12 Mart 2009 Perşembe

ERTELEME
VE
EYLEM…
* 11 Mart günü yapılan açıklamayla 12 Mart günü Bodrum Garajaltı Kavşağında yapılacağı duyurulan “çam sakızı dağıtma” çalışması ( -Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi-ni uygulaması) yağış nedeniyle ertelenmiştir.
Yağışın görülmediği bir gün başlatılacak olan bu çalışma, Bodrum halkının dikkatini çekecek kadar uzun bir süre uygulanacaktır.
* Yine 11 Mart günü yapılan açıklamada yer alan (topluma önerilen) siyasi partilerin propaganda gürültüsünü kulak tıkayarak protesto etme eylemi Turgutreis’te başlatılmıştır.
Galip Baran;
Rektör, eş deyişle: Baş-amele, Bilinç Üniversitesi, Turgutreis-BODRUM














11 Mart 2009 Çarşamba

ÇAM SAKIZI…
Bugün 12 Mart. Benim doğum günüm.

Hediye falan istemiyorum, beklemiyorum da... Dağıtıyorum.
Yaşamımın son yirmi yılında kazandığım bir “değer”i , “İnsan-ı Kamil” olma konusunda yaptığım çalışmaların bir örneğini, “trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”nin uygulamasını sunuyorum. Hediyem bu.
Çam sakızı çoban armağanı, işte…
Belki bu hediye'mi kabul edersiniz, belki siz de “İnsan-ı Kamil” olmak istersiniz, belki siz de yararlanırsınız diye düşündüm…
Eğer zaten “Kamil”seniz, siz bilirsiniz. Beni izlemeğe ve deli demeğe devam edebilirsiniz. Ama bilin ki, beni üzersiniz. Deli dediğiniz için değil… Öyleyse ???
Her neyse, “seçim” sizin… “İnsan-ı Kamil olmak ya da Olmamak”…
29 Mart seçimlerinden önce böyle bir seçim daha var…
“İnsan-ı Kamil” olursanız neler olur bilir misiniz?.. “Sevgi’nin egemenliği” başlar. Önce “yurdunuzu ve milletinizi”, sonra “dünyayı ve dünyalıları özünüzden çok sevmeyi” öğrenirsiniz… “Sevgi’nin egemenliği” başladığında; açlık, yoksulluk, yolsuzluk, küresel ısınma, susuzluk ve ekolojik denge gibi konular sorun olmaktan çıkar.
İklim değişikliği, savaşlar, sömürü ve şiddet sona erer.
Baskı, zulüm, işkence ve Soykırım tarihin çöplüğüne gider…
İşte, benim doğum günü “hediyem” bu…
Bunun “hediye” olduğu nereden belli?..
Yukarıda sözünü ettiğim çalışmaları yaparken bana neler dediklerine bakın ve siz karar verin: “Keşke herkes senin gibi olsa”, “senin gibi yüz kişi olsa”, “senin gibilerin sayısı çoğalmalı”, “sen bizim için çalışıyorsun”, “sen insanlık için çalışıyorsun” , “Sen ibadet ediyorsun”, “sen bizden 2-3 yy ilerdesin”, “senin hakkın ödenmez”, “her kavşağa bir Galip”… Unutmadan! O çalışmaları yaparken, Sayın Ercüment Yılmaz gibi gözaltına aldıran, “Galip Baran’ı sırtımızda taşımalıyız” diyen Sayın Süleyman Oğuz gibi Emniyet Müdürleri de oldu.
BİLGİNİZ OLSUN!..
Çam sakız'larını 12 Mart Perşembe günü, (yani yarın) Bodrum Garajaltı kavşağında dağıtmağa başlıyorum.
Neden Bodrum Garajaltı Kavşağı?
O kavşak, beni “İnsan-ı Kamil” olmağa yönlendiren çalışmaların başta gelen “teröre son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”ni başlattığım yerdir, de ondan…
“İnsan-ı Kamil” olmayı seçenlere bir başka önerim: 29 Mart seçimleri için propaganda adına yapılan olan “gürültü- kirliliği”ni protesto etmektir.
Nasıl ???
Elbette “Kamil”ce ve efendice…
İnsanların gürültüye maruz kaldıkları yerde hemen; açıkça ve görülecek şekilde ‘kulaklarını tıkamaları’ biçiminde…
SEVGİLİ BODRUM'LULAR’I YARIN GARAJALTI KAVŞAĞINDA DAĞITACAĞIM SAKIZLARI ALMAĞA ÇAĞIRIYORUM. BİLİNE…
Galip Baran; Rektör, eş deyişle: Baş-amele
Bilinç Üniversitesi, Turgutreis-BODRUM
***
BİR YORUM VE KATKI:
Mustafa Nevruz SINACI (Siyaset Bilimci-Hukukçu)
TC ‘karşılıklı sevgi, saygı, anlayış ve barış’ üzerine kurulu bir Halk Devleti’dir. Atatürk’ün, dayatma, despotizm, zorbalık anlamına gelen ‘devrim’ yerine, toplumsal mutabakat’a dayalı ‘İnkılâp’ tanımlamasını tercih nedeni budur. Kanıtı TBMM’de yazılı “egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir” vecizesi olup; Galip Baran’ın doğum gününe rastlayan 12 Mart’ı “sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü ve barış”a vesile bir eyleme dönüştürme çabası "insani boyut ve bilinçli toplum" açısından çok önemli, değerli ve anlamlıdır.Çünkü O, (Galip Baran) darbelerle dayatılan, “Bundan böyle asla, bir Atatürk daha çıkartamayacak (pasif, palyatif, bilinçsiz ve paralize) toplum yaratma” projesinin MAHATMA GANDİsidir, biline..
"BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ" TÜRKİYE
e.MAİL: galipbaran@ttmail.com, WEB: http://bilinc-universitesi.blogspot.com/,
http://www.galipbaran.blogspot.com/, http://www.internethaber.eu/, http://www.turkcelil.com/,

9 Mart 2009 Pazartesi

SEÇENLER VE
SEÇİLENLER…
Bilinç Üniversitesi’nin (B.Ü.) sayın Hilal Doruk’un (H.D.) 8. 03. 2009 günü internette yayınlanan yerel seçimlerle ilgili, “seçenler ve seçilenler” konulu iletisinde yer alan bazı sözleriyle ilgili görüşler aşağıdadır:
H.D. : Fakat UNUTULMAMASI GEREKEN şu ki, "yerel seçimler, parti başkanlarının yarış arenası değil seçilmek isteyen adayların kendilerini tanıtmaları gereken bir platform" olmalıdır.
B.Ü. : Bize göre, parti başkanlarının, seçilmek isteyenlerin ve seçmenlerin UNUTMAMALARI GEREKEN tek şey vardır. O'da şudur: ilkokul günlerimizde her sabah okuduğumuz “ANDIMIZ” da yer alan, ancak, sonra yok sayasıya UNUTTUĞUMUZyurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”dir, bu tek şey...
H.D. : Gelelim başbakanımıza, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olarak, Türkiye topraklarında yaşayan, düşüncesi fikri ne olursa olsun, herkesin başbakanı olmak, bütün vatandaşların çıkarlarını kendi çıkarı gibi benimsemek zorundadır.
B.Ü. : Sayın Doruk, şunu bilin ki; yurdunu ve milletini özünden çok seven bir başbakan yalnız “bütün vatandaşlarını çıkarlarını kendi çıkarı gibi” benimsemekle kalmayacak, bu ülkenin (yurdun) canlı cansız varlıklarının tümünün başbakanı olacak, tümünün hukukunu koruyacaktır. Yurdu ve milleti özünden çok seven bir başbakan bu ülkenin “Muasır Medeniyet”i aşmasını sağlayacaktır. Böyle bir başbakan yetiştirebilen Türkiye dünyaya örnek olacaktır.
Böyle bir başbakan “nerede” ve “nasıl” yetişecek???
Nerede: Vatandaşlarının, her türlü yanlış iş davranış ve haksızlıklardan kaçındıkları, eşdeyişle, kırmızıda durdukları, durmakla kalmayıp geçenleri uyardıkları Türkiye’de.
Nasıl : Bilinç Üniversitesi’ni inşa edenlerin yaklaşık 20 yıldır devam eden okul dışı eğitim çalışmalarında geliştirdikleri “müfredat” uygulanarak.
H.D. : Ama çok fazla düşünmeye gerek de yok aslında, demokrasilerde çare tükenmez, çaresizseniz, çare sizsiniz. Seçim sandıkları da bizim özgür irademizi kullanabildiğimiz en önemli platformdur. En iyi ve en doğru şekilde değerlendirmek gerekir. Hezimete uğramamak için, hayal kırıklığı yaşamamak için, yapılması gereken budur.Yerel seçimlerde de seçilmesi gereken aday, biz seçmenlere, seçecek olanlara ki -BİZ BURADA SEÇİLECEK OLANLARDAN DAHA GÜÇLÜ BİR KONUMDAYIZ-en iyi hizmeti verecek olan, hayatı bizim için kolaylaştıracak olanlardır. Aklın yolu bir, düşünebilmekse bizim insan olduğumuzun en belirgin göstergesidir.
B.Ü. : Sayın Doruk “çare sizsiniz” diyorsunuz… Haklısınız... Sizin deyişinizle, özgür iradelerini kullanması, hezimete uğramaması, hayal kırıklığı yaşamaması gereken, SEÇİLECEK OLANLARDAN DAHA GÜÇLÜ BİR KONUMDA olan seçmenlerdir, çare, gerçekten…
H.D. : Ülke veya yerel yönetimlerde kişisel çıkarlar ve beklentiler unutulmalı, hizmet hak ve halk için yapılmalıdır.
B.Ü. : Sayın Doruk, başta “bütün vatandaşların çıkarlarını kendi çıkarı gibi benimsemekle” diyerek dile getirdiğiniz şartı, burada “Ülke veya yerel yönetimlerde kişisel çıkarlar ve beklentiler” sözüyle yinelediniz.
Tekrar olacak ama bu noktada söylenecek tek şey : Bilinç Üniversitesi’nin geliştirdiği, başbakanlar için öngördüğü, yukarıda sözü edilen “müfredat”ın SEÇİLECEK OLANLARDAN DAHA GÜÇLÜ BİR KONUMDA olan seçmenler için de geçerli olduğu gerçeğidir… Zira, “bütün vatandaşların çıkarlarını kendi çıkarı gibi benimseyecek bir başbakan”, “Bütün vatandaşların çıkarlarını kendi çıkarı gibi benimseyecek bir toplumdan” çıkabilir, ancak.
Bir başka deyişle,“yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni ülke genelinde yaşama geçirmektedir, egemen kılmaktadır, çözüm. Aksini düşünmek ve beklemek, yaşanmakta olan bir türlü önü alınamayan sorunlardan da açıkça görüldüğü üzere, ham hayaldir, bizce…
H.D. : Böyle önemli kararlarda gücümüzü harekete geçirmenin tam zamanıdır. Türkiye Cumhuriyetinin devamının en önemli nedeni bu olmalıdır.
B.Ü. : Bilinç Üniversitesi, “sözünü ettiğiniz gücü harekete geçirme”de ve “Türkiye Cumhuriyetinin devamını sağlama”da her türlü yardımı yapmağa hazırdır.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Rektörü
Mustafa Nevruz SINACI'nın NOT'U:
Halk, doğal olarak 'delege seçimi' veya "resmen kayıtlı parti üyelerinin rey'i" ile "Egemenlik, kayıtsız-şartsız milletindir" emri-umdesi yönünde doğrudan tespit ettiği ADAY'lara (yani kendi belirlediği adaylara) yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde elbette oy vermelidir. Amma !... Ya adayını kendi belirlemedi de parti sahipleri "ATAMA" yapmış iseler ve lişstelerde "halkın adayı yoksa" ne olacak? Yani, bu seçimlerde olduğu gibi !...

26 Şubat 2009 Perşembe

MİLLİ OLMAK
ÇOK KOLAY !...
Değerli hukukçu Emin Değer; ATV’nin Siyaset Meydanı programına katılan çocukların, büyüklere, “Atatürk bu ülkeyi sizlere temiz olarak teslim etti, siz kirlettiniz” diyerek gösterdikleri tepkiyle ilgili yazısında, çocukları dinlerken karamsar duygulardan kurtulduğunu ve geleceğe güven duyduğunu dile getirdi. (25 Ocak 1997; Cumhuriyet)
Çocukların çevre konusundaki duyarlıklarını ve büyüklerine karşı tepkilerini anlıyorsam da, sayın Değer'in iyimserliğini kabul etmekte zorluk çekiyorum.
Çektiğim zorluk, çocuklara güvenmemekten değil, aşağıda da açıklanacağı üzere, onlara, sosyal yaşamda kötü örnek olacağımızdan ve onları kendimize benzeteceğimizden kaynaklanıyor…
Sayın Değer, yazısına, “nerede yanlış yaptığımızı sorgulayalım” diyerek son vermiş.

Ben, yanlışımızı; iyiyi, güzeli ve doğruyu, bu evrensel değerleri ortaya koyma konusundaki yetersizliğimizde görüyorum.
Şöyle ki:
1996 yılında Bodrum’da gerçekleştirilen Yerel HABİTAT Konferansı’nda, çocuklarımız ürettikleri ilginç projeleri açıkladılar.

Bu projeleri yaşama geçirme konusunda TAAHHÜT'de bulundular. Büyüklerinden geri kalmayacaklarını gösterdiler…
Ne var ki, aynı yıl, “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının uygulamasını ülke genelinde yaygınlaştırmak amacıyla Bodrum Garajaltı Kavşağında, bir STK-Devlet İşbirliği Projesi olarak başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışmasında, onlar da büyükleri gibi kural çiğnediler. Bu konuda da büyüklerinden geri kalmadılar…
Bugün 26 Şubat 2009. Aradan 13 yıldan fazla bir zaman geçti. Ankara, İstanbul, İzmir ve Konya gibi büyük kentlerde ve pek çok ilçede yaptığımız çalışmalarda da, büyük, küçük herkesin kural çiğnediklerini gördük. Dahası var:
Bu arada, sözü edilen çalışmalarda geliştirdiğimiz “trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma” projesinin ilk ve orta öğretim okulları müfredat programına uygulama dersi olarak konulması için Milli Eğitim Bakanlığına defalarca başvurduk. Bu başvurulara, projemizin değerlendirileceği yolunda yanıtlar verildi.

Bunca yıllık emeğin ürünü olan bu STK projesinin çöpe atıldığı anlaşılıyor...
“Milli” sözcüğüyle nitelenen bir bakanlık, böylesine sorumsuz davranıyorsa, boş mu vermeli, “nereden inceyse oradan kopsun” deyip, bir köşeye mi çekilmeli? Elbette hayır:
“Milli” sözcüğüyle tanımlanan o bakanlık koltuğunda oturanlar boş verebilirler. Ama bu tür çalışmaları “ölünceye kadar” diyerek TAAHHÜT eden (Her Kavşağa bir Galip/ Sabah Gazetesi-Kadıköy eki/12 Aralık 1997), yurdunu ve milletini özünden çok seven Galip Baran’lar boş veremezler.
Onların “milli” de olmaları gerekiyor…
Galip BARAN
Rektör, Bilinçolog
Bilinç Üniversitesi /Turgutreis-BODRUM

18 Şubat 2009 Çarşamba

HODRİ MEYDAN !...
BAŞBAKAN
Sayın Başbakan,
‘’Herşey Türkiye için’’ demek yetmiyor.
Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kaç yıldır Başbakansın, ama görüyorsun ki hala ‘’yurtta barış’’ olamıyor. Yolsuzlukların sonu gelmiyor.
Ülke düze çıkacağa benzemiyor…
Ben; Bilinç Üniversitesi’nin yurdunu milletini özünden çok seven,’’çalışmanın en yücesi ulus için olanıdır’’ diyen Atatürk’ün açtığı yolda gösterdiği hedefe durmadan yürüyen, varlığını Türk varlığına armağan eden Bilinç Üniversitesi Rektörü Galip Baran, sana ülkeyi düze çıkarma konusunda bir yarışma öneriyorum…
Sana dilediğin kadar ‘’avans’’ da vereceğim bu yarışta, egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen Türk milleti’ne ‘’er’’in mi yoksa ‘’bey’’in mi ’’yaman’’ olduğunu gösterelim diyorum…
Ben, bu yarışta, ‘’yurtta barış’’ın nasıl sağlanabileceğini,’’yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi’nin nasıl içselleştirilebileceğini, yolsuzluklara nasıl son verilebileceğini kanıtlayacağım…

Yanlış anlama. Ben senin siyasetle değil, sadece ve sadece Türkiye’nin düze çıkarılması konusunda rakibinim. Bu konuda, yalnız sana değil, siyasi partilerin tümüne meydan okuyorum…
Sayın Başbakan
‘’Her şey, gerçekten Türkiye için’’se, Türkiye’yi gerçekten düze çıkarmak istiyorsan işte fırsat!
Galip Baran; Rektör
Bilinç Üniversitesi, Turgutreis-BODRUM
***
BUZDOLABI MI?.. BİLİNÇ Mİ ?..
Sevgili Erdoğan,
“Her şey AKP için”se, çok doğru bir iş yapıyorsun. Buzdolabı dağıtmağa devam et!
Ama “her şey”, gerçekten “Türkiye için”se; “bilinç” dağıt,”bilinç”!
Hazinede “bilinç” yoksa, bizde, “Bilinç Üniversitesi”nde çok var! “Alo” demen yeter. “Her şey Türkiye için” olduğuna göre…
Sevgili Baykal, sevgili Bahçeli ve diğer sevgililer sevinmeyin, ekmeğinize yağ sürdüğümüzü düşünmeyin!
Yok aslında Erdoğan’dan farkınız. Devletin hazinesi sizin elinizde olsa siz de aşağı yukarı aynı şeyi yapardınız.
Sizin siyaset kültürünüz de, “tencere dibin kara seninki benden kara” ve “her ne pahasına olursa olsun kazanma ilkeleri” (!) nden kaynaklanıyor…
Sonra; sizin hazinelerinizde “bilinç” var mı ki dağıtasınız?
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi’nin “bilinç bağımlısı” “ve yasa bağımlısı” Rektörü
Türkiye’nin, Türkiye’yi ve Türkleri Türklerden çok seven, “herkes senin gibi olsa” denilen DELİSİ

***
ÖYLE OLSAYDI !…
İnsan; gazete, kitap, roman, şiir, makale okuyarak ya da kitap, roman, şiir, makale yazarak ya da şarkı- türkü söyleyerek ya da dans ederek bilinçlenebilir mi ya da yurdu ve milleti özünden çok sevmeyi öğrenebilir mi?
Öyle olsaydı….. Bilinç Üniversitesi

***
Herkes Başbakan Erdoğan'a takmış. Ya övüyor, ya da eleştiriyor.
Herkes onunla uğraşıyor. Bunu görev sayıyor. Oysa, durum farklı:
SORUN BENCİLLİK: ÇÖZÜM SENCİLLİK
Öyle ki; hiç kimse aynaya bakmayı düşünmüyor. Kendisiyle uğraşmayı akledemiyor...
Bilinç Üniversitesi Rektörlüğü

31 Ocak 2009 Cumartesi

“YURDU VE MİLLETİ ÖZDEN ÇOK SEVME İLKESİ”
VE DEMOKRASİ
Bencil varlık “çok”u şöyle dursun, “özü kadar” bile sevemez yurdunu ve milletini; demokrat da olamaz; kural, yasa, ilke ve norm da tanımaz.
Oysa, yasa tanımazlık yolsuzluk yapmaktır.
Ne var ki, bencil varlık, yolsuzluk yaptığının farkında bile değildir.
Yaya iken kırmızı ışıkta geçen, ya da kendisi geçmese bile, geçene ses etmeyenin hukuk anlayışı da sakattır. Bu kuralı her rütbeden polislerin, askerlerin, avukatların, savcıların ve hakimlerin çiğnedikleri düşünülecek olursa; demokrasi ve hukuk kavramlarından ne kadar uzak olduğumuzu anlamakta fazla zorluk çekmeyiz…
Bizler, Bilinç Üniversitesi kurucuları, demokrasiyi, yayalarla ilgili trafik ışığıyla donatılmış kavşaklarda yaptığımız, insanı, insan davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, yaklaşık 20 yıldır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarında öğrendik:
1989 yılında Turgutreis’te bir çöp toplama kampanyası ile ilk adımları atılan, Bodrum’da 1996 yılında gerçekleştirilen Yerel HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası tarafından başlatılan çalışmalarda “trafik terörüne son verme ve Demokrasiyi tabana yayma projesi” geliştirildi.
Bilinç Üniversitesi, bu çalışmalarda oluşan “Tecrübi Bilgi”den yola çıkılarak kuruldu.
Bu üniversitenin harcında, sözü edilen projenin, İstanbul Taksimdeki uygulamasında, bugün Ankara Emniyet Müdürü olan sayın Ercüment Yılmaz’ın Galip Baran’ı gözaltına aldırmasının ve iki yıl önce Muğla Valiliğinin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında başlatılan “bilinç konferansları”nın devamına izin vermeyen Bodrum Kaymakamı sayın Abdullah Kalkan’ın da katkıları var.
Ne sayın Ercüment Yılmaz ve ne de sayın Abdullah Kalkan darılmasınlar. Onlardan şikayetçi değiliz. Ama bilmeleri gereken gerçek şu: İnsan ektiğini biçiyor bu dünyada...
İşte böylesi ve daha pek çok engeller aşılarak inşa edilen Bilinç Üniversitesi, bu ülkenin sakinlerini; “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni içselleştirmeğe ve Türkiye’nin, Bilgi Üniversitelerinin varlığına rağmen oluşan ve önlenemeyen sorunlarını trafikten başlayarak çözmeğe çağırıyor.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
Turgutreis-BODRUM

TEL: (0252) 382 34 77 ; (0535) 844 84 76
E-mail: galipbaran@ttmail.com ; galipbaran@hotmail.com
WEB: http://www.turkcelil.com/; http://www.internethaber.eu/; http://www.galipbaran.blogspot.com/;
www. bilinc-universitesi.blogspot. com
*
(31 Ocak 2009 günü Bodrum’da CHP PM Üyesi Prof. Dr. Tülay ÖZERDEM’in vereceği Konferansta dile getirilen düşünceler)
“TÜRKİYEDE DEMOKRASİ VE HUKUKA YÖNELİK TEHDİTLER”
İnsan bencil bir varlıktır.
Bencil varlık, “çok”u şöyle dursun “özü kadar” bile sevemez yurdunu ve milletini; demokrat da olamaz; kural, yasa, norm tanımaz, çünkü işine gelmez.
SORU:
Türk Kurala NEDEN;
İşine ve kolayına geldiği YERDE
İşine ve kolayına geldiği ZAMANDA
İşine ve kolayına geldiği KADAR
U Y A R
Oysa, yasalara uymamak yolsuzluk yapmaktır.
Ne var ki, bencil varlık, bu davranışıyla yolsuzluk yaptığının farkında değildir.
Yaya iken kırmızı ışıkta geçen, ya da geçmese (bu yolsuzluğu yapmasa) bile, kırmızı ışıkta geçene ses etmeyenin demokrasi anlayışı gibi hukuk anlayışı da, en azından sakattır.
Bizler, Bilinç Üniversitesi kurucuları, demokrasiyi yayalarla ilgili trafik ışığıyla donatılmış kavşaklarda yaptığımız, “okul dışı eğitim” çalışmalarında öğrendik:
Sözü edilen, 1989 yılında Bodrum’un Turgutreis Beldesinde bir çöp toplama kampanyası ile ilk adımları atılan, Bodrum’da 1996 yılında gerçekleştirilen Yerel HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası ile başlatılan bu çalışmalarda “trafik terörüne son verme ve Demokrasiyi tabana yayma projesi” geliştirildi.
Bilinç Üniversitesi, 20 yıldır devam eden, insanın, davranışlarının ve nedenlerinin araştırıldığı çalışmalarda oluşan “Tecrübi Bilgi”den yola çıkarak kuruldu. Bu üniversitenin harcında yukarıda sözü edilen projenin İstanbul Taksimde 1998 yılındaki bir uygulamasında, bugün Ankara Emniyet Müdürü olan Ercüment Yılmaz’ın Galip Baran’ı gözaltına aldırmasının ve iki yıl önce Muğla Valiliğinin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında başlattığımız “bilinç konferansları”nın devamına izin vermeyen Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkanın payları var.
Ne sayın Ercüment Yılmaz ne de sayın Abdullah Kalkan darılmasınlar. Onlardan şikayetçi değiliz. Ama bilsinler ki herkes ektiğini biçer bu dünyada.
İşte böylesi ve daha pek çok insan kaynaklı sorunların oluşturduğu harçla inşa edilen Bilinç Üniversitesi, bu ülkenin sakinlerini, Türkiye’nin Bilgi Üniversitelerine rağmen oluşan/önlenemeyen/engellenemeyen sorunlarını trafikten başlayarak çözmeğe çağırıyor.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
Turgutreis - BODRUM
**
HANGİ TÜRK ?
“Ne mutlu Türküm diyene” diyen ama;
(a) : Aşırı tüketen, vergi kaçıran, çevreyi kirleten, milli servete zarar veren, trafik kurallarını çiğneyen, rüşvet veren/alan, imar yasasına aykırı işler yapan, iş ahlakının korunması için çaba göstermeyen, toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar edinen, her şeyi devletten bekleyen,
Yani, KIRMIZIDA GEÇEN, Türk mü,
(b) : Yoksa, “Ne mutlu Türküm diyene” diyen veya demeyen amma!... sayılan alanlarda KIRMIZIDA DURAN Türk müsün ?
Lütfen, söyle!
Mustafa Nevruz SINACI
Bilinç Üniversitesi
Rektör Yardımcısı

28 Ocak 2009 Çarşamba

YA HAKKINI VERİN,
YA DA, O DİPLOMALARI YAKIN !...
Kendisini 'yasa bağımlısı' olarak tanımlayan Sayın Rektörüm ve on yıllık dava arkadaşım Galip Baran sordu:
“Üniversite diploması, Türkiye’nin veya dünyanın en ünlü üniversitelerinin birinden alınmış olsa bile ne işe yarar?
Örneğin, senin hukuk diploman ne işe yarıyor söyler misin?
Devam etti:
O diplomaya rağmen çevreyi kirletiliyorsan, aşırı tüketiyorsan, trafik kurallarını çiğniyorsan, toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar ediniyorsan, vergi kaçırıyorsan, rüşvet veriyorsan/alıyorsan, iş ahlakının korunması için çaba göstermiyorsan, milli servete zarar veriyorsan, imar yasasına aykırı işler yapıyorsan, her şeyi devletten bekliyorsan, yani kısaca, 'KIRMIZIDA GEÇİYORSAN' bir başka deyişle, YOLSUZLUK YAPIYORSAN?...
Benimkisi “Teknikerlik” diploması. Ama ben, KIRMZIDA GEÇMİYORUM, YOLSUZLUK YAPMIYORUM, üstelik KIRMIZIDA GEÇENİ, YOLSUZLUK YAPANI, “kırmızıda geçeni, anında , yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarma”yı öngören, SOSYAL YAPTIRIM olarak bilinen bir yöntemle uyarıyorum (uyardıklarımın arasında, her rütbeden polisler, her rütbeden askerler, avukatlar, hakimler ve savcılar var) uyardıklarına kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını öneriyorum, bana DELİ diyenler de var. Oysa ben sıradan bir YASA BAĞIMLISIYIM.
Sözünü şöyle bağladı:
"Haydi gel şu bir işe yaramayan, YOLSUZLUK YAPMANI önlemeyen DİPLOMANI Kızılay Meydanı’nda yak…"
Elbette Galip Baran'a hak verdim. İtiraz edemedim.
Zira, (ben) her ne kadar 'kendimi bildim bileli' kırmızıda geçmiyor, mümkün olduğu kadar geçenleri uyarıyor, 'Kırmızıda Geçmek' in gerçekte ne anlama geldiğini yıllardır yazılarım, söylev, konferans ve demeçlerimle halka açıklıyor, anlatıyor ve "iyi insan-iyi, ilkeli-onurlu ve sorumlu vatandaş" konusunda her derece ve düzeyde büyük bir mücadele veriyorsam da;
Adına kinayeten 'BİLGİ ÇAĞI' denilen bu zamanda, ülkemin ve dünyanın (sözde) en saygın üniversitelerinden diplomalı bilim (ilim değil!), politika (siyaset değil!.) Sivil Toplum Kuruluşu (gönüllü kuruluş değil; Güdümlü kuruluş), hükümet ve devlet eşhasının;
"Edindiği diplomadan dolayı hicap duymadan, insanlıktan utanmadan, adalet ahlakı ve hukuka saygılı olmadan ve (bana göre) Allah'tan korkmadan, bizzat kendi ve kamu vicdanına karşı hiçbir onurluluk ve sorumluluk hissetmeden..."
Nitelikli dolandırıcılık, gasp, irtikap, ayırma-kayırma, rüşvet-suiistimal, görevi kötüye kullanma ve yolsuzluk yaptığını; Vergi kaçırdığını; İmar mevzuatını ihlal ettiğini; Çevreyi kirlettiğini; Halka yalan söylediğini; Sözünde durmadığını; Emanete hıyanet ettiğini; Küresel barışı tehdit, ozon tabakasını tahrip, dünyada savaş ve milletler arasında fesat çıkartma, vahşi kapitalizm ve insanlık düşmanı küresel emperyalizme alet olduklarını; KISACA: 'her fırsatta insanlığın KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ ihlal ettiklerini gördükçe kahroluyor ve 'BİLGİ ÇAĞI'nın bilim ve insanlık düşmanı biçiminde tezahür eden uygarlığından utanç duyuyorum!..

Ama, kitlesel bir katılım ve anonim BİLİNÇ olmadan da diplomama kıyamıyorum!..
Bu yazıyı okuyan hukukçulara, mühendislere, akademisyenlere, devlet ve hükümet 'gişi'lerine soruyorum:
Ne dersiniz? Siz de hak veriyor musunuz?
Veriyorsanız diplomanıza kıymaya hazır mısınız?
Yoksa, onun gibi YASA BAĞIMLISI olup DİPLOMACIKLARI kurtaralım mı?
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi Rektör Yardımcısı