenle bedelini ağır bir şekilde ödemekte olduğumuz bir kavram geliştirdik ve hayata geçirdik
İnsanoğlunun içinde bulunduğu “Bilgi Çağı”nda edindiği “kitabi bilgi”nin (3) bilinçlenmesini sağlayamadığı; ozon tabakasının delinmesini, buzulların erimesini, yağmur ormanlarının yok edilmesini, “iklim değişikliği”ni önleyemediği dikkate alınarak düşünüldüğünde, “Bilinç Çağı”nın, “tecrübi bilgi”nin ve Bilinç Üniversitesi’nin anlamı, önemi ve misyonu kendiliğinden ortaya çıkar…
Sayın Başkan,
1996 yılında İstanbul’da ardından Bodrum’da gerçekleştirilen HABİTAT Konferanslarına katıldım. Bodrum HABİTAT Konferansında Emekliler Kozasını kurdum ve kolaylaştırıcısı oldum. O günlerde “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısına işlerlik kazandırmak için Garajaltı kavşağında başlattığım uygulama nedeniyle önerilen Trafik Kozası Kolaylaştırıcılığını da üstlendim.
Sözü edilen kozaların kolaylaştırıcısı olarak üstlendiğim sorumlulukların (taahhütlerin) gereğini Bodrum dışında; örneğin, Ankara, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Bilecik, Eskişehir Konya, Çorum, gibi illerde ve bazı ilçelerde de yerine getirdim.
Böylece, başta sayılan alanlarda başlattığım çalışmalarla, Türkiye’nin; çevrenin kirletilmediği, aşırı tüketimin yapılmadığı, trafik kurallarının çiğnenmediği, sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği, verginin kaçırılmadığı, rüşvetin alınmadığı/verilmediği, iş ahlakına saygı gösterildiği, milli servete zarar verilmediği, imar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği bir ülke olması, diğer deyişle, yaşanabilir bir Türkiye için çalıştım.
Sayın Başkan,
Geçtiğimiz günlerde, HABİTAT Ruhu’nu canlandırma konusunda bir çalışma grubu oluşturmak amacıyla HABİTAT Konferansında seçtikleri alanlarda bundan böyle daha aktif olarak çalışmak isteyen kozalara bir çağrı yaptım.
Yarımada halkıyla ve diğer kozalarla daha yakın bir iletişim kurabilmek için bir çalışma yerine ihtiyacımız var.
HABİTAT İzleme ve Uygulama Birimi’nin HABİTAT Konferansını izleyen günlerde büro olarak kullandığı odayı çalışma yeri olarak kullanmak istiyoruz.
Anılan çalışma grubu oluştuğunda, faaliyetlerini rölantiye almış görünen kozaların da HABİTAT Ruhu’nu canlandırma konusunda aktif olarak çalışmağa başlayacaklarına içtenlikle inanıyoruz.
Sayın Başkan,
Çalışma yeri talebimizi, (a) başta sayılan alanlarda yıllardır çalışan bir birey olduğumu ve ekte görülen, (b) HABİTAT Konferansının açılış konuşmalarında dile getirilen düşünceleri ve (c) özellikle de Bodrum Yarımadasındaki sivil toplum kuruluşlarını, yerel yönetimleri, merkezi hükümet temsilcilerini, kozaları, ortakları ve bireyleri bağlayan Bodrum HABİTAT Deklarasyonunu dikkate alarak değerlendirmenizi bekliyoruz.
“Okul dışı eğitim çalışmaları”nda geliştirdiğimiz, “Diğerkamlık Andı”nın adınıza düzenlediğimiz örneği eklidir. Saygılarımızla.
Galip BARAN
Emekliler ve Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı, TURÇEK (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu ) Muğla Temsilcisi ve Bilinç Üniversitesi Kurucusu
(1) “Tecrübi bilgi” insana sorumluluk yükleyen bilgidir.
(2) Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak, böylece, daha bilinçli mühendislerin, mimarların, doktorların, psikologların vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.
(3) “Kitabi bilgi” insana sorumluluk yüklemeyen bilgidir.
EKLERİ:
1. HABİTAT Konferansı açılışında yapılan konuşmalardan ve Cumhurbaşkanından gelen mesajdan alıntılar.
2. Bodrum HABİTAT Deklarasyonu
3. HABİTAT Kozalarına yapılan çağrı
4. Mehmet Kocadon adına düzenlenmiş olan “Diğerkamlık Andı”
***
TEL: (0252) 382 34 77 - (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, www.galipbaran.blogspot.com

13 Ekim 2009 Salı

BODRUM HABİTAT Kozaları'na Çağrı

17-21 Ekim 1996 günlerinde gerçekleştirilen Bodrum Yerel HABİTAT Konferansının ardından yıllar geçti. 83 kuruluş ve 309 kişinin katıldığı bu konferansta 25 koza oluşturuldu. İŞ PROGRAMLARI üretildi.
Yaşanabilir Bodrum için 37 öncelikli konu belirlendi.
Çözümler önerildi.
Sorumluluklar üstlenildi…
Bodrum HABİTAT Konferansı Birleşmiş Milletlerin 51. Genel Kurul Toplantısında dünyaya duyuruldu.

Yerel girişimlerin başarılı bir örneği olarak tanıtıldı.
SONUÇ:
* Yiğit Gülöksüz; (4. 07. 1999;Cumhuriyet); “HABİTAT’ın adı kaldı yadigar ”:
“HABİTAT II Konferansı dünyanın bütün tecrübesini, birikimini getirmiştir. Dolayısıyla bilinçlenme için gerekli bilgiyi sağlamıştır. Türkiye’nin gündemine böyle bir şey geldi.

Yapılmayan bunu meyvelerini toplamaktır.
O heyecan ve dikkat yoğunlaşması belli bir noktaya geldikten sonra işin peşi bırakıldı. Bu fırsat kaçırıldı.”
* Tony Marciniec; (Bodrum Magazin; Temmuz 2000) “HABİTATA’ı hatırlıyor musunuz”:
“İstanbul’da uluslar arası ve Bodrım’da yerel düzeyde HABİTAT Konferansları gerçekleşti. Yarımadamız ilk yerel HABİTAT toplantısından gurur duymuştu. Kapsamlı bir “iş programı” üretilmiş, çeşitli kurum, kuruluş ve kişiler altına imzalarını atmışlardı. Coşkulu, umutlu günler yaşanmıştı. Ne yazık ki balayı çabuk bitti.”
* Yiğit Gülöksüz; (13. 06. 2002;Cumhuriyet); “HABİTAT’ın sözleri tutulmadı”:
“ HABİTAT’la başlayan hareket istenildiği kadar verimli olmadı. Devletler ve hükümetler adına verilen taahhütler yerine getirilmedi…
HABİTAT II Zirvesi, yalnızca hükümetleri değil, yerel yönetimleri, iş çevrelerini ve sivil girişimleri de sorunların çözümünde yükümlü kıldı.

Ancak Türkiye hala yönetim ve sivil toplum örgütleri arasında gereken işbirliğini gerçekleştiremiyor. Sivil toplum örgütleri zirve kararlarının uygulanması için büyük çaba harcarken yerel ve merkezi yönetimler konuya gereken ilgiyi göstermedi, göstermiyor!...
Yerel Gündem 21 Programı Ulusal Koordinatörü Sadun Emrealp: “HABİTAT II Zirvesi’nde alınan kararlarla ilgili olarak, Başbakanlığın bakanlıkları devreye sokması gerekiyor. AB’ye hazırlık sürecinde sivil toplum örgütlerinin ve merkezi yönetimlerin işbirliği çok önemli” .
Marmara Boğazlar ve Belediyeler Birliği (MBBB) Genel Sekreteri Fikret Toksöz ; HABİTAT II Konferansının üzerinden 6 yıl geçmesine karşın yerel yönetimlerin alınan kararlarla ilgili hiçbir şey yapmadıklarını vurguladı.
Bodrum HABİTAT Konferansı da, bana göre, “Türk gibi başlama”nın SKANDAL olarak nitelenebilecek bir örneğioldu. Bir başka deyişle “Dağ fare doğurdu”...
İstanbul HABİTAT Konferansına Turgutreis Gönüllüleri adına katılan, Bodrum HABİTAT Konferansında Emekliler Kozasını kuran (sonradan Trafik Kozası Kolaylaştırıcılığı üslenen) kişi olarak yıllardır hayal ettiğim Yeniden HABİTAT düşüncemi bu şekilde vurgulayarak dile getirme gereğini duydum.
Hayalimden Bodrum Belediye Başkanı sayın Mehmet Kocadon’a söz ettim. Öneride bulundum. Dikkatle dinledi, “Senden başka kimse var mı”diye sordu. Yutkundum…
Sayın Kocadon’nun, öneriyi, genel bir talep olması durumunda olumlu karşılayacağı izlenimini edindim
.
Bodrum HABİTAT Konferansına katılan kişi ve kuruluşlara bu nedenle bir ÇAĞRI yapıyor ve en kısa zamanda bir

"çalışma grubu" oluşturmamızı öneriyorum.
Galip BARAN
(0252) 382 34 77
(0535) 844 84 76

7 Ekim 2009 Çarşamba

HABER... HABER...

Bilinç Üniversitesi'ne yer tahsisi için
'imza kampanyası' başlatıldı”
ECE AJANS (Ankara, 07 Ekim 2009) Kurulduğundan bu güne HABİTAT formatında hareket eden ve ‘özgür bilim” çizgisinde faaliyet gösteren “Bilinç Üniversitesi” kurumlaşma yolunda.
Başta Turgutreis olmak üzere, Bodrum ve Muğla dâhil, yarımadanın pek çok yerinde bu amaçla imza kampanyalarına başlatıldı. İlgililerden alınan bilgiye göre, kampanyanın Turgutreis Beldesi, yarımada ve Muğla il sınırları aşılarak, mümkün olduğunca Türkiye çapında yayılması amaçlanıyor.
Kampanya bağlamında imza toplamak için kullanılan “örnek dilekçe” şöyle:
İMZA KAMPANYASI"
Turgutreis Belediyesi’nin insanlık için çalışanların kurdukları Turgutreis Bilinç Üniversitesi’ne (1) görmekte olduğu işleve uygun bir çalışma yeri tahsis etmesini istiyorum.
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: Bilgi üniversitelerine, “Bilinç Enstitüsü” ya da” Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmaları konusunda yardımcı olmak, böylece bundan böyle daha bilinçli mühendislerin, mimarların, doktorların, psikologların vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.
Dileyenler, isteklerini (imzalarını); Turgutreis Belediyesi’nin:

belediye@turgutreis.bel.tr
adresine iletebilirler.
Adı-Soyadı : Telefon Numarası : İmzası……..;
……………………………………………………………….
……………………………………………………………….”