31 Ocak 2009 Cumartesi

“YURDU VE MİLLETİ ÖZDEN ÇOK SEVME İLKESİ”
VE DEMOKRASİ
Bencil varlık “çok”u şöyle dursun, “özü kadar” bile sevemez yurdunu ve milletini; demokrat da olamaz; kural, yasa, ilke ve norm da tanımaz.
Oysa, yasa tanımazlık yolsuzluk yapmaktır.
Ne var ki, bencil varlık, yolsuzluk yaptığının farkında bile değildir.
Yaya iken kırmızı ışıkta geçen, ya da kendisi geçmese bile, geçene ses etmeyenin hukuk anlayışı da sakattır. Bu kuralı her rütbeden polislerin, askerlerin, avukatların, savcıların ve hakimlerin çiğnedikleri düşünülecek olursa; demokrasi ve hukuk kavramlarından ne kadar uzak olduğumuzu anlamakta fazla zorluk çekmeyiz…
Bizler, Bilinç Üniversitesi kurucuları, demokrasiyi, yayalarla ilgili trafik ışığıyla donatılmış kavşaklarda yaptığımız, insanı, insan davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, yaklaşık 20 yıldır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarında öğrendik:
1989 yılında Turgutreis’te bir çöp toplama kampanyası ile ilk adımları atılan, Bodrum’da 1996 yılında gerçekleştirilen Yerel HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası tarafından başlatılan çalışmalarda “trafik terörüne son verme ve Demokrasiyi tabana yayma projesi” geliştirildi.
Bilinç Üniversitesi, bu çalışmalarda oluşan “Tecrübi Bilgi”den yola çıkılarak kuruldu.
Bu üniversitenin harcında, sözü edilen projenin, İstanbul Taksimdeki uygulamasında, bugün Ankara Emniyet Müdürü olan sayın Ercüment Yılmaz’ın Galip Baran’ı gözaltına aldırmasının ve iki yıl önce Muğla Valiliğinin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında başlatılan “bilinç konferansları”nın devamına izin vermeyen Bodrum Kaymakamı sayın Abdullah Kalkan’ın da katkıları var.
Ne sayın Ercüment Yılmaz ve ne de sayın Abdullah Kalkan darılmasınlar. Onlardan şikayetçi değiliz. Ama bilmeleri gereken gerçek şu: İnsan ektiğini biçiyor bu dünyada...
İşte böylesi ve daha pek çok engeller aşılarak inşa edilen Bilinç Üniversitesi, bu ülkenin sakinlerini; “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni içselleştirmeğe ve Türkiye’nin, Bilgi Üniversitelerinin varlığına rağmen oluşan ve önlenemeyen sorunlarını trafikten başlayarak çözmeğe çağırıyor.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
Turgutreis-BODRUM

TEL: (0252) 382 34 77 ; (0535) 844 84 76
E-mail: galipbaran@ttmail.com ; galipbaran@hotmail.com
WEB: http://www.turkcelil.com/; http://www.internethaber.eu/; http://www.galipbaran.blogspot.com/;
www. bilinc-universitesi.blogspot. com
*
(31 Ocak 2009 günü Bodrum’da CHP PM Üyesi Prof. Dr. Tülay ÖZERDEM’in vereceği Konferansta dile getirilen düşünceler)
“TÜRKİYEDE DEMOKRASİ VE HUKUKA YÖNELİK TEHDİTLER”
İnsan bencil bir varlıktır.
Bencil varlık, “çok”u şöyle dursun “özü kadar” bile sevemez yurdunu ve milletini; demokrat da olamaz; kural, yasa, norm tanımaz, çünkü işine gelmez.
SORU:
Türk Kurala NEDEN;
İşine ve kolayına geldiği YERDE
İşine ve kolayına geldiği ZAMANDA
İşine ve kolayına geldiği KADAR
U Y A R
Oysa, yasalara uymamak yolsuzluk yapmaktır.
Ne var ki, bencil varlık, bu davranışıyla yolsuzluk yaptığının farkında değildir.
Yaya iken kırmızı ışıkta geçen, ya da geçmese (bu yolsuzluğu yapmasa) bile, kırmızı ışıkta geçene ses etmeyenin demokrasi anlayışı gibi hukuk anlayışı da, en azından sakattır.
Bizler, Bilinç Üniversitesi kurucuları, demokrasiyi yayalarla ilgili trafik ışığıyla donatılmış kavşaklarda yaptığımız, “okul dışı eğitim” çalışmalarında öğrendik:
Sözü edilen, 1989 yılında Bodrum’un Turgutreis Beldesinde bir çöp toplama kampanyası ile ilk adımları atılan, Bodrum’da 1996 yılında gerçekleştirilen Yerel HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası ile başlatılan bu çalışmalarda “trafik terörüne son verme ve Demokrasiyi tabana yayma projesi” geliştirildi.
Bilinç Üniversitesi, 20 yıldır devam eden, insanın, davranışlarının ve nedenlerinin araştırıldığı çalışmalarda oluşan “Tecrübi Bilgi”den yola çıkarak kuruldu. Bu üniversitenin harcında yukarıda sözü edilen projenin İstanbul Taksimde 1998 yılındaki bir uygulamasında, bugün Ankara Emniyet Müdürü olan Ercüment Yılmaz’ın Galip Baran’ı gözaltına aldırmasının ve iki yıl önce Muğla Valiliğinin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında başlattığımız “bilinç konferansları”nın devamına izin vermeyen Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkanın payları var.
Ne sayın Ercüment Yılmaz ne de sayın Abdullah Kalkan darılmasınlar. Onlardan şikayetçi değiliz. Ama bilsinler ki herkes ektiğini biçer bu dünyada.
İşte böylesi ve daha pek çok insan kaynaklı sorunların oluşturduğu harçla inşa edilen Bilinç Üniversitesi, bu ülkenin sakinlerini, Türkiye’nin Bilgi Üniversitelerine rağmen oluşan/önlenemeyen/engellenemeyen sorunlarını trafikten başlayarak çözmeğe çağırıyor.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
Turgutreis - BODRUM
**
HANGİ TÜRK ?
“Ne mutlu Türküm diyene” diyen ama;
(a) : Aşırı tüketen, vergi kaçıran, çevreyi kirleten, milli servete zarar veren, trafik kurallarını çiğneyen, rüşvet veren/alan, imar yasasına aykırı işler yapan, iş ahlakının korunması için çaba göstermeyen, toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar edinen, her şeyi devletten bekleyen,
Yani, KIRMIZIDA GEÇEN, Türk mü,
(b) : Yoksa, “Ne mutlu Türküm diyene” diyen veya demeyen amma!... sayılan alanlarda KIRMIZIDA DURAN Türk müsün ?
Lütfen, söyle!
Mustafa Nevruz SINACI
Bilinç Üniversitesi
Rektör Yardımcısı

28 Ocak 2009 Çarşamba

YA HAKKINI VERİN,
YA DA, O DİPLOMALARI YAKIN !...
Kendisini 'yasa bağımlısı' olarak tanımlayan Sayın Rektörüm ve on yıllık dava arkadaşım Galip Baran sordu:
“Üniversite diploması, Türkiye’nin veya dünyanın en ünlü üniversitelerinin birinden alınmış olsa bile ne işe yarar?
Örneğin, senin hukuk diploman ne işe yarıyor söyler misin?
Devam etti:
O diplomaya rağmen çevreyi kirletiliyorsan, aşırı tüketiyorsan, trafik kurallarını çiğniyorsan, toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar ediniyorsan, vergi kaçırıyorsan, rüşvet veriyorsan/alıyorsan, iş ahlakının korunması için çaba göstermiyorsan, milli servete zarar veriyorsan, imar yasasına aykırı işler yapıyorsan, her şeyi devletten bekliyorsan, yani kısaca, 'KIRMIZIDA GEÇİYORSAN' bir başka deyişle, YOLSUZLUK YAPIYORSAN?...
Benimkisi “Teknikerlik” diploması. Ama ben, KIRMZIDA GEÇMİYORUM, YOLSUZLUK YAPMIYORUM, üstelik KIRMIZIDA GEÇENİ, YOLSUZLUK YAPANI, “kırmızıda geçeni, anında , yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarma”yı öngören, SOSYAL YAPTIRIM olarak bilinen bir yöntemle uyarıyorum (uyardıklarımın arasında, her rütbeden polisler, her rütbeden askerler, avukatlar, hakimler ve savcılar var) uyardıklarına kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını öneriyorum, bana DELİ diyenler de var. Oysa ben sıradan bir YASA BAĞIMLISIYIM.
Sözünü şöyle bağladı:
"Haydi gel şu bir işe yaramayan, YOLSUZLUK YAPMANI önlemeyen DİPLOMANI Kızılay Meydanı’nda yak…"
Elbette Galip Baran'a hak verdim. İtiraz edemedim.
Zira, (ben) her ne kadar 'kendimi bildim bileli' kırmızıda geçmiyor, mümkün olduğu kadar geçenleri uyarıyor, 'Kırmızıda Geçmek' in gerçekte ne anlama geldiğini yıllardır yazılarım, söylev, konferans ve demeçlerimle halka açıklıyor, anlatıyor ve "iyi insan-iyi, ilkeli-onurlu ve sorumlu vatandaş" konusunda her derece ve düzeyde büyük bir mücadele veriyorsam da;
Adına kinayeten 'BİLGİ ÇAĞI' denilen bu zamanda, ülkemin ve dünyanın (sözde) en saygın üniversitelerinden diplomalı bilim (ilim değil!), politika (siyaset değil!.) Sivil Toplum Kuruluşu (gönüllü kuruluş değil; Güdümlü kuruluş), hükümet ve devlet eşhasının;
"Edindiği diplomadan dolayı hicap duymadan, insanlıktan utanmadan, adalet ahlakı ve hukuka saygılı olmadan ve (bana göre) Allah'tan korkmadan, bizzat kendi ve kamu vicdanına karşı hiçbir onurluluk ve sorumluluk hissetmeden..."
Nitelikli dolandırıcılık, gasp, irtikap, ayırma-kayırma, rüşvet-suiistimal, görevi kötüye kullanma ve yolsuzluk yaptığını; Vergi kaçırdığını; İmar mevzuatını ihlal ettiğini; Çevreyi kirlettiğini; Halka yalan söylediğini; Sözünde durmadığını; Emanete hıyanet ettiğini; Küresel barışı tehdit, ozon tabakasını tahrip, dünyada savaş ve milletler arasında fesat çıkartma, vahşi kapitalizm ve insanlık düşmanı küresel emperyalizme alet olduklarını; KISACA: 'her fırsatta insanlığın KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ ihlal ettiklerini gördükçe kahroluyor ve 'BİLGİ ÇAĞI'nın bilim ve insanlık düşmanı biçiminde tezahür eden uygarlığından utanç duyuyorum!..

Ama, kitlesel bir katılım ve anonim BİLİNÇ olmadan da diplomama kıyamıyorum!..
Bu yazıyı okuyan hukukçulara, mühendislere, akademisyenlere, devlet ve hükümet 'gişi'lerine soruyorum:
Ne dersiniz? Siz de hak veriyor musunuz?
Veriyorsanız diplomanıza kıymaya hazır mısınız?
Yoksa, onun gibi YASA BAĞIMLISI olup DİPLOMACIKLARI kurtaralım mı?
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi Rektör Yardımcısı

24 Ocak 2009 Cumartesi

BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ’NİN (B.Ü), BAŞBAKAN’IN
11. 01. 2009 GÜNÜ YAPTIĞI KONUŞMAYLA
İLGİLİ SORULARI…
(Bilinç Üniversitesi soruyor!..)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ergenekon operasyonuna ilişkin muhalefetin ve medyanın tavrını eleştirerek;
`Doğrusu ana muhalefet partisinin telaşını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bazı medya kuruluşlarının panik hallerini anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Türkiye`nin şeffaflaşmasından mı korkuyorsunuz? Kirli ilişkilerin açığa çıkarılması çabasından mı korkuyorsunuz? Karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Türkiye`ye demokrasinin, hukukun, millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Nedir bu telaşınız? Bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden?` diye sordu.
B. Ü. : Sayın Başbakan,
Gelin “şeffaflaşma”nın (saydamlığın) ne olduğuna bir bakalım:Bir ülkede yasalar çok güzel yapılabilir. Çok rasyonel organizasyonlar gerçekleştirebilir. Siyasal ve toplumsal sistem kusursuz işliyor görünebilir. Bütün bunlar, etkili bir denetim sisteminin olmadığı toplumlarda, bir noktadan sonra anlamsızlaşır. Çünkü, denetimin olmadığı yerde bozulma ve çözülme kaçınılmazlaşır. Yasal denetim de çoğu kez yetersizdir. Bu yüzden, yönetsel süreçleri halkın sürekli izleyebileceği ve denetleyebileceği bir yapıya kavuşturmak gerekir. Bu yaklaşım benimsendiği zaman, “saydamlık” ilkesi korunmuş olur. (Siyasal katılma ve yerel demokrasi; M. Akif Çukurçayır; S. 108)
“Yasal denetimin de çoğu kez yetersiz” olduğu ifade ediliyor. Çalışmalarımızda gördük ki, yetersizlik “çoğu kez”den “çok daha büyük” ölçekte bir olgudur.
“Yönetsel süreçleri halkın sürekli izleyebileceği ve denetleyebileceği” şeklindeki ifade ise, şimdilik hayalden ibaret bir beklentidir. “Hiyerarşi Bağımlısı” bir toplumun, her şeyi devletten (Başbakan’dan) bekleyen bir halkın, yapabileceği o kadar çok “özel iş”i varken yapacağı en son iştir, yönetimi denetlemek.
“Demokrasinin, hukukun, millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz?” demişsiniz.Demokrasi konusunda laf üretebilmek için biraz okumak, yeterli olabiliyor. Ama aynı konuda “sorun değil çözüm üretme”ye gelince, işe “bencil varlık”ın içindeki Şeytan (Bencillik Canavarı) karışıyor, “senden büyük yok” diyor. Örneğin, “kırmızı ışıkt”a geçiveriyor “büyük varlık”. Şeytan devam ediyor, “O ışıklar, o kurallar, o yasalar senin için değil, enayiler için” diye sürdürüyor sözünü.Görülüyor ki, “demokrasi”, “yasa” ve “Anayasa”,; “Benciller Ülkesi” Türkiye’de adı var kendi yok kavramlardır.Yerli yersiz tekrarlana tekrarlana çiklete dönüşen demokrasinin en açık şekilde tecelli ya da tezahür ettiği yer yayalarla ilgili trafik ışığıyla donatılmış kavşaklardır. Sıra demokrasiden söz etmeğe geldiğinde mangalda kül bırakmayanların o kavşaklarda nasıl davrandıklarını izleyiniz. Aynı kavşaklarda nasıl davrandığınızı hatırlayınız.Bunu yaparsanız, ne günlük yaşamda ne de siyasette öğrenemediklerinizi öğrenirsiniz, inanın.
Biz çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırıldığımız “okul dışı” eğitim” çalışmalarımız sayesinde, yalnız demokrasiyi değil, kendimizi tanımayı, kendimizi aşmayı öğrendik.Sırası gelmişken, Turgutreis Bilinç Üniversitesi’ni yukarıda sözü edilen çalışmalarda edindiğimiz “tecrübi bilgi” ile kurduk.
Yukarıdaki açıklamaları anlamlı buluyorsanız; “Bilgi Üniversitelerinden alınan “Kitabi Bilgi” ye dayalı diplomaların, “demokrasi”, “kural”, ”yasa” ve “ve anayasa” gibi kavramlara saygı söz konusu olduğunda, bir anlam ifade etmediklerini kabul etmekte zorluk çekmeyeceğinizi düşünüyoruz. Her rütbeden polislerin, her rütbeden, askerlerin, avukatların, savcıların hatta Yargıtay hakimlerinin bile trafik kurallarını iplemediklerini gördükten sonra, ne kadar anti-demokratik, ne kadar anti-hukuk devleti olduğumuzu siz de anlayacaksınız.

***İLGİLİ HABER:
ANKARA(ANKA) – AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ergenekon operasyonuna ilişkin muhalefetin ve medyanın tavrını eleştirerek, `Doğrusu ana muhalefet partisinin telaşını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bazı medya kuruluşlarının panik hallerini anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Türkiye`nin şeffaflaşmasından mı korkuyorsunuz? Kirli ilişkilerin açığa çıkarılması çabasından mı korkuyorsunuz? Karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Türkiye`ye demokrasinin, hukukun, millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Nedir bu telaşınız?
Bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden?` dedi. Başbakan Erdoğan, Altındağ Belediyesi Karapürçek Spor Salonu`nda partisinin bazı belediye başkanlarının açıkladığı toplantıda konuştu. Konuşmasında isim vermeden Ergenekon operasyonu hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, `Ülkemizi, şehirlerimizi, milletimizi çetelerin, mafyanın tasallutundan kurtarmak için kararlı ve cesur duruş ortaya koyduk, önemli mesafeler aldık` dedi.-`
ÇETELERİN KARAR VERDİĞİ BİR ÜLKEYİ TESLİM ALDIK`
- Kararı çetelerin, mafyaların verdiği bir ülkeyi temsil aldıklarını belirten Erdoğan, Cumhuriyetin, dört temel ilkesi olan demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde büyüyüp gelişeceğini her fırsatta dile getirdiklerini bildirdi. Erdoğan, şöyle dedi:`Demokrasinin ötelendiği, sosyal devletin hatırlanmadığı, hukukun işlenmediği dönemlerde bu millet çok ağır faturalar ödedi. Şimdi lütfen dikkat ediniz. Siyasetini o dönemin eski parametrelerine göre kuranlar, şu anda telaş içindeler. Karanlık dehlizlerde yol almaya alışanlar, gölgelerin gücüyle ayakta kalmaya çalışanlar, büyük bir tedirginlik yaşıyorlar. Milli iradenin aydınlığından, hukuk devletinin ışıltısından, karanlık hesapları bozulanlar kaygı duyuyorlar. Sosyal devlet ilkesi hayata geçtikçe rahatsız oluyorlar. Demokrasi güçlendikçe, geliştikçe, istismar zeminlerini kaybediyorlar. Hukuk işledikçe, ülkenin savcısı, hakimi her türlü baskıdan, yönlendirmeden, tehditten uzak bir şekilde özgür, bağımsız hür vicdanıyla hareket ettikçe, yasaları uyguladıkça bazıları rahatsız oluyorlar`-`HİÇ KİMSE KENDİNİ AYRICALIKLI GÖRMESİN`
-Başbakan Erdoğan, Türkiye`de hukuk, demokrasi, yerleşmiş bir sistem, oturmuş kurumlar ve kurallar, fikri hür, vicdanı hür savcılar ve hakimler olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:`Hiç kimse kendisini yasaların, hukukun, adaletin üzerinde görmemeli. Hiç kimse kendisini ayrıcalıklı, seçkin, imtiyazlı, hukuk alanı dışında bir pozisyonda görmemeli. Türkiye değişiyor ve değişecek. Türkiye, ilerlemesine, kalkınmasına, gelişmesine, huzuruna ve güvenliğine takılmış prangalardan kurtuldu, kurtuluyor. Ama bir de bakıyorsunuz ki birileri de çıkıyor, korku imparatorluğundan bahsediyor. Evet, kimlerin bu ülkede korku imparatorluğu kurmaya çalıştığını, gayret ettiğini bize şu son aylar gayet iyi gösterdi. Çukurlardan nasıl el bombalarının çıktığını, nasıl tüfeklerinin, afedersiniz bir yerleri yok etmenin gayreti içerisinde planlarının çıktığını çok iyi görüyoruz. Ve bütün bunlarla beraber bu ülkede hepsinin ötesinde, binlerce, on binlerce mermilerin acaba birilerinin evlerinde çıkmasının acaba bir anlamı yok mu? Bunun üzerinde durulmayacak mı?, bunlara seyirci mi kalacağız? Bunları takip edenler, korku imparatorluğunu temsil edecek, bunların avukatlığına soyunanlar ise korku imparatorluğunu değil, bu ülkede barışı konuşacak.`Türkiye`nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefi doğrultusunda, değiştiğini, dönüştüğünü ve geliştiğini belirten Erdoğan, `Biz ülkemizi tertemiz görmek istiyoruz. Bu ülkede sevginin, saygının egemen olmasını istiyoruz. Bu ülkede gece rahat, gündüz rahat olan milletimizin yaşam tablosunu hazırlamanın gayreti içerisinde koşturuyoruz ve bu süreci hukuka olan güveni sarsarak, hukukun bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşürerek, işleyen demokrasiyi hafife alarak kıyasıya eleştirmeye kalkanlar, önce kendilerini gözden geçirmelidirler` diye konuştu.
-`BU ÖFKENİZ, BU PERVASIZLIĞINIZ NEDEN?`
-Erdoğan, yargıya müdahale anlamına gelen söylemlerden herkesin ama öncelikle siyasetçilerin şiddetle kaçınması gerektiğine vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:`Bunun yanında yasama organının içerisinde siyasetçiler tabii ki kaçınması gereklidir derken, yürütme içerisinde varsa onların da kaçınması gerekir. Yargıda varsa onların da kaçınması gerekir. Bu; yasaları, Anayasayı çiğnemektir ve aleni suçtur. Demokrasiye, hukuka, adalete, yasalara ve Anayasaya asgari düzeyde dahi saygısı olan herkes, hele hele de mesuliyet mevkiinde olanlar söylediği sözün ne anlama geldiğini ölçer, biçer, tartar öyle söyler. Yargının siyasallaşmasından dem vurup, yargıyı siyaseten kıyasıya eleştirenler öncelikle hukuka saygı duymalı, hukuk sistemimize inanmalı güvenmelidir.Doğrusu ana muhalefet partisinin telaşını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bazı medya kuruluşlarının panik hallerini anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Türkiye`nin şeffaflaşmasından mı korkuyorsunuz? Kirli ilişkilerin açığa çıkarılması çabasından mı korkuyorsunuz? Karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Türkiye`ye demokrasinin, hukukun, millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Nedir bu telaşınız? Bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden?-`
BIRAKIN HUKUK İŞLESİN`
-`Kurum ve kurallar işlemekte, çalışmaktadır. Bu süreç hukuka, demokrasiye, ülkenin ve milletin menfaatlerine hizmet edecek bir titizlikle devam etmesi elbette önemlidir` diyen Erdoğan, kişilerin hatalarının kurumları bağlamadığını, yanlış yapan kişinin yaptığı yanlışın hukuki sorumluluğunu şahsi olarak yüklendiğini belirtti. Erdoğan, `Kimse kurumlarımızı yıpratma, tartışmaya açma noktasında, rencide etme lüksüne sahip değildir, olamaz` diye konuşarak sözlerini şöyle sürdürdü: `Önemli olan sabırla, hassasiyetle hukukun adil bir şekilde tecelli etmesini beklemektir.Bu süreci olumsuz etkileyecek tavır ve davranışlardan, söylemlerden kaçınmak her vatandaşımızın yükümlülüğüdür. Şu çok bilinen bir ilkeyi bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Biz hükümet olarak da, siyaset kurumu olarak da tüm gelişmelere bu gözle, bu anlayışla, bu yaklaşımla bakıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 138: `Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.` Bırakın hukuk işlesin, bırakın savcılar, hakimler rahat bir şekilde görevlerini yapsınlar.`
(ANKA/SÜRECEK) (İG/B.Ü)
http://www.bilinc-universitesi.blogspot.com, http://galipbaran.blogspot.com

e.MAİL: galipbaran@ttmail.com

MEKTUPLAR, CEVAPLAR VE MESAJLAR!...

- Original Message -From: muammer sezer gruplari yonetimi Cc: Google/Yahoo! 8 ; Google/Yaho o! 8 ; Google/Yahoo! 8 ; Google/Yahoo! 8 ; Google/Yahoo! 8 ; Google/Yahoo! 8 ; Google/Yahoo! 8 ; Google/Yahoo! 8 Sent: Wednesday, January 28, 2009 5:16 PMSubject:
[LAIK CUMHURIYETI&REJIMI KORUMAK] DEGERLERIMIZE GRUPLARIMIZ DEGERLI UYELERINE. SAYIN. BARAN HOCAMDAN VE SAYIN SINACI'DAN SAYGI ILE SUNARIZ. JALE. SEKRETARYA: BİLGİ İÇİNDİR: "DİPLOMALARI YAKMAK MI GEREK ACABA?..."
SAYIN BARAN HOCAM;
BIR DE BAŞKANIM SAYIN MUAMMER SEZER BEYEFENDİ'Yİ BU KONUDA UYARMANIZDA FAYDA VAR. EGE'DE İL'LERİ ZİYARET EDİYOR... ALLAH'INI SEVERSEN KIRMIZI ISIK DİYORSUNUZ, BAŞKAN ARABAYA MECLİS ETİKETİ TAKTI "GEÇIŞ ÖNCELİKLİ OLSUN DİYOR. ŞOFÖR KIRMIZI MIRMIZI DİNLEMİYOR. GEÇEN AZ KALSIN KAZA YAPIYOMUŞ. ÇOK KORKTUK. BAKIN BU ILETİYE BAŞKANIMIN SEVDIĞI RESMİNİZİ EK YAPTIM. SAYGILAR..
JALE ŞENOL SEKRETERYA-III
CEVAP!...
Jale hanım,
Muammer Bey'in kırmızı ışıkta geçmesi ile ilgili bilgi için teşekkür ederim.

Merak etme, kırmızıda geçtiğini görürsem gerekeni yaparım. "Sosyal yaptırım" uygularım. "Yaptırımın sosyali de neymiş" demeyesin. "Yasal Yaptırım"ı 50-60 lira para cezasıyla geçiştirebilirsin, ama "sosyal yaptırım" insanın "utanma duygusu"nu hedef alan bir cezadır.
Daha ağırdır.
Sezer bey 'in kırmzıda geçmesi konusuyla ilgili söylediklerim bir suçlama değil, "okul dışı eğitim" olarak tanımladığımız çalışmaları başlatmazdan önce, kırmızı ışıkta, ben de yaya olarak geçiyordum. Yani "Yolsuzluk" yapıyordum. Artık uyandım. Öyle ki, "yasa bağımlısı" oldum.
"Yolsuzluk" denilince, "banka hortumlama", "triyonluk vergi kaçırma" ya da rüşvet alma/verme gibi şeyler düşünülür genelde.

Oysa, yasa dışı her türlü davranış "yolsuzluk"tur. Kırmızı ışıkta yaya olarak geçmek de ...
Bilgilendirdiğin için tekrar teşekkürler.
Bir öneri: "Yasa bağımlısı" olmak istersen ekteki "müfredat" programını okuyuver, lütfen..
Galip Baran

Türkiye'nin ,Türkiye'yi ve Türkleri Türklerden daha çok seven "herkes senin gibi olsa " denilen DELİSİ (*)
(*) : Bu delilik "yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi"nin bir uyarlaması olup, gerçekten uygulanmaktadır.
UYUYANLAR VE ÇAĞ ATLAYANLAR ???
“Bilgi Çağı” insanları gaflet ve dalalet içinde. Hala uyuyorlar. Koltuk değneğiyle yürüyorlar. Tek ayaklarını kullanıyor ve “hedef”i bir türlü yakalayamıyorlar. Yakalamaları da imkansız. Çünkü “hedef” beklemiyor.
* Kim bu insanlar?
* 7 Milyar dünyalı.
Oysa, onların bazıları, “Bilinç Çağı” insanları çoktan uyanmışlar. Koltuk değneklerinden kurtulmuşlar. İki ayaklarını da kullanıyorlar. Hedefi çoktan yakalamışlar, çağ atlamışlar…
* Kim bu insanlar?
* BAKINIZ:
www.bilinc-universitesi.blogspot.com
ww.turkcelil.com, www.galipbaran.blogspot.com
www.internethaber.eu
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi Rektör Yardımcısı

***
From: galipbaran@ttmail.comTo: gercek.demokrat@hotmail.comCC: ismetseyhan@hotmail.com; bodrumekspres@mynet.com; yarimada@yarimada.net; muammer-sasmaz@hotmail.com; ebattal06@hotmail.comSubject: "OZ-YACHTİNG-BODRUM" CULARADate: Sat, 24 Jan 2009 09:35:09 +0200
Değerli "OZ YACHTNG-BODRUM" cular, (23.01.2009)
Acaba, kendimizi "yurtsever" olarak tanımlamanın "yurtsever" olmamızı sağlamadığını bilir misiniz ? Yurtsever denilince, benim aklıma "yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi" geliyor. Hani şu ilkokul günlerimizde sabahları sınıflara girmezden önce bağıra çağıra okuduğumuz ANDIMIZ var ya, işte o AND'd yer alan ilke. Çocukken okuduğumuz, sonra unuttuğumuz ilke. Hem o ilke yalnız "yurdu" değil "milleti" sevmeyi de öngörüyor.
İnancım odur ki,;eğer o ilkeyi özümsemiş olsaydık, hayata geçirseydik, ülke bu hale gelmezdi.
* "Muasır Medeniyet" çoktan aşılırdı.
* AB Kapısında kuyruğa girmezdik.
* İMF'den sadaka istemezdik.(kendi yağımızda kavrulurduk)
* Yolsuzluklar olmazdı.
* "Yurtta Barış" olurdu.
Bu kadarı yetmez mi? O ilkeyi özümsemeye değmez mi?
Komik olan şu ki; kimle konuşsam yurdunu ve milletini özünden çok sevdiğini iddia ediyor.
Kim oluyorum da böyle ukalalıklar ediyorum?
Bilirsiniz: Garajaltı Kavşağı'ında, 1996 yılında, HABİTAT Trafik Kozası kolaylaştırıcısı olarak"trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım" çağrısının uygulamasını başlatan bir "akıllı" var ya o benim işte.
Dahası, sokaklarda çöp, izmarit, atıkkağıt toplayan, yalnız Bodrumda değil, İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Çorum ve daha pek çok il ve ilçede benzer "akıllılıklar"ı yapan, hani çoklarınızın "herkes senin gibi olsa" dediği, ama seyrettiği Galip.
Bu kadarı yetmezmiş gibi kalkıp bir de Turgutreis Bilinç Üniversitesi'ni kuran Galip.
Sözü edilen ilkeyi, yukarıda bazıları sayılan "okul dışı eğitim" olarak tanımladığı çalışmaları yapmayanın, sözü edilen ilkeyi özümseyemeyeceğini iddia eden Galip.
Unutmadan, bu çalışmaları yaparken arasıra gözaltına da alınan DELİ GALİP !
Hala hatırlamadınızsa, Allah şifalar versin!
Galip Baran / "Yasa Bağımlısı"
Bilinç Üniversitesi, Turgutreis-BODRUM
***
From: galipbaran@ttmail.comTo: aritan@aritanyayineviCC: gercek.demokrat@hotmail.comSubject: ÇALIŞMALARIMIZ VE İŞBİRLİĞİ ARAYIŞIMIZDate: Thu, 22 Jan 2009 15:02:09 +0200
Sayın Aydın Arıtan, (22.01.2009)
Google’dan kim olduğunuz ve yaptığınız çalışmalarla ilgili bilgi edindim. Bizim çalışmalarımla ilgili bilgiye aşağıda görülen sitelerden ulaşılabilir…
Erich Fromm’un okuduğum ilk kitabı, çevirisini Dr. Ayda Yörükan’nın yaptığı “Erdem ve Mutluluk”tu. Bu kitabın XLIX sayfasında, sayın Yörükan’ın Mutlulukla ilgili şöyle bir açıklaması var:
“Mutluluk, insanın kendi çevresiyle uyum ve barış içinde olması; başkalarıyla gerçek sevgiye dayanan bir ilişki kurabilmesi ve insanlara sevgi ile yönelmesi ve başkalarının gösterdiği sevgiye de açık olması; kendine ve topluma yararlı olan eğilimlerini- yapıcı ve yaratıcı eğilimlerini- gerçekleştirebilmesi; bütün bunların sonucu olarak da, şartlar elverdiği ölçüde, gerek kendi hayatını, gerekse başkalarını hayatını iyiye, doğruya, güzele yöneltme çabalarında başarılı olduğunu, hiç değilse, bu konuda olumlu katkılarda bulunduğunu bilmekten kaynaklanan bir sevinç, esenlik ve iç huzuruna ulaşabilmesi demektir”
Bizler de; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar, ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda yıllardır devam eden, “Okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarımızla insanların hayatını iyiye, doğruya, güzele yöneltme çabası içindeyiz. Eşdeyişle, mutluluğun peşindeyiz
Yaklaşık 20 yıldır devam eden, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, yaşam biçimimizde devrim niteliğinde değişikliklere yol açan bu çalışmalarda “bilinç” kavramı üzerinde yoğunlaştık. Bu kavramın “yeti” ile sınırlı anlamını “sorumluluk” kavramıyla bütünleştirdik. Sonuçta:
(a) “Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız yaşamsal bir kavram geliştirdik.
(b) “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedik.
(c) Aynı çalışmalarda geliştirdiğimiz “yasa bilinci” kavramını kişisel yaşamımızda hayata geçirdik.
(d) Bazılarımız “yasa bağımlısı” olduk…
Sayın Arıtan,
Sözü edilen çalışmalardaki gözlemlerimize dayanarak, “yasa bağımlısı” sayısının yeterince artması durumunda yolsuzlukların sona ereceğini iddia edebilecek durumda olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.
O çalışmalar, diğer taraftan, yaşanmakta olan sorunların “iklim değişikliği” dahil tümünün insanın “nefsinin tutsağı”, eşdeyişle, “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığını anlamamızı da sağladı.
Aynı çalışmalarda, “bencil bir varlık”ın , “ANDIMIZ”da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümseyemeyeceğini ;“özünden çok”u şöyle dursun “özü kadar” bile sevemeyeceğini de öğrendik.
Sonucu, “SORUN BENCİLLİK: ÇÖZÜM SENCİLLİK” şeklinde bir sloganla ifade ettik…
Sayın Arıtan;
Telefonla görüştüğümüzde, okurken kendimi bulduğum kitaplardan söz etmiştim.
“Erdem ve Mutluluk” kendimi bulduğum kitapların sanırım ilki idi. Bu kitabı diğerleri izledi “Sahip Olmak ya da Olmak” bunların en önemlisi oldu.
İki gün önce telefon ettiğimde, niyetim, bu kitaptan 10-15 tane ısmarlamaktı. Bir tenzilat yapıp yapamayacağınızı öğrenmekti. Ancak, Google’da sizinle ilgili bilgilere ulaşınca sizden, başka şeyler isteyebileceğimizi düşündüm.
Şöyle ki; yukarıda sözü edilen çalışmalarımızda edindiğimiz “tecrübi bilgi”yi sizinle paylaşıp paylaşamayacağımızı, çalıştığımız konularda sizinle işbirliği yapıp yapamayacağımızı öğrenmek istiyoruz.
Bu işbirliğinin, yaklaşık 20 yıldır devam çalışmalarımızın amacına ulaşmasını çok kolaylaştıracağına inanıyoruz.
Saygılarımızla. Galip BARAN
Bilinçolog /yasa bağımlısı/ Turgutreis’in yurdunu ve milletini özünden çok seven delisi.
Bilinç Üniversitesi (*) Turgutreis-BODRUM
TEL: (0252) 382 34 77 ; (0535) 844 84 76
E-mail:
galipbaran@ttmail.com ; galipbaran@hotmail.com
WEB: www.turkcelil.com; www.internethaber.eu; www.galipbaran.blogspot.com; www. bilinc-universitesi.blogspot. com
48960 Turgutreis/BODRUM
(*) : Bilinç Üniversitesi;
(a) Bilinç kavramını, özellikle de “toplumsal sorumluluk bilinci”ni hayata geçirmek,
(b) “Cumhuriyet’in yüksek seciyeli muhafızları”nın ve “yurdu ve milleti özünden çok seven nesilleri”nin yetiştirilmesinde devlete, yardımcı olmak için kurulmuştur.

***
YOL AYRIMI…(2)
Bağımsız Kadın Belediye Başkanları kampanyası başlatan Bilinç Üniversitesi soruyor
Yola, “Tencere dibin kara seninki benden kara”, ya da “her ne pahasına olursa osun kazanma” anlayışıyla aşınmış siyasetle mi devam edeceğiz?
Yoksa, bu defa, “ahlaksızca kazanmaktansa dürüstçe kaybetme ilkesi”ni mi deneyeceğiz
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi, Rektör yardımcısı
***
From: galipbaran@ttmail.comTo: abcd1965@gmail.comCC: gercek.demokrat@hotmail.com; ebattal06@hotmail.com; zkentel@hotmail.com; halklailiskiler@turgutreis.info; sar.mualla@gmail.com; ismetseyhan@hotmail.com; birol.aytek@gmail.com; nilgunnart@yahoo.com.trSubject: Re: {Demokratız-biz}, 'Pislikten bıktım' diyen siyasetçi AKP'yi şok ettiDate: Sun, 18 Jan 2009 11:54:56 +0200
BRE BAYKAL, BRE BAHÇELİ ! GÖRDÜNÜZ MÜ NERDEN ÇIKTI SİYASETÇİNİN MERDİ?
EY ERBABI SİYASET! YETTİ BU "TENCERE DİBİN KARA SENİNKİ BENDEN KARA" SİYASETİ !
EY ERBEBI SİYASET! HALA GÖREMEDİNİZ Mİ "TENCERE DİBİN KARA SENİNKİ BENDEN KARA" SİYASETİNİN ÜLKEYİ NEREYE GETİRDİĞİNİ ?
DİNLEYİN, RUHBİLİM UZMANI SN. ERGÜN ARIKDAL'IN SİZLER İÇİN SÖYLEDİKLERİNİ. OKUYUN FAYDALANIN...
….“her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. O ses sonunda halkın, toplumun sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz. Dolayısıyla, vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, İYİ SİYASET ADAMINDAN ZİYADE, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten YÜREKLİ , gerçekten sevebilen İNSANLARA İHTİYACI VAR. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl SIKINTIMIZ BURADADIR.
BİZ BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ OLARAK BU SEÇİMLERDE KADIN BELEDİYE BAŞKANLARI ÖNERİYORUZ. ÜLKENİN KADERİ DEĞİŞECEKSE. MAKÜS TALİH YENİLECEKSE. CUMHURİYET İLELEBET YAŞAYACAKSA BİR DEVRİM YAPIN. BAĞIMSIZ KADIN BELEDİYE BAŞKANLARINI DESTEKLEYİN.
HEM NE ZARAR EDERSİNİZ. ONLAR SİZDEN DAHA KÖTÜSÜNÜ YAPMAZLAR . BİLMEZLER Kİ YAPSINLAR. ÖĞRENEMEMİŞLERDİR. "TENCERE DİBİN KARA SENİNKİ BENDEN KARA " SİYASETİNİN CAHİLİDİR ONLAR.
O KADINLAR Kİ KURTULUŞ SAVAŞINDA SİZDEN GERİ KALMADILAR. BİLMİYORSANIZ OKUYUN M.E. BAKANLARINDAN MUSTAFA NECATİNİN TÜRK KADINLARININ KURTULUŞ SAVAŞINDA YAPTIKLARI İLE İLGİLİ YAZISINI.
GALİP BARAN
TURGUTREİS'İN; TURGUTREİS'İ VE TURGUTREİSLİLERİ TURGUTREİSLİLERDEN DAHA ÇOK SEVEN, "HERKES SENİN GİBİ OLSA" DENİLEN DELİSİ.
----- Original Message ----- From: Arena
Sent: Sunday, January 18, 2009 10:54 AM
Subject: {Demokratız-biz},

'Pislikten bıktım' diyen siyasetçi AKP'yi şok etti
Buca''da 15 yıldır belediye başkanlığı görevini yürüten AKP'li Cemil Şeboy 'Siyasetin pisliklerinden bıktım' diyerek aday olmadı. İzmir'de AKP yönetimi bu son dakika çekilmesi karşısında şaşkın:
İZMİR - AKP teşkilatları, İzmir'in Buca İlçesi'nde 15 yıldır belediye bakanlığı yapan Cemil Şeboy'un adaylıktan çekilmesinin şaşkınlığını yaşıyor. Şeboy, adaylıktan son anda çekilmesini ailevi nedenlerle açıkladı. Şeboy, "Artık kendimi sivil moda aldım. Siyasetin pisliklerinden bıktım" dedi.
AKP Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı iken Buca Belediye Başkan adayı gösterilen Cemil Şeboy, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın resmi aday açıklamasına saatler kala İzmir İl Başkanlığı'na giderek adaylıktan çekildiğini söyledi. Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy ise adaylıktan son anda çekilmesini şöyle anlattı:
"Artık kendimi sivil moda aldım. Hürriyetime kavuştum. 15 yıldır yaptıklarım ortada, veremeyecek hesabım yok. Partimin içinde istemeyenler vardı, isteyenler vardı. Hepsi kendini aday olmak için kaptırmış. Yanımda aday adaylarından bir tek Mehmet İlkbahar vardı. Bu siyasetin pisliklerin bıktım artık. Bunlarla uğraşmaya gücüm yok. Eşim de bir dönem daha aday olmamı istemiyor. Artık kendim için yaşayacağım."
AKP İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu, Şeboy'un Buca'dan aday olmak istemediğini, parti üst yönetiminin ısrarıyla teklifi kabul ettiğini ancak ailevi nedenlerden dolayı vazgeçtiğini öne sürerek, "Kendisine 'biz Buca'da seçimi sizinle alacağımıza inanmıştık' dedim. Adaylıktan çekilmesine üzüldük" dedi.
Tekelioğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gelişmeyi 'Kendi takdiri' sözleriyle değerlendirdiğini vurgulayarak, Buca adayını belirlemek için önümüzdeki hafta çalışacaklarını söyledi. Tekelioğlu, "Aceleye getirmemek için adayımızı açıklamadık. Görüşmeler gerekirse anketler yapacağız" diye konuştu.
Öte andan şaşkınlık içinde olan partinin kulislerinde Şeboy'un Cumhuriyet Savcılığı'nın Buca Belediyesi'ne yönelik soruşturma nedeniyle aday olmadığı konuşuluyor.
Söyleyecekleri olanlara:http://groups.google.com/group/arena-siyaset

***
From: galipbaran@ttmail.comTo: cetkoder@gmail.comCC: gercek.demokrat@hotmail.com; nilgunnart@yahoo.com.tr; recepbaran@yahoo.de; ismetseyhan@hotmail.com; ebattal06@hotmail.com; zkentel@hotmail.com; halklailiskiler@turgutreis.info; muammer-sasmaz@hotmail.com; bodrumekspres@mynet.com; yarimada@yarimada.netSubject: BİLİNÇ KAVRAMIDate: Fri, 16 Jan 2009 17:33:27 +0200
Mustafa Göktaş
ÇETKODER Genel Başkanı
Sayın Başkan,
Bizler ulus olarak çok şeyleri biliriz de, "bilme"nin çözüm olmadığının pek farkında değiliz.
Örneğin "çevre bilgi"miz, "trafik bilgi"miz, "tasarruf bilgi"miz, "vergi bilgi"miz var olmasına var da; "çevre bilinci"miz hak getire ise, "tasarruf bilinci"miz "Allah eksikliğini göstermesin kadar"sa, "trafik bilinci" miz,"terör" estiriyorsa, "vergi bilinci"miz, vergi kaçırmanın "kul hakkı" yemek olduğunu bile bile, T.C. Devleti'ni "İMF'nin emir kulu olması"na yol açacak düzeydeyse, "yasa bilinci"nde dünya klasmanında "nal" topluyorsak, "bilinç" kavramından daha dikkatli olalım, lütfen.
Ayrıca, "yasa bilinci"nin , "vergi bilinci"nin olmadığı yerde, gelin "devlet"i de birlikte arayalım, lütfen!
Ne topluma, ne de topluma sözüm ona hizmet yarışındakilere anlatamadığımız bu gerçeklerle ilgili açıklamalarımız bir FANTEZİ olmayıp, yıllardır devam eden "okul dışı eğitim" olarak tanımladığımız çalışmalarda edindiğimiz "TECRÜBİ BİLGİ" nin ürünüdür.
Turgutreis Bilinç Üniversitesi sözü edilen "TECRÜBİ BİLGİ" ile inşa edilmiştir.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Turgutreis'in, Turgutreis' i veTurgutreslileri Turgutreislilerden daha çok seven, "herkes senin gibi olsa" denilen DELİSİ
ÖNEMLİ NOT: Bilinç konusunda evvelce yazdıklarımızı neden dikkate almadığınızı; bizi bu adrese yönlendirme gereğini duyduğunuzu da anlayabilmiş değilim. Yazdıkjlarımıza bakıp, bir alay insan olduğumuzu da sanmayın, lütfen.

***
From: galipbaran@ttmail.comTo: gercek.demokrat@hotmail.comSubject: Fw: Evime isyerime TURK BAYRAGI asiyorum. "Hukuk disi her turlu uygulamalari protesto ediyorum"Date: Mon, 12 Jan 2009 16:57:42 +0200
----- Original Message ----- , From:
canözelguvenlik canözelguvenlik
To:
galip baran //Sent: Saturday, January 10, 2009 11:51 AM
Subject: Re: Evime isyerime TURK BAYRAGI asiyorum. "Hukuk disi her turlu uygulamalari protesto ediyorum"
SAYIN BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ YÜKSEK REKTÖRLÜĞÜNE
SİZ VE BİZ HALK İLE OLDUĞUMUZ HALKI ÇOK SEVDİĞİMİZ İÇİN SIRALARIMIZI SAVDIK. BİZİDE HEDEF ALACAK OLANLAR VARDIR UNUTMAYINIZ ASIL BİZİ DEĞİL BİZİM ARKAMIZDAKİ YIĞINLARI GEÇEMİYECEKLER HALK BİZİ KORUYACAK. HALK BİZİM İÇİN DİRENECEK. HALK DİRENİŞ HAREKETİMİZE KATILMAYA HAZIRDIR BİLİYORMUSUNUZ....
08 Ocak 2009 Perşembe 13:03 tarihinde galip baran <galipbaran@ttmail.com> yazdı:
Sayın Büyükakın, (08.01.2009
Keşke; bayrak asmada gösterdiğimiz duyarlığı çevreyi kirletmeme, aşırı tüketmeme, trafik kurallarını çiğnememe, toplum sağlığına aykırı alışkanlıkları önleme, vergi kaçırmama, rüşvet almama-vermeme, iş ahlakına saygı gösterme, milli servete zarar vermeme, imar yasasına aykırı işler yapmama ve her şeyi devletten beklememe konularında da gösterebilsek, bir başka deyişle, kırmızıda dursak...
Ben bayrak asmıyorum. Ama, yukarıda saydığım alanlarda duyarlı davranıyorum. Kırmızıda duruyorum. Durmakla kalmıyorum, geçmeğe kalkışanları, "kırmızıda geçenleri anında, yüzlerine karşı, utanmaktan başka tepki gösteremeyecek şekilde uyarma"yı öngören, "sosyal yaptırım" olarak bilinen yöntemle uyarıyorum. Uyardıklarıma kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını öneriyorum.
Acaba, yanlış mı yapıyorum. Yorumunuzu bekliyorum. Saygılarımla.
Galip Baran
Bilinç Ünversitesi'nin baş-amelesi/ Yasa Bağımlısı/ Turgutreis'in yurdunu ve milletini özünden çok seven delisi

----- Original Message ----- /From: buyukakin
To:
Undisclosed-Recipient:; Sent: Thursday, January 08, 2009 12:33 PM
Subject: Evime isyerime TURK BAYRAGI asiyorum. "Hukuk disi her turlu uygulamalari protesto ediyorum"
www.toplumsalgucbirligi.org.tr
***
Subject: Fw: Ulu önder sanki bugunleri gormus ...... özlemDate: Sat, 10 Jan 2009 11:20:01 +0200
Efendiler!
"Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi"ni sindirmeyi öğrenemedikçe, bunu beceremedikçe, Atatürk'ün ne demek istediğini anlamak mümkün değil, bence!
"Ne mutlu Türküm diyene" dememeli, "ne mutlu bu yurdu ve bu milleti özünden çok sevebilene, demeli, bence!
O ilkeyi sindirmedikçe Atatürk!ü değil, "kös"ü dinlemiş sayılır insan, bence!
Diğer taraftan, sözü edilen ilkeyi öğrenmek "atla deve" değil, Efendiler!
Çözüm : "okul dışı eğitim"! Zira, okuldaki eğitimle, gördüğünüz gibi, buraya kadar, Efendiler!!
"Bilgi Çağı" 31.12.2008 tarihi itibariyle sona ermiş, "Bilinç Çağı" başlamıştır, Efendiler! Saygılarımla Beyefendiler!

GALİP BARAN
----- Original Message ----- / From: ELİT1
Sent: Friday, January 09, 2009 9:11 AM, Subject: Ulu önder sanki bugunleri gormus ...... özlem

19 Ocak 2009 Pazartesi

ESKİ CUMHURBAŞKANLARINA
VE BAŞBAKANLARA YARDIM
KAMPANYASI…
Her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıktan kendilerini sorumlu tutmayı ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için ellerinden geleni yapma"yı ilke edinenlerin inşa ettikleri Turgutreis Bilinç Üniversitesi; eski cumhurbaşkanları Kenan Evren, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ile eski Başbakanlar Bülent Ulusu, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, ve Necmettin Erbakan'ın geçim sıkıntılarını (!) hafifletmek amacıyla bir yardım kampanyası başlatma kararı aldı.

Alınan karar ve açılacak kampanya kapsamında ilk bağış; Bilinç Üniversitesi kurucularından "T. C. Emekli Sandığı emeklisi Galip Baran'dan... Galip Baran bu kampanya için, Üniversite adına, "aylık 1082.00 TL olan maaşından", her ay 500.00 TL katkıda bulunmayı TAAHHÜT etti.
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi Rektör yardımcısı

TEL: 0312.433 82 06
E.posta: gercek.demokrat@hotmail.com
****
YORUMLARDAN BİR ÖRNEK:
From: tulay@abetrans.info.trTo: gercek.demokrat@hotmail.comSubject: RE: DEMOKRASİ AYIBI VE HUKUKUN UTANCI ile AHTAPOT'UN KOLLARI; ADALET'E DAVET // ÇOK SELAMDate: Tue, 20 Jan 2009 13:30:35 +0200 // .ExternalClass .EC_shape
Sevgili Sınacı,
Sanırım ben öfkeyle yazıyı tam olarak anlayamadım. Yanlış değerlendirmiş olabilirim.
Lütfen mazur görün.
Bu iktidar ve zihniyeti beni deli ediyor. Her gün sinir stres içerisinde yaşar olduk. Bir şeyler yapmak için HYP çatısı altında birleştik. Orada da başkan da dâhil kimsenin bu ülkeyi ve milleti düşünmediğine üzülerek ve biraz da dehşetle şahit olduk. Kendimize ülkemize ve bizi destekleyen herkese saygı duyduğumuz için gerekçelerimizi de belirterek ayrılmak zorunda kaldık. Hiç kimseye kitaplarına ve yazdıklarına bakarak güvenmemeyi de öğrendik!..İnsan yazdıklarını ve söylediklerini yaşamalı!..(Elbette istisnalar vardır.)
Mücadele edeceğimiz uygun bir çatı da maalesef bulunmamaktadır. Partilerin durumu da ortadadır. Bireysel olarak bir şeyler yapmamız ise çok mümkün görülmemektedir. Yazarak bir yerlere ulaşmaya çalışıyoruz ancak o da ne kadar mümkün olabiliyor?
Kısaca ülkeme çok üzülüyorum. Bu halka olan inancımı kaybetmemeye çalışıyorum. Her şeye rağmen onun ruhuna güvenmek istiyorum. Bu ülkede adalet mekanizması hiç bu kadar taraflı çalışmamıştı… Hiç bu kadar adaletsiz yönetilmemiştik… Adalete güvenimi de kaybetmemeye çalışıyorum. Kısacası çok üzgünüm! İnşaallah Allah yar ve yardımcımız olsun!.
Sevgi ve selamla.
Tülay Hergünlü
From: mustafa sınacı [mailto:gercek.demokrat@hotmail.com] Sent: Tuesday, January 20, 2009 1:12 PMTo: tulay@abetrans.info.trCc: GALİP BARANSubject: RE: DEMOKRASİ AYIBI VE HUKUKUN UTANCI ile AHTAPOT'UN KOLLARI; ADALET'E DAVET // ÇOK SELAM
Sevgili ve değerli Başkan; (Tülay HERGÜNLÜ)
Konuyla ilgili ilk tepki ve nihai temenniniz üzücü ve düşündürücü. Ancak bunu bir "hissiyat/duygusallık" olarak değerlendiriyorum. Zira sizi çok iyi tanıdırğım ve insani değerinizi yürekten taktir ettiğim için konuya açıklık getireceğim. Şöyle ki: Bu kampanya öncelikle bir haksızlık, ayrımcılık ve adaletsizliğe tepki olarak düşünülmiş ve Başbakanlık, Bakanlar Kurulu dahil "kararın iptal veya teşmili" hususunda gerekli başvurular yapılmıştır. Elbette siz, kampanya açılması gereken alanlar konusunda yerden göğe kadar haklısınız. Ama hükümetin haksızlık, tarafgirlik ve adaletsizlik yapmaya hakkı yok!.. Taktir edersiniz ki "hüküm hikmet ile" olmak gerekir. Hikmet adalet ve hakkaniyeti zorunlu kılar. Hükümet etmek bir BİLİNÇ ve İNAÇ işidir. Bilinç ve inanç sahipleri, aynı zamanda adalet ve hakikat sahipleridir. Ya bunlar??? Devlet ve hükümet'in varlık sebebi adalettir. Aksi taktirde meşruiyet ortadan kalkar. Adaletsiz olanların kapıda bağlı kelp'ten farkı nedir??? Lütfen konuyu bu bağlamda mütalaa buyrunuz. Çok selam, sevgi ve başarı dileklerimle. MNS
From: tulay@abetrans.info.trTo: dusunce_firtinasi@googlegroups.com; gercek.demokrat@hotmail.comSubject: RE: DEMOKRASİ AYIBI VE HUKUKUN UTANCI ile AHTAPOT'UN KOLLARI; ADALET'E DAVET // ÇOK SELAMDate: Tue, 20 Jan 2009 12:37:09 +0200
Bu utanç verici bir durumdur!
Cumhurbaşkanı ve başbakanlara yardım kampanyası açılacağına şehitlerin geride bıraktıklarına kampanya açsınlar. Okula gidemeyen çocuklara, okulu olmayan köylere , yolu, suyu elektriği olmayan mezralara, karda-kışta yol bulamayan doğuya yardım kampanyası başlatsınlar. İnsanı çıldırtan bu uygulamalar kimin ya da kimlerin aklına geliyorsa ve destek oluyorsa lanet olsun! Allah’ın gazabı da üzerlerine olsun! Bir şey yapamıyoruz, işimiz Allah’a kaldı. Bu kampanyayı kabul eden Cumhurbaşkanı ve Başbakan çıkarsa ki çıkacağına inanmak istemiyoruz- onun da halk olarak yüzüne tükürmek gerek…
Tülay Hergünlü
From: dusunce_firtinasi@googlegroups.com [mailto:dusunce_firtinasi@googlegroups.com] On Behalf Of mustafa sınacıSent: Tuesday, January 20, 2009 12:26 PMTo: gercek.demokrat@hotmail.comSubject: DEMOKRASİ AYIBI VE HUKUKUN UTANCI ile AHTAPOT'UN KOLLARI; ADALET'E DAVET // ÇOK SELAM//19 Ocak 2009 Pazartesi
ESKİ CUMHURBAŞKANLARINAVE BAŞBAKANLARA YARDIMKAMPANYASI…

15 Ocak 2009 Perşembe

KADIN ADAY KOMİSYONLARI…
Bilinç üniversitesi, kadınların Belediye Başkanlığına bağımsız aday olarak katılmalarını desteklemek amacıyla bir kampanya başlattı. Önkoşul, Belediye başkanlığı için aday olacak kadınların siyasi bir kimliğe sahip olmamaları...
Sivil toplum örgütlerinin (STK) sahiplenmeleri ve kadın kuruluşlarını desteklemeleri umulan bu kampanya kapsamında yapılacak çalışmalarda aday belirleme komisyonları kurulacaktır. Kadınlardan oluşacak bu komisyonlar kendi aralarında görüşerek belirleyecekleri adayın adını Bilinç Üniversitesine bildirecekler.
Siyasi partilerin, yılladır hayali vaatlerle gerçekleştirdikleri seçim çalışmalarıyla yol açtıkları karamsarlık ve nüfusun yarısının kadın olduğu gerçeği karşısında; sözü edilen komisyonların belirleyecekleri kadın adayların düşünülebilenin çok üstünde bir oy çokluğuyla seçilecekleri ve bu sonucun geleceğin siyaset anlayışında bir devrime yol açacağına inanılmaktadır.
Bilinç Üniversitesi’ni merak edenler için kısa bir açıklama:
“Bilgi Çağı” üniversitelerinin varlığı ve eğitim anlayışı; insanoğlunun bilinçlenmesini sağlayamamış, ozon tabakası delinmiş, yağmur ormanları tahrip edilmiş, buzullar erimeğe başlamış, denizler kirlenmiş, iklim değişikliği önlenememiştir. Sonuç olarak, sorunun “bilgisizlik”ten değil, “bilinçsizlik”ten kaynaklandığı görülmektedir...
Bodrum’un Turgutreis Beldesinde 1990 yılında başlatılan, insanın, davranış biçimleri ve nedenlerinin araştırıldığı “okul dışı eğitim çalışmaları”nda oluşan “Tecrübi Bilgi”den yola çıkılarak kurulan Turgutreis Bilinç Üniversitesi,
“Bilinç Çağı”nın ilk Yüksek Öğretim kurumudur.
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi Rektör Yardımcısı
***

BAĞIMSIZ KADIN BELEDİYE BAŞKANI…
Bilinç Üniversitesi’nin siyaset ve kadın başkan konusunda düşünce ve önerileri:
Partiler; iktidar olmak aşkına yıllardır tekrarladıkları, “tencere dibin kara seninki benden kara” türü siyaset anlayışı ve hayali vaatlerle gerçekleştirdikleri seçim kampanyaları ile yine meydanları doldurmağa ve esip gürlemeğe başladılar. Erkek egemen toplumun kolayca yumruklaşmaya dönüşebilen bu babadan kalma siyaset anlayışıyla, düze çıkamayacağımız, Atatürk’ün açtığı yolda gösterdiği hedefe ulaşamayacağımız ortada…
Demokrasi, sevgi ile gerçekleştirecek bir rejim olduğuna, örneğin “yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini sindiremeyenin bu rejimi benimsemesi beklenemeyeceğine ve sevgi denilince, genelde, erkekten önce kadınlar akla geldiğine göre; bu seçimde oyların kadın başkan adaylarına verilmesi “olmazsa olmaz” bir zorunluluk gibi görülmektedir…
Fotoğraflarıyla devlet dairelerini ve işyerlerini, heykelleriyle meydanları süslediğimiz, adını dilimizden düşürmediğimiz, sevdiğimizi sandığımız Atatürk’ün sevgi ve siyasetle ilgili görüşleri:
* “Siyasi kavgalar”ın çoğu faydasızdır. Ama toplum çalışmaları her zaman verimlidir. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa sözde sevgi yarar vermez.
* “Siyaset alanında karşılıklı çatışmalar”ın bereketli gelişmeleri ancak, vatandaşlar arasında “düşmanlık doğması”na meydan verilmemesiyle sağlanabilir.
Günümüzde toplumsal yaşamın her alanında görülen olumsuzluklar karşısında kadınlar inisiyatifi ele almalı, “hizipçiliğe son verecek” ve “halka hizmet”i ön planda tutacak bir siyaset anlayışının egemen kılınması için ellerinden geleni yapmalıdırlar…
Bu kritik dönemde sorumluluk almasını önerdiğimiz Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’nda yaptıkları ile ilgili olarak Mustafa Necati’nin şu sözlerine kulak verelim:
Biz soğuktan yamçı(yağmurluk)lar altında titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışık bir merhamet sızladı. Arkasına sardığı peştamalının içinde ara-sıra hıçkıran çocuğun üstüne bile örtmemişti yorganını. “Üşümez misin nine? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene!” diye arabanın ütünü işaret ettim. O, bu sözü garip karşıladı. Mukaddes bir şeye yönelir gibi kağnıya doğru koştu ve “Kar sepeliyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım. Fişeklerin üstüne örttüm yorganı
Varsın çocuk ıslansın. Silah bize asker kadar lazım. Bozulmasın fişekler. Yanmam çocuk ölsede.
Ülkenin geleceği konusunda eli taşın altına koyarak bir şeyler yapmak isteyen kadınlar, her seçim bölgesinde bir “kadın aday belirleme komisyonu” kurmalı. Kendileri aday olmak istemeseler bile bu komisyonda yer almalı. Komisyonlar bölgelerinin başkan adayını belirlemeli. Komisyona yer alan kadınlar seçim çalışmaları sırasında ve sonrasında başkana yardımcı olmalılar…
“Cumhuriyet’in …… yüksek seciyeli muhafızlarını” ve “yurdu ve milleti özünden çok seven nesillerini” yetiştirme sorumluluğunu üstlenmiş ve bu seçimde kadın adaylara destek olmayı TAAHHÜT etmiş bulunan Bilinç Üniversitesi, seçimlerden sonra, sözü edilen sorumluluğu kadınlarla paylaşmayı düşünmektedir…
Erkekler; kadın başkanlarla ilgili nöbet devri olarak düşündüğümüz devrim niteliğindeki bu girişimi engellememeli, bir dönem için de olsa kadın adaylara oy vermeli, bu centilmenliği göstermeli; hakim, avukat, vali, kaymakam asker, polis, doktor olabilen kadınlara destek olmalılar…
“Ağlarsa anam ağlar” diyen erkekler; herbirinizi 9 ay karınlarında, 19 ay kucaklarında taşıyan, doğurduktan sonra her türlü kahırlarınızı çeken, “insan sevgisi”ni böylece kanıtlayan kadınların bu özelliğini oylarını kullanırken hatırlamalılar.
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi /Turgutreis BODRUM

14 Ocak 2009 Çarşamba

SEVGİ, SİYASET VE KENDİNİ TANIMAK…
(Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/Say. 13-14)
KENDİNİ BİLME YOLUNDA ÇALIŞMAK
“Kendini Bilme” çalışması, varlığımız yeryüzünde bulunduğu müddetçe, son nefesimize kadar sürecek bir çalışmadır. Kendini bilme çalışmasında her attığımız adım bir öncekini aşacağı için, başarınızın da sınırı yoktur. Yani her seferinde daha başarılı olabilirsiniz. “Bu işte başarılı oldum, bu işi başardım, üstesinden geldim,” diyerek diplomanızı alabileceğiniz bir çalışma değildir bu.
Kendini bilme çalışmasının, nefsine hakim olma yani ağırlıklardan kurtulma çalışması olduğunu hatırdan hiç çıkartmamak lazımdır. Çok değişik kişiliklere sahip olduğumuzu ve bu kişilikler arasından kendimize ait hakiki kişiliğimizi; ne toplumdan ne insanlardan, ne de herhangi başkan bir şeyden korkmadan, çekinmeden, yaratmamız ve yaşamamız gerektiğini unutmamak gerekir. İnsanın sık sık kendini hatırlama süreci içersinde bulunması, bu çalışma için çok faydalıdır. Bu, eşkoşmanın olmaması demektir. Yaşam içersinde bizler kendimizi kapıp koyuveririz, olayların içersinde kaybolur, onlarmış gibi oluruz, eşkoşarız. Dolayısıyla bu, kendimizi hatırlamamıza ve kendimizi bilmemize de engel olur. Birtakım yalanlar arasında kalırız, savunma mekanizmaları kullanırız, teviller yaparız. Oysa bu tevilleri kullanmamak gerekir. Gerçekleri konuşmayı da, konuşturmayı da öğrenmemiz gerekir.
Bizler kendimize ister istemez yalan söyleriz, kedimizi aldatan birtakım yalanlar içinde kalırız. Sonra yanlış imajinasyonlar kullanırız. Yanlış tahayyüller içersinde kalırız. Bütün bunları kontrol altına almak gerekmektedir.
Tabii bunlar hemen kontrol altın alınacak şeyler değiller, uzun uzun çalışılması gerekir. İnsanın kendi varlığı üzerinde samimi ve ciddi bir şekilde bir atölye kurması lazımdır. Orada marangozluk, ciltçilik, tornacılık öğrenir gibi atölye çalışması yapmak zorundadır. Atölye çalışması yapmak pratik demektir. Atölye çalışması yapmadan menfi (negatif) duygularınızı ortadan kaldırmanız mümkün müdür? “ Efendim ben insanları severim, insanlar birbirini sevsin” şeklindeki düşünceler insanların kendilerini kandırmalarından başka bir şey değildir. Bunu söyleyenlerin hiçbiri aslında insanları sevmemekte, kendinden başkasını sevmemektedir. Bu tür örneklere TV’de rastlıyoruz; bazı sunucularımız sürekli olarak, “Biz insanları çok seviyoruz, sizleri çok seviyorum” gibi hayranlık ifade eden sözler kullanıyorlar. Bunlar değişik yalancı yüzler takınılarak yapılan işlerdir. Biraz ters laf söyleyin, bakın arkasından neler çıkıyor. Misallerini görüyoruz zaten. Demek ki bunlar, insanların kendilerini kandırmalarıdır, yanlış tahayyülleridir.
Gerçek samimiyet ancak tatbikatla olur, atölye çalışmasıyla olur. Gerçek sevgi de, sevmek de bir atölye çalışması gerektirir. Tıpkı tahta üzerinde oyma işleri yapan birisinin büyük incelikle o oymaları teker teker meydana getirişi gibi, en küçük bir fikir üzerinde bile hassasiyetle durmak gerekir. Atölye çalışması budur. Menfi duygulardan başka türlü kurtulunamaz. “Ben insanları seviyorum” Hayır sen insanları sevmiyorsun! Bunu söylemek de zaten aslında insanları sevmediğinin bir ifadesidir. Sık sık bunu söyleyen insanlar, insanları sevmediklerini saklamak için bunu söylerler. İnsanları seven bir kişi bunu söylemez, bunu hareketleriyle ortaya koyar, yaptığı işlerle ortaya çıkar. Dürüst hareket eder, vicdanlı hareket eder, vazifesini yerine getirir. Düşeni kaldırır, “Benim sınıfım, senin sınıfın “ şeklinde düşünmez.
Birçok yüksek İslam tarikatında nefis terbiyesinin hedefleyen bu tür ekol çalışmalarına ait çok güzel bilgiler, çok güzel örnekler ve egzersizler verilmiştir. Bu egzersizleri daha modernize edilmiş şekliyle uygulamak da mümkündür. İmajinasyonumuza, tahayyülümüze, hareketlerimize sahip olmamız, yalan şeyler düşünmememiz, gündüz düşleri görmemiz gerekir. Yaratıcı imajinasyon başka şeydir, yalan yanlış tahayyül başka şeydir. Yaratıcı imajinasyon çok güzel bir şeydir fakat yanlış tahayyüller, şaşırtıcı tahayyüller, insanın yalan söylemesini fiiliyata kadar getirebilecek hususlardır. Bu konuda size İnsanın Gerçeği Kendini bilmek(*) isimli kitabımızı tavsiye ederim. Bu kitap çok temel bilgiler içeren ve bu devrin insanlığının realitesine uygun olarak hazırlanmış güzel bir rehber kitaptır.

(*) “İnsanın gerçeği- kendini bilmek, P.D. Ouspensky, Ruh ve Madde Yayınları, 1997.
(Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/Say. 184)
HEDEF İDRAK KAPASİTESİNE BAĞLIDIR
“Kendini bilmek” huyunuzu suyunuzu, nasıl bir insan olduğunuzu öğrenmek manasında değildir. Bu ifade “varlığınız hakkında öz bilgilere sahip olmak” anlamına gelmektedir. Yani kendimize,”Ben kimim? Neyim? Ne yapıyorum? Bütün bu çalışmalarımın sebebi nedir? Bu uğraşmaların, didişmelerin sebebi nedir? Hedefim nedir? Yeryüzünde niçin yaşıyorum?” gibi sorular sormalı ve mümkün olduğunca bu bilgileri elde etmeye çalışmalıyız. Ancak bu şekilde, hayatın önümüze çıkarttığı çatal yollardan hangisine gitmemiz gerektiği konusunda daha isabetli kararlar verebiliriz.
(Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/Say. 185)
KENDİNİ GÖZLEMEK VE HATIRLAMAK
“Kendini gözlemek” ve “kendini hatırlamak” denilen kavramlar “Kendini Bilme” çalışmalarında çok önemli bir yer tutarlar. Bu ikisi birbirlerini destekler mahiyettedirler.
(Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/say. 222)
Her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. O vicdan sesi sonunda büyük bir halkın vicdan sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz. Dolayısıyla, kelebek kanadı şeklinde bile olsa, vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar” ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl sıkıntımız buradadır.
(Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/Say. 292)
Demek ki, “Kendini Bilme”nin birinci basamağı, “Ben uyumakta olan bir insanım” demektir. Bunu kabul etmek, “Ben çoğu kez uyuyorum, yaptığım işin farkında bile değilim. Bu işin nereden gelip nereye gideceğinin, oluşumunda kaç yönde etki olduğunun farkında bile değilim,” demek lazımdır. Çünkü insan gerçekten de kendisinin, söylediğinin, baktığının, işittiğinin farkında değildir. Kendini neye konsantre etmişse sadece onu görür. Görmek istediğini görür, işitmek istediğini işitir, dinlemek istediğini dinler; hangisi işine gelirse. Bunun dışındaki şeyler onun için yoktur. Demek ki kendini bilmenin ilk şartı, uyumakta olduğunu fark etmektir ki bu da çok büyük bir şeydir. Peki, uyumakta olduğumuzu nasıl anlarız? Bu öyle kolay bir mesele değildir; yavaş yavaş adım adım gitmek gerekir.
Sadece kendisine karşı sorumluluk hisseden, kendisine karşı bir görev duygusu içersinde olan insanın, başkalarına karşı görevi olmaz ki! Onu da bırakın, insan kendisine karşı sorumlu olduğunun bile farkında değildir. Çünkü eğer kendisine karşı gerçekten şuurlu bir egoizma ile yaşasa, kesinlikle başkasına zarar vermez. Çünkü bilir ki, başkasına verdiği her zarar dönüp dolaşıp kendisine gelecektir. Yere attığı her çöp sonunda kendi yolunun pislenmesine sebep olacaktır. Ama egoistik bir insan çöpten kurtulmak için onu sokağa atıverir ve o an için çöpten kurtulur. Ama şuurlu bir egoist bunu yapmaz.
DERLEYEN:
Galip BARAN
Turgutreis’in, yurdunu ve milletini özünden (kendisinden) çok seven ve bu yazıyı baştan sona kadar okuyabilene hayran delisi.
"Yolsuzlukla Mücadele
Vatan Savunmasının Gereğidir"
(Mustafa Köse 'M.K.' ve Galip Baran 'G.B' sohbeti)
M.K.: YOLSUZLUKLA MÜCADELE VATAN SAVUNMASI'NIN GEREĞİDİR .. BÜTÜN MİLLİ KURULUŞLARA, ULUSAL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA SESLENİYORUM..
G.B. : Seslenmenin hiç faydası olmuyor sayın Köse. Başbakan, “Medeniyetler Arası İttifak Toplantıları" ndan fırsat buldukça, ulusa sesleniyor. Hem de TRT’den...

Biz de seslendik. Başbakanınki gibi değil, kişisel olanaklarımızla…
M.K. :YOLSUZLUKLARIN ÜSTLERİNİN ÖRTÜLMESİNE SESSİZ KALMAYALIM .. YANYANA GELELİM, İLLERDE, İLÇELERDE DEMOKRATİK MÜCADELE İÇİN ORTAK EYLEM KARARLARI ALALIM. İMZA KAMPANYALARI, TOPLANTILAR, MİTİNGLER DÜZENLİYELEİM. YETİMİN, YOKSULUN HAKKINI YİYENLER, DEVLETİ SOYANLAR HESAP VERSİN, YOLSUZLUKLA MÜCADELE İÇİN GEREKLİ KANUNLARIN BİR AN EVVEL ÇIKMASINI, BAĞIMSIZ VE YETKİLİ YOLSUZLUKLA MÜCADELE BİRİMLERİNİN OLUŞTURULMASINI, HEP BİRLİKTE MECLİS VE HÜKÜMETTEN TALEP EDELİM, MİLLETİMİZİ BİLİNÇLENDİRİP, HAREKETE GEÇİRELİM .
G.B. : “Çevremizi temiz tutalım”, trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrılarını hatırlayalım ve “Lim”, “lım” ekleriyle sona eren cümlelerle yapılan seslenişlerin bir yere varılamadığını anlayalım artık, lütfen…
Milleti “bilinçlendirmek”ten söz ediyorsunuz. Bilinç sözcüğünü, herkes gibi, siz de yanlış kullanıyorsunuz. Bu sözcük fiil olarak kullanıldığında nesne alamayacağını, diğer deyişle, hiç kimsenin bir başkasını bilinçlendiremeyeceğini, sadece bilgilendirebileceğini siz de bilmiyorsunuz.
Yolsuzlukla mücadele için gerekli kanunların bir an evvel çıkmasını, bağımsız ve yetkili mücadele birimlerinin oluşturulmasını, hep birlikte Meclis ve Hükümetten talep etmeyi öneriyorsunuz.
Keşke talep etmek bir işe yarasaydı.

Bağımsız ve yetkili mücadele birimleri oluşturulabilseydi.
Hem sonra, bu konuda gerekli kanunların olmadığını mı sanıyorsunuz.

En çok kanun yapan, Anakanun (Anayasa) değiştiren ülke olduğumuzun farkında olmanız, dolayısıyla kanunun çözüm olmadığını da düşünebilmeniz lazım, efendim.
Aşağıdaki diyalog bu konuda size yardımcı olabilir .
* Ne var ne yok? Yasa çok bilinç yok !
* Yasa neden çok? Bilinç yok da ondan! “Çevre bilinci”miz olsa Çevre Yasası’na; “trafik bilinci”miz olsa Trafik Yasası’na; “vergi bilinci”miz olsa Vergi Yasası’na gerek kalmazdı?
* Peki, bilinç neden yok? Yasa çok da ondan. Yasayı herkes biliyor ama görüyorsunuz bilmek yetmiyor. Bilmek bizi bilinçlendiremiyor…
Sayın Köse, Samsun'dan yazıyorsunuz. Atatürk bu Cumhuriyeti, Samsun’dan başlattığı Kurtuluş Savaşı ile kurdu. O’nun kurduğu Cumhuriyet’e sahip çıkabilmek, ilelebet payidar kılabilmek için bilinç kavramını iyice öğrenmemiz, bunun için ise, ”yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni içselleştirmemiz gerekiyor…
İnanmak zor gelebilir ama biz birkaç kişi bunu başardık…
Okullarımız ve üniversitelerimizde verilen eğitim, kişisel çıkarlarımız için çok şey ifade etse de, sıra sözü edilen ilkeyi içselleştirmeye gelince faydası olmuyor...
Olsaydı… Bu kadar çok üniversitemizle, üniversite mezunu devlet ve iş adamımızla, akademisyenimizle neler yapmazdık ki?
“Muasır Medeniyet”i çoktan aşardık. AB’yi, ABD’yi çoktan sollardık. İMF Kapısında kuyrukta beklemezdik. Bu zilleti çekmezdik, inan.
Sayın Köse, bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz :
www.turkcelil.com sitesindeki yazılarımızı, özellikle de “yolsuzlukları önlemek atla deve değil” başlıklı yazımızı gözden geçirebilirsiniz.
Saygılarımla.

Galip BARAN
Bilinçolog /yasa bağımlısı/ Turgutreis’in yurdunu ve milletini özünden çok seven delisi. Bilinç Üniversitesi (*) Turgutreis-BODRUM
TEL: (0252) 382 34 77 ; (0535) 844 84 76
E-mail:
galipbaran@ttmail.com ; galipbaran@hotmail.com
WEB: www.turkcelil.com; www.internethaber.eu; www.galipbaran.blogspot.com;
www. bilinc-universitesi.blogspot. com, 48960 Turgutreis/BODRUM
(*) : Bilinç Üniversitesi;
(a) Bilinç kavramını, özellikle de “toplumsal sorumluluk bilinci”ni hayata geçirmek,
(b) “Cumhuriyet’in yüksek seciyeli muhafızları”nın ve “yurdu ve milleti özünden çok seven nesilleri”nin yetiştirilmesinde devlete, yardımcı olmak için kurulmuştur.

13 Ocak 2009 Salı

Sayın "ykn" , (İNFOSOLBİRLİK@yahoogroups.fr)
Şunu biliniz ki, "COLLAPSE" (ÇÖKÜŞ) değil, tam aksine, "REVİVAL" yani bir "DİRİLİŞ" var Mustafa Kemal'in Türkiyesinde... "Muasır Medeniyet"i sollayacak bir "SİLKİNİŞ" yani, Mustafa Kemal'in Türkiyesi "Bilinç Çağı"nı İDRAK etmiştir, 12. 01. 2009 itibariyle...
"Ozon tabakası, sera etkisi, buzullar, yağmur ormanları ve iklim değişikliği gibi sorunlardan 'Bilgi Çağı' sorumludur" dersem, "hayır" demeyeceğinizi umuyorum...
Bu açıklamalar, yıllardır devam eden, "okul dışı eğitim" çalışmalarında edinilen "tecrübi bilgi" ile inşa edilmiş Bilinç Üniversitesi tarafından yapılmaktadır...
Bilinç Üniversitesi; "kitabi-nakli bilgi" ile inşa edilmiş olan Bilgi Üniversiteleri'nin bu açıklamalara kulak vereceklerini ummak istiyor...
" Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır" diyen Atatürk'ün Türkiyesi "Bilgi Çağı"nda kaybettiği yüzyılları "Bilinç Çağı"nda yapacağı SIÇRAMA ile kapattıktan başka, kaybetiği kadar da fark atacaktır, Muasır Medeniyet'e sayın ykn hotmail !
"Bilinç Çağı" dünyayı, hepimizi, kucaklayacak" Yurtta Barış Dünyada Barış"ı, da gerçekleştirecek bir mekanizmadır, efendim...
GaliP BARAN
----- Original Message ----- From: ykn_hotmal
Sent: Saturday, January 10, 2009 1:16 PM
Subject: HABER AJANSI THE TRIAL OF MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

THE COLLAPSE OF TURKEY (I)
Sivas, Turkey, 1919
THE TRIAL OF MUSTAFA KEMAL ATATÜRKPart ıDEEP BACKGROUND“No, no!” said the Queen. “Sentence first—verdict afterwards.”Alice’s Adventures in WonderlandLewis Carroll
In the name of democracy, social justice, and legal egalitarianism, a purge of hundreds of secular opponents of Turkey’s religious-rooted, ruling party, the AK party, is taking place in plain sight. It’s a witch hunt called “Ergenekon,” and it's made in the USA. This travesty is worthy of comparison to other America-backed human and political rights fiascos like the juntas in Brazil (1964), Uruguay (1973), and Argentina (1976), not to mention the glorious Pinochet years in Chile, begun so ironically on September 11, 1973.(1) In terms of purges and cultural cleansings, the Spanish Inquisition also comes to mind—for once, America has “clean hands.” An inquisition Dostoevsky-style is a better comparison. As you remember in The Brothers Karamazov, Jesus returns to earth and is arrested by the religious Grand Inquisitor for misjudging human nature and giving the people too much freedom.
Tomorrow I shall find you guilty and burn you at the stake as the most wicked of heretics, and those same people who today kissed your feet will tomorrow at one wave of my hand rush to rake up the embers on your bonfire. (2)
Think Atatürk in the dock, Atatürk, the founder of modern Turkey, the accused, Mustafa Kemal Atatürk.
Beyond the looking glass in the Republic of Turkey, almost a hundred suspects have been swept up in raids, predawn and otherwise, to be held without benefit of provisions of habeas corpus. Some were held without charges for upwards of 18 months. Some died in prison, uncharged. A few were released. Ripe with the odor of a fishing expedition—documents confiscated, computers impounded and subject to being loaded with false evidence—the so-called investigation marches on, a legally blind beast of terror. So-called evidence is leaked to the public by the religious, pro-government press. Human rights? The rule of law? Not in Wonderland Turkey. Not through Turkey’s looking-glass.But at last, in the summer of 2008, charges finally were proferred. The indictment runs a back- and mind-bending 2500 pages, with an additional 150,000 pages in 450 dossiers. As the saying goes, everything is in there but the kitchen sink. It’s a hodge-podge of documents—transcriptions of wire-tapped telephone conversation, secret witness depositions, and dubious linkages to even more dubious so-called evidence. But now, at last, a trial of sorts is in process, IN THE JAIL! The prejudical nature of this venue alone would seem enough to have the whole mess tossed in the Bosphorous, even by a semicomatose judge. But not in Wonderland Turkey. In Wonderland Turkey, as in Macbeth, fair is foul and foul is fair. And the ruling party controls a large segment of the judiciary system, a system in tatters regarding democratic objectivity and legal propriety.Which brings us to Silivri Prison (Silivri Cesaevi), a vast penology factory, a gulag worthy of all the words Solzhenitsyn ever wrote on the subject. From the air it’s reminiscent of the aerial reconnaissance photographs of Auschwitz.(3) The general area called Silivri, about 40 miles west of Istanbul, is prime agricultural and pasture land and was once famous for its yogurt. Unfortunately, like many other things Turkish, mismanagement ruined the brand. Now, the nation itself is ripe for ruination.The prison, brand new and capacious—the largest in Europe—has room to incarcerate 11,000 prisoners. The freshman class of Ergenekon suspects numbering a hundred or so is small potatoes indeed. To prepare such a huge facility the ruling party must have big plans, with room for 10,900 more “suspects.” The scheme functions very well for the ruling party. To distract attention from whatever ruling party transgression happens to be raging—lawsuits, corruption scandals, economic crises—a roundup is ordered of the usual suspects, all followers of the principles of Atatürk. Writers, journalists, university presidents, labor union leaders, lawyers, retired army officers are all fair game. Some are in their eighties and represent a deep heritage seeded by the golden years of Mustafa Kemal’s “enlightenment” revolution. Those now jailed are the intellectual essence of the legacy of Atatürk, the “Turkish youth of future generations” to whom Kemal literally, in speech, and writing, entrusted the safety and protection of the secular Republic of Turkey, a republic whose very existence is in dire jeopardy .The ruling party uses the Ergenekon scam for two reasons. First, “creative subversive talent,” both inside and outside Turkey, has been marshalled to bring to fruition the crackpot project of the Bush administration to make Turkey a “moderate Islamic state.” And the ruling party is an obedient creature of America. Second, the ruling party has particularly messy linen. When it gets hung out to dry, a smoke screen is needed. Enter Ergenekon, the monster of Turkey.Consider, for example,the trial in early 2008 where the AKP was found guilty by the Constitution Court of being the focus of anti-secular activity in Turkey. Round-up! Consider the Deniz Feneri scam, the draining of millions of euros from a so-called charitable foundation. Indeed 41 million euros of contributions from pious Turks in Germany were stolen, 17 million of which was hauled to Turkey. Some of the loot was reportedly given to a media company friendly to the ruling party—the prime minister’s son-in-law being one of the operators. According to the German prosecutor, the money importation reached high levels of the current government—no names given, of course. The prime minister, perhaps protesting a bit too much, handled the news by ordering a boycott on the newspapers in Turkey that dared print the story. Zahid Akman, a party insider and manager of the Turkish government’s television and radio system (RTÜK), was fingered by the court as the bagman. The Turkish legal authorities have yet to act, waiting patiently for the German court’s dossier to arrive. Akman remains diligently at his post, protecting public morality by resolutely blurring offending scenes of cigarette smoking and alcohol consumption.Beyond the looking glass in the Republic of Turkey there is a Constitution prevailing that the religious-rooted ruling party cannot abide. The first line is enough to make the pious party membership seethe. It states that the essence of the nation is,
in line with the concept of nationalism and the reforms and principles introduced by the founder of the Republic of Turkey, Atatürk, the immortalleader and the unrivalled hero, this Constitution, […] affirms the existence of the Turkish nation and motherland and the indivisible unity of the Turkish state.(4)
There’s that name—Atatürk—military hero, anti-imperialist, political and social reformer, an intellectual (his personal library was enormous) (5), and scrupulously honest. No wonder he’s despised by Turkey’s ruling party, whose primary reading fare is the holy book and whose primary social initiative is the veiling and diminishment of women. Contrast this with Atatürk who gave Turkish women full voting rights in 1934, well before France (’44), Italy (’45), Greece (’52), Belgium (’60), and Switzerland (’71). The government’s Atatürk-phobia runs deep, and is no longer under cover.Sadly, little is known about Atatürk in the west. The New York Times propagandist, Sabrina Tavernise, dismisses him as a “former army general” (6). Earlier in the year she had echoed the ruling party’s anti-Atatürk line and criticized him for “imposing a radical secular reform on a poor devout country.” (7) Short shrift for the man who founded the most profound, sweeping western revolution in the 20th century. Tavernise trotted out this same disparaging theme in another pro-government article six months later. Therein she quoted Dengir Firat, then vice chairman of the AK party, who said that Atatürk had “traumatized” the people. “Overnight they were told to change their dress, their language. Their religious ways were dismantled.”(8) Firat’s allegations are nonsense, as Tavernise could have readily determined with a little reading of history. Firat, a slick man with a built-in sneer, sports a diamond pinky ring along with a gold wristwatch the size of a pomegranate. He, like his party, is on a mission to destroy the concept of Atatürk. Unfortunately for him, he was caught up in the aforementioned Deniz Feneri embezzlement, coupled with allegations of drug racketeering. It proved too much, even for Prime Minister Erdoğan who sacked him from his job as deputy head of the party. But not from the party. Firat remains happily sitting in parliament, enjoying immunity from prosecution, as do all parliamentary deputies in Turkey.Other politicians, in other climes, might have been pressured by their constituency to resign. Or have resigned as a matter of conscience, or from a sense of personal honor. Not in Turkey. Not any more. Not since the death of Mustafa Kemal Atatürk, the accused now in the dock.
End of Part I(To be continued)Next episode: The Arraignment
Cem Ryan, Ph.D.Istanbul, Turkey8 January 2009
http://forreasonsunknown-cem.blogspot.com/
(1) For details on these and numerous other America-induced political and social catastrophes read Naomi Klein’s The Shock Doctrine, Penguin Books, New York, 2007.
(2) Dostoyevsky, Fyodor. The Brothers Karamazov, Penguin Classics, New York, 1993, page 287.
(3) http://www.nizkor.org/hweb/camps/auschwitz/aerials.html
(4) Excerpt from Constitution in Turkish: “Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda”The Constitution of the Republic of Turkey (English): http://www.hri.org/docs/turkey/The Constitution of the Republic of Turkey (Turkish): http://www.byegm.gov.tr/mevzuat/anayasa/anayasa-tr.htm
(5) “The library at Atatürk’s Mausoleum contained 3114 different publications which he had read. Atatük had underlined passages and scribbled notes on a number of pages he had found particularly interesting. Of those publications I studied 278 of the books dealt with the history of various civilizations.” Tufekçi, Gürbüz D. Universality of Atatürk’s Philosophy, Turkish Ministry of Foreign Affairs, 1981, page 9.
(6) New York Times, 13 Oct 2008 http://www.nytimes.com/2008/10/14/world/europe/14turkey.html?scp=4&sq=ataturk,
(7) New York Times, 16 Jan 2008http://query.nytimes.com/gst/fullpage.html?res=9C07EED9163BF935A25752C0A96E9C8B63&sec=&spon=&&scp=9&sq=ataturk,
(8) New York Times, 22 Jun 2008http://www.nytimes.com/2008/06/22/world/europe/22turkey.html?scp=2&sq=bitter

5 Ocak 2009 Pazartesi

Sözde "BİLGİ ÇAĞI" felaketi ve GAZZE icraatına ilişkin fotoğraflar...
BENİM BİR SORUM VAR: BUNCA BİLGİ ÜNİVERSİTESİ VE BUNCA BİLGİLİ YAHUDİ BİLİM ADAMININ VARLIĞINA KARŞIN DÜNYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SORUNUNU ÖNLEYEMEDİ. BEN ŞİMDİ TUTSAM, ÇÖZÜM BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ DESEM NE DERSİNİZ?
Galip Baran
----- Original Message -----
From: yaman ahmet cangýz, To: 123@456.com
Sent: Saturday, January 03, 2009 4:57 PM
Subject: Pakistanlı Bir Bilim Adamının Yazısı
.ExternalClass .EC_hmmessage P{padding:0px;}
.ExternalClass body.EC_hmmessage {font-size:10pt;font-family:Verdana;}
PAKİSTANLI BİR BİLİM İNSANININ YAZISI ...
Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney Amerika'da yedi milyon, Asya'da beş milyon, Avrupa'da iki milyon ve Afrika'da 100,000 kişi. Tek bir Yahudi'ye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler. Nedenini hiç merak ettiniz mi?
Tüm zamanların en etkin bilim adamı ve Time dergisi tarafından 'Yüzyıl'ın Adamı' seçilen Albert Einstein bir Yahudi'ydi. Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudi'ydi. Karl Marx, Paul Samuelson ve Milton Friedman da öyle. İşte size ürettikleriyle tüm insanlığa zenginlik katmış olan Yahudilerden bazıları:
Ø Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini verdi.
Ø Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.
Ø Albert Sabin çocuk felci aşısını daha da geliştirdi.
Ø Gertrude Elion lösemiye karşı ilacı verdi.
Ø Baruch Blumberg Hepatit B aşısını geliştirdi.
Ø Paul Ehrlich frengiye karşı bir tedavi buldu.
Ø Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili çalışmalarıyla Nobel ödülü kazandı.
Ø Bernard Katz nöromüsküler iletişim (kas-sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı.
Ø Andrew Schally endokrinoloji (metabolik sistem rahatsızlıkları, diabet, hipertiroid) Aaaron Beck Cognitive Terapi (akli bozuklukları depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemi) geliştirdi.
Ø Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.
Ø Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.
Ø Stanley Cohen embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı.
Ø Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yarattı.
Müslümanlar da dahil tüm hastalar Yahudilerin; bu buluşlarından yararlanıyor, sağlığına kavuşuyor.
Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını, Benno Strauss paslanmaz çeliği, Isador Kisse sesli filmleri,Emile Berliner telefon mikrofonunu ve Charles Ginsburg videotape kayıt makinesini geliştirdi. Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti. Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi. Son 105 yılda 14 milyon Yahudi bilim dalında 100 ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel kazandı. Neden Yahudiler bu kadar güçlü ?
Yahudi inancına bağlı ünlü yatırımcılar; Ralph Lauren (Polo), Levi Strauss (Levi's Jeans), Howard Schultz (Starbuck's), SergeiBrin (Google), Michael Dell (Dell Bilgisayar), Larry Ellison (Oracle), Donna Karan (DKNY), Irv Robbins ( Baskins & Robbins ) ve Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts ).
Yale Üniversitesi'nin Başkanı Richard Levin bir Yahudidir.
Harrison Ford, George Burns, Tony Curtis, Charles Bronson, Sandra Bullock, Billy Crystal, Woody Allen, Paul Newman, Peter Sellers, Dustin Hoffman, Michael Douglas, Goldie Hawn, Cary Grant, William Shatner, Jerry Lewis ve Peter Falk'ın da Yahudi olduklarını biliyor muydunuz ?
Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler: Steven Spielberg, Mel Brooks, Oliver Stone, Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210), Neil Simon (The Odd Couple), Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3), Michael Mann (Starzky and Hutch), Milos Forman (One FlewOver The Cuckoo's Nest, Amadeus), Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat), Ivan Reitman (Ghostbusters), Kohen Kardeşler,William Wyler. William James Sidis, 250-300 lük I.Q. derecesiyle dünyanın gördüğü en parlak insandır. Bilin bakalım hangi dine mensuptur?
Soru: Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür? Cevap: Eğitim (Sorgulayıcı, Araştırıcı, Yaratıcı) Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür? Cevap: Yanlış Eğitim veya Sıfır Eğitim (Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci)
Gezegenimizde yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır. Asya'da 1 milyar, 400 milyon Afrika'da, 44 milyon Avrupa'da, ve 6milyon Amerika kıtasında. Toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri Müslümandır. Her bir Hindu'ya iki Müslüman düşmektedir, her bir Budist'e karşılık iki Müslüman vardır ve her bir Yahudi'ye karşılık 100 adet Müslüman bulunmaktadır.
Müslümanların bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz olduklarını hiç merak ettiniz mi? Nedeni şudur; İslam Konferansı Örgütü'nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde 500 adet üniversite bulunmaktadır. Üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Sadece ABD'de 5.758 üniversite vardır. 2004 yılında Shanghai Jiao Tong Üniversitesi' Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi' hazırlamış ve ilginçtir ki Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500 e giren üniversite yoktur. UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı neredeyse % 90 ve bunlardan 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oranı % 100 dür. Müslüman dünyasında buna çok zıt bir durum olarak bir ülkenin okuma-yazma oranı yaklaşık % 40 olup, % 100 okur-yazar oranına sahip bir Müslüman ülke yoktur.
Hıristiyan dünyasındaki 'okur-yazar' ın% 98'i ilkokulu bitirmişken, Müslüman dünyasında bu oran % 50dir. Hıristiyan dünyadaki okur-yazarların % 40'ı üniversite mezunudur ve bu oran Müslüman dünyasında %2'yi geçememektedir.
Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı 230 olup her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon kişidir. ABD her 1 milyon Amerikalıya karşılık yaklaşık 4000 bilim adamına, Japonya 5000 bilim adamına sahiptir. Tüm Arap dünyasındaki tam-zamanlı çalışan araştırmacı sayısı 35.000 kişidir ve her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir. (Bu sayı Hıristiyan dünyasında bir milyon kişiye 1000 teknisyendir.) Ek olarak İslam dünyası gayrı safi milli hasılasının yalnızca % 0.2 sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırmaktayken Hıristiyan dünyası % 5 oranında araştırma-geliştirme fonu ayırmaktadır.
Sonuç:İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.
1000 kişiye düşen günlük gazete sayısı ve bir milyon kişiye düşen kitap çeşidi bilginin toplum içine yayılıp yayılmadığının iki önemli göstergesidir. Pakistan'da 1000 kişiye 23 günlük gazete düşerken bu sayı Singapur'da 360 dır. İngiltere'de her 1000 stand için 2000 çeşit kitap bulunurken, Mısır'da kitap eşidi 20 dir.
Sonuç: İslam dünyası bilgi yayılmasını gerçekleştirmekte başarısızdır.
Bilgi uygulamasının önemli göstergelerinden biri ileri teknoloji ihracatının toplam ihracat içindeki oranıdır. Pakistan'ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran % 1, Suudi Arabistanın % 0.3, Kuveyt, Fas, ve Cezayirin aynı şekilde % 0.3tür. Singapur'da bu oran % 58 'dir.
Sonuç: İslam Dünyası bilgi uygulamasını gerçekleştirememektedir.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgi üretmiyoruz.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi yayamıyoruz.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi uygulamıyoruz.
Ve gelecek bilgi-temelli toplumlara aittir.
İlginçtir, OIC üyesi 57 ülkenin gayrı safi milli hasılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. ABD, tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte, Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır.) Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar hep birlikte 500 milyar dolarlık mal ve hizmet üretmektedirler ve bunların çoğu petroldür. Mal ve hizmet üretimi İspanya'da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık mal ve hizmet üretim gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır. İslam Dünyasının gayrı safi milli hasılasının tüm dünya gayrı safi milli hasılası içindeki oranı hızla azalmaktadır.
O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? Cevap: Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek kaliteli eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek akılcı olmayan, din eksenli ve çağdışı eğitim.

Dr.Faruk Saleem
Yazar, İslamabad