10 Mart 2010 Çarşamba

YASA BAĞIMLISI GALİP BARAN’DAN
KAMU GÖREVLİLERİNE…
Başta Cumhurbaşkanı,
TBMM Başkanı, Başbakan,
Genel Kurmay Başkanı ve Bakanlar, parlamenterler, siyasi parti genel başkanları, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlar olmak üzere; tüm kamu görevlileri!..
Türkiye’nin; çevrenin kirletilmediği, israfın önlendiği, trafik kurallarının (yasaların) ihlal edilmediği, iş ahlakına uyulduğu (Ahiliğin ihya edildiği), milli servete zarar verilmediği, imar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği bir ülke olmasını istiyorsanız;
EĞER!…
İşe; trafik kurallarına uymakla uymayanları uyarmakla başlamanız;
YETER!...
Bu davranışı alışkanlık haline getirdiğinizde; her şeyi devletten beklemeye ve hazır olan imama uymaya alışık olan TÜRK HALKI sizi örnek alacak; onlar da, YASA BAĞIMLISI olacaktır…
Ben ki, sanat okulu diplomalı, sıradan bir vatandaşım.
Trafik kurallarına uymayı uymayanları uyarmayı alışkanlık haline getirebildiğime göre, sizler; çoğu bu ülkenin üniversite diplomalı sıra dışı insanları; devletin iskeleti kamu görevlileri!
Aynı şeyi sizler neden yapamayasınız, neden YASA BAĞIMLISI olamayasınız…
Başta Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve Bakanlar, parlamenterler, siyasi parti genel başkanları, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlar olmak üzere; tüm kamu görevlileri !
72 milyon “YASA BAĞIMLISI”nın yaşadığı Türkiye’nin nasıl bir sıçrama yapacağını, AB ve ABD’yi nasıl sollayacağını, dünyayı nasıl şaşırtacağını bir düşünün… Düşünmekle kalmayın!
Hemen başlayın!..
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Turgutreis- BODRUM

Fotoğraflar: Galip BARAN & İsmet SEYHAN; Bilinç Üniversitesi

8 Mart 2010 Pazartesi

TRAFİKTE HALİ PÜR MELALİMİZ…
(Cahit YAHŞİ, Emekli Ankara Cumhuriyet Savcısı)

Trafiğe çıkan kişinin, çağdaş yaşamı bütün kural ve gerekleriyle benimsemiş olması gerekir. Sürücü olacak kişilerde bunun araştırılmasına ve test edilmesine gerek vardır.
Oysa, ülkemizde trafik öğretimi ve eğitimi bunu kapsamadığı gibi, yapılan sınavlarda istenen de trafik yasasının maddelerinin, yasada geçen sözcüklerin, terimlerin, işaretlerin ezberlenmesidir. Çoğu da ezberlediklerini sınav kapısından çıkarken unutmaktadır. Önce toplumsal kişiliğimizi geliştirecek eğitime gereksinme duyulmaktadır. Bazı diplomalara, belgelere, unvanlara ve rütbelere sahip olmak bu kişiliğe ulaşmaya yetmemektedir.
Bu bir çağdaş kültür düzeyine ulaşma, o düzeyi yakalama işidir.
Çağdaş uygarlık olgusunun gözlenmesi, izlenmesi, öğrenilmesi ve öğretilmesi, ayrı şey benimsenmesi, yaşama geçirilmesi ve uygulanması ayrı şeydir.
Ülkemizde çağdaş yaşama uyum süreci yaşanmaktadır. Bu sürecin en az yitimle ve en kısa sürede sonuçlandırılması bilimsel, akılcı ve siyaset üstü yaklaşımlarla olanaklıdır. İnsanlarımızın çağdaş ve uygar bir insanın niteliklerine yaraşır düşünce, davranış ve yaşam düzeyine ulaşmalarının etkin yolları araştırılır ve uygulamaya konulurken, insanlarımızın da bu düzeye ulaşma ve bunu kanıtlama savaşımı içinde olması gerekmektedir
AB’ne girmek isteğiyle yanıp tutuştuğumuz şu sıralarda, toplumsal kişiliğimizle ne denli bir Avrupa insanına benziyoruz? Ve ne denli onlarla uyuşabiliyoruz? Bunları da gözetmemiz gerekiyor. Üzücü olan Avrupa Birliğine alınmamak değil, kanımca alındıktan sonra insanlarımızın Avrupa insanları ve toplumlarınca dışlanması ve horlanması durumudur.
Kıyaslama yapmaya yarar umuduyla birkaç örnek vermek istiyorum:
* Yargıtay Daire Başkanlarımızdan birinin anlatımı: Danimarka’da, kırsal alanda bir taksi ile giderken sürücü kırmızı ışıkta durmuş. Işığın bulunduğu yerde kavşak, geçit gibi bir şey de yokmuş. Belki yakınlardaki bir yerleşim yerine giderken yayaların geçtiği bir yer. Arkadan ve karşıdan gelen bir taşıt da bulunmuyormuş. Sürücünün ışığın sönmesinin beklediğini görünce “Neden bekliyoruz?” diye sorunca, sürücü ışığı göstererek “Kırmızı ışık yanarken geçilmez.” Yanıtıyla aynı zamanda trafik kurallarını da anımsatmış.
* Eski Bolu Baro Başkanlarımızdan biri, Fransa’ya gittiğinde Türkiye göçmeni bir ermeni kendisini konuk etmiş, Müze, sergi, tiyatro, sinema, lokanta, birçok yeri gezdiriyormuş.
Fakat gözü hep saatinde, ikide bir izin isteyip ayrılıyor vere biraz sonra dönüyormuş, Nedenini sorduğunda, taşıtının yerini değiştirmek veya park saatine para atmak için gittiği, yanıtını almış. Gitmezse ceza alınırmış. Türkiye’de çoğunu ehliyetsiz taşıt sürdüğünü söyleyince, adam buna inanmakta zorlanmış ve şaşırmış.
* Doktor bir arkadaşım Almanya’da bulunduğu sırada, yağışlı bir kış gecesi, işi de ivedi olduğundan, çevrede de kimse bulunmamasından yararlanarak U dönüşünün yasaklandığı “U” dönüşü yapıvermiş. Bir ay sonra trafik polisi kendisini durdurup eylemi bildirerek ceza kesmiş. Meğer bir Alman durumu görüp polise bildirmiş. İtiraz ederse, bu bildiren kişi tanık olarak dinlenip, ceza veriliyormuş, ama ceza üçe katlanarak.
* Yargıtay üyelerimizden biri, yanında eşi olduğu halde, Avrupa’da bir otobanda gidiyormuş. Otobanın bir yerinde hız sınırlaması uygulanıyormuş. Bunu gösteren levha ve uyarı işaretlerinin farkında olmamışlar. Bir yerde, trafik polisi, kendisini durdurup, belirlenen hızdan fazla gittiğin söylemiş. Geleneksel bir tavırla “Hayır”, gitmedim” demiş. Trafik polisi, evraklarını ve pasaportunu istemiş. İncelerken Yüksek Mahkeme Yargıcı olduğunu görünce, selam verip özür dilemiş ve evrakı verirken de yanlış saptama yapan aygıtın onarılması için durumu hemen yetkililere söylemiş.
* Dekan olan bir arkadaşım, tıp doktorası için İngiltere’ye gittiğinde kendisine önce (gülümsemeyi) sonra (affedersin) demeyi öğrettiklerini söyler.

* İsveç’te bir kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücü alkollü olduğu için, kasıtlı öldürme ve yaralama gibi ceza verildiğini, sürücü ile birlikte barda içki içen ve kapıda ayrılan arkadaşına da yurttaşlık görevini yaparak alkol alan sürücüye taşıt kullandırmaması ve engel olması gerekirken bunu yapmadığı suçlamasıyla on yıl hapis verildiğini gazetelerde okumuştum…
* 1997 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde de benzer bir trafik olayında sürücüye yaşam boyu hapis verildiğini televizyon haberleri olarak izledik.
* Kız kardeşimi trafik ehliyeti için yazılı sınava götürmüştüm. Bir adam sınava üçüncü kez geldiğini, yine başaramazsa bir daha gelmeyeceğini söylemişti. Ne iş yaptığını sorduğumda, taksi şoförü olduğunu, altı yıldır Ankara’da bu işi yaptığını bildirmişti.
* Soruşturmasını yaptığım çok ölümlü bir trafik kazsında, bilirkişinin kusur yüklemediği sürücülerden birinin 48 saattir, uyumadan, ilaçlar alarak taşıt kullandığı saptanmıştı. Böyle davranmasının nedeni kamyonun taksitini ödeyebilmek içinmiş.
(Şoför ve trafik Dergisi/sayı 538)
Aktaran: Galip BARAN
Yasa bağımlısı
Bilinç Üniversitesi Kurucusu

25 Şubat 2010 Perşembe

NİMET ÇUBUKÇU’YA
AÇIK MEKTUP
Nimet Çubukçu,

Milli Eğitim Bakanı
Sayın Çubukçu,
19 Mayıs günü akşamı NTV’de gençlerle yapılan bir programda sizi dinledim. Öğrencilerden birisinin öğrenci Andı’nın kaldırılması gerektiği yolundaki sözü üzerine, “konu tartışılabilir. Acaba böyle bir şeyi ilköğretim çağında değil de daha sonra mı versek” dediniz. Konu 21 tarihli Posta Gazetesi’nde “Öğrenci Andı gerilimi” başlığı altında bir haber olarak yer aldı…
Biz birkaç kişi çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, yaklaşık 20 yıldır devam eden “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmaları yaparken sözü edilen ilkeyi içselleştirdik, özümsedik.
Şu var ki, “bencil bir varlık”ın, yurdunu ve milletini, “özden çok”u şöyle dursun, “özü kadar “ bile sevemeyeceğini de aynı çalışmaları yaparken öğrendik.
Bizler, sözü edilen And’ın, anlamını daha iyi anladığımız çağlarımızda, örneğin üniversitelerde, mezuniyet günlerinde, keplerin havaya atıldığı törenlerde de içilmesini yıllardır öneriyoruz.
Diğer taraftan; yurdunu ve milletini özünden çok sevip sevmediğini kime sorsanız alacağı
nız yanıt istisnasız “evet” olacak, yani herkes sevdiğini söyleyecektir. Bize göre bu yanıt bir “sanı”nın ifadesidir.
Sözü edilen ilkeyi gerçekten içselleştirebilseydik, hakkını vererek yaşasaydık. “Muasır Medeniyet”i çoktan aşardık, “Yurtta Barış”ı sağlardık. “Tek yürek”, “tek yumruk”, “etle tırnak” gibi olurduk. Adalet sorun olmaktan çıkardı. Bu kadar çok polise, savcıya hakime gerek kalmazdı…
And’ı içselleştirmek, özümsemek, hakkını vererek yaşamak isteyenler için geliştirdiğimiz “müfredat” eklidir.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Geçici Kurucusu ve Geçici Rektörü
Turgutreis- BODRUM
***
"MÜFREDAT” (*)
“Ben …….. ………
Bundan böyle:
(A) Aşırı tüketmeyeceğime,
Vergi kaçırmayacağıma,
Çevreyi kirletmeyeceğime,
Milli servete zarar vermeyeceğime,
Trafik kurallarını çiğnemeyeceğime,
Rüşvet vermeyeceğime/almayacağıma,
İmar yasasına aykırı işler yapmayacağıma,
Sağlığa aykırı alışkanlıklar edinmeyeceğime,
İş ahlakının korunması için çaba göstereceğime,
Her şeyi devletten bekleme alışkanlığını terk edeceğime,
Diğer deyişle, KIRMIZIDA DURACAĞIMA, dahası, “Burası Türkiye Bağımlılığı” ile savaşacağıma, şöyleki:
(B) Sayılan alanlarda KIRMIZIDA GEÇMEK isteyenleri, yani “Burası Türkiye Bağımlıları”nı SOSYAL YAPTIRIM olarak bilinen yöntemle uyaracağıma,
(C) Uyardıklarıma, kendilerinin de KIRMIZIDA GEÇMEĞE kalkışan başka “Burası Türkiye Bağımlıları”nı aynı yöntemle uyarmalarını önereceğime,
SÖZ VERİYORUM.
KIRMIZIDA DURMAK: “Burası Türkiye Bağımlılığı”ndan kurtulmayı hedef alan bir kavramdır.SOSYAL YAPTIRIM: “Burası Türkiye Bağımlıları”nı, kırmızıda geçmeğe kalkıştıkları anda utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmaktır.(*) : Beni (a) “erdem”e yönlendiren, (b) “yasa bağımlısı” olmamı sağlayan, (c) “Burası Türkiye Bağımlılığı”ndan kurtaran bu “müfredat” yaşama geçtiğinde, Türk Halkı’nın “Muasır Medeniyet”i aşacağını biliyorum.

Saygılarımla,
Galip BARAN ***
YENİ NESLİN YETİŞTİRİLMESİNDE
DİKKATE ALNMASI GEREKEN BAZI
KAVRAMLAR
BİLGELİK:

Bilge kimsenin taşıdığı nitelik, bilge olma durumu. ör. Onun bilgeliğine diyeceğim yok. * fels. Herkesin ulaşamadığı, derin, kapsamlı, bütünsel bilgi. eş . esk hikmet.
* fels. Kendini tanımanın bilgisi. eş. esk. vukuf. ör. Bilgelik, gerçekte kendini tanımanın, var oluşun bilgisidir.
BİLGE: Her şeyi bildiği gibi, bildiği şeyleri de iyi ve sağlam bilen, bilgisini kendisi ve başkaları için de yararlı bir biçimde kullanabilen, iyi ahlaklı, olgun kimse. Hakim.
DİĞERKÂMLIK (özgecilik, elcilik, elseverlik ): Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumu. * fels. Başkalarının iyiliğine çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan görüş. * ruhb. Bencillik ve ben tutkusu yerine sevginin başkalarına yönelmesi durumu.
DİĞERKÂM (özgeci, elci, elsever ) : Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen (kimse)
BENCİL (hodbin, hodkam, egoist): Yalnızca ya da öncelikle kendi çıkarını, yararını düşünen (kimse). ör. İnsan, genellikle bencil bir yaratıktır. * fels. Bencilik öğretisine inanan.
BENCİLLİK (hodkamlık, egoistlik): * Yalnızca kendini ve kendi çıkarını düşünme durumu. ör. Ondaki bu bencilliği hoş göremiyorum. * ruhb. Kendi çıkarını düşünmenin bütün bilinçli eylemlerin ana güdüsü olması durumu. Bencillik etmek: bencil davranmak.
ERDEM: Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. Eş. esk. fazilet.
* İnsanın ahlaksal olarak iyiye yönelmesi, ruhsal yetkinlik.
İLKE: Her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan, anadüşünce ve inanış, baş kural. eş. Prensip, * Temel bilgi, temel kural. eş. Prensip, * Uyulması gerekli davranış kuralı. eş. Prensip, * fels. Kendisinden başka bir şeyin çıktığı temel, köken; ilk neden, ilk öğe, başlangıç, * mant. Her türlü tartışmanın dışında sayılan öncül. eş. prensip
YOLSUZ: Olması gerekene, doğru yola, yasalara, kurallara, aykırı olan, yöntemsiz, uygunsuz, yersiz
YOLSUZLUK: Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapma
AHLAK: İnsanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı bir takım tutum ve davranışların tümü. * Kişide huy olarak bilinen nitelik; iyi ve güzel olan nitelikler. * Toplum içinde bireylerin uymak zorunda bulundukları davranış biçim ve kuralları.
İSAR: Başkalarının mutluluğunu kendi çıkarına tercih etme. Maddesel ve ruhsal alanlarda diğer insanları kendi nefsine tercih etmektir. Ahlak, merhamet ve sevginin ileri boyutu. İnsanın doymazlık ve cimrilikten kurtulmuşluğunun en mükemmel belirişi. ( Kur’an’ın Temel Kavramları/ Yaşar Nuri Öztürk)
AHİ : Eli açık, cömert.
AHİLİK: Anadolu’da XIII yüzyılda Selçuklular arasında görülmeye başlayan Ahilik, dostluğu, kardeşliği, eli açıklığı, yiğitliği, öne alan bir yardımlaşma örgütüdür. İlkeleri, güçlü iken bağışlamak, öfkeliyken yumuşak davranmak, düşmana bile iyilik etmek ve gereksinim içindeyken bile başkasına vermek biçiminde özetlenebilir
KİBİR: Kendini herkesten üstün tutma, büyüklenme.
* Gurur. Kibrine dokunmak, onurunu, gururunu zedelemek. Kibrine yedirememek, onuruna gururuna aykırı bulmak. ***
ATATÜRK VE BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ…
* Muallimler! Yeni Nesil sizin eseriniz olacaktır! (Atatürk/ İnsanlığa yol gösteren sözler/Truva Yayınları/s. 65)
* Kendisiyle sözleşmesi bireyi erdeme yönlendirir. (Örneğin, “Diğerkâmlık Andı”/Bilinç Üniversitesi)
***
UYAN BENCİL UYAN !...

ARKADAŞ;
Aşırı tüketiyorsan,
Vergi kaçırıyorsan,
İş ahlakını hafife alıyorsan,
Rüşvet alıyorsan/veriyorsan,
Her şeyi devletten bekliyorsan,
Milli servete sahip çıkmıyorsan,
İmar Yasasına aykırı işler yapıyorsan,
Yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını ihlal ediyorsan,
Sigarayı bırakmasan bile çocukların göreceği yerde içiyorsan,
Çevreyi kirletiyorsan, örneğin, otobüs biletini ya da içtiğin sigaranın izmaritini yere atıyorsan,
BENCİL BİR VARLIKSIN SEN, UYAN !
Galip BARAN
Bilinçolog; Yasa bağımlısı
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, psikolog vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmak
Galip BARAN; Bilinç Üniversitesi Geçici Kurucusu ve Geçici Rektörü, Turgutreis- BODRUM
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76 - E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, http://www.galipbaran.blogspot.com/, http://www.internethaber.eu/,

10 Şubat 2010 Çarşamba

Sayın Prof. Dr. Üstün Dökmen
Sizi bugün (5. 02. 2010) Kanal-D’de, yalan ve dürüstlük konularını işlediğiniz programda izledikten sonra bu mektubu yazma gereğini duydum. Bir Psikolog olarak, insanla ilgileniyorsunuz. Ben de öyle. Benim ilgim Bilinçolog oluşumdan kaynaklanıyor.
Siz Psikoloji öğrenimine Üniversitede aldığınız “kitabi bilgi” ile başladınız. Yaşamda edindiğiniz “tecrübi bilgi” ile uzmanlaştınız. Ben’se, aşağıda açıklanan alanlarda yaptığım çalışmalarda edindiğim “tecrübi bilgi” ile Bilinçolog oldum.
Bu sonucu; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlâkı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığım, zamanla, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırmama, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsememe, diğerkâm bir kişilik edinmeme, yasa bağımlısı olmama, kendimi tanımağa başlamama, “Bilinç Çağı’ nda yaşadığımın farkına varmama yol açan “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum…
Kanal- D’deki programda vergi konusuna da değindiniz. “Kalkınmanın temeli dürüstlüktür” dediniz. Kanayan bir yaraya parmak bastınız. Ben, biraz aşağıda değineceğim üzere, bu yaraya tentürdiyot sürmek için çaba gösteren birisiyim. Kalkınmanın temelinin ne olabileceği konusunda, “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar” tekerlemesini hatırlatan bir soru soruyorum: “dürüstlük” mü “diğerkâmlık”mı diyorum…
Aslında yalnız vergide değil; çevre, tasarruf, trafik vb. yaşamsal konularda da dürüst olmadığımızı, % 98’i Müslüman olan Türk halkının “kul hakkı” yediğini bilmeyenimiz yoktur. Gel gör ki, sıra vergi konusunda kendinden hesap sormaya gelince, “ak kaşık” kesilir, benzini en pahalı satın alan insan olduğundan yakınır Aziz Usta’ya aşağıdaki şiiri yazdıran Türk Halkı.
Ben de ”kul hakkı” yedim. Kira geliri ile veraset ve intikal vergileri ödemedim, çokları gibi. “Vergi bilinci”nden bi-haberdim, aynı geminin yolcusuydum, ben de…
Salt bilginin derde deva olmadığını, hatta sorunlar yarattığını düşünüyorum. Bertrand Russell’in “Çağımızın en büyük ihtiyacı bilgi değil bilgeliktir. Bilgelikle birleşmeyen bilgi ve teknoloji, iktidar hırsıyla gözleri dönmüşlerin elinde, büyük yıkıma dönüşür” diyen Bertrand Russell’in bu düşüncemi doğruladığını düşünüyorum.
Görülen o ki; sorun ya da kabahat “bilgi”de değil, bilgiyi bencilce (hodkamca) kullananda. “iklim değişikliği” olarak tanımlanan olgunun da aynı sorundan kaynaklandığına inanıyorum. Bu anlayıştan hareketle “SORUN HODKAMLIK: ÇÖZÜM DİĞERKAMLIK” şeklinde bir slogan geliştirdim. Aynı anlayışla: diğerkâm bir varlık olmak için çalışmanın “bilgi” edinmekten daha önemli olduğunu iddia ediyorum...
Dürüstlük kavramının hakkını yememek için VIII Y. Y. ait bir yazıt’ta ele geçen aşağıdaki sözü de hatırlatmakta yarar görüyorum.
“Ahlâksızca kazanmaktansa, dürüstçe ve onurunla kaybet. Kaybetmenin acısı geçer, oysa diğerininki ömür boyu sürer. Geride bırakacağın en büyük miras onur ve dürüstlüktür”
Sayın Dökmen,
Okullarda edindiğimiz “kitabi bilgi” bizleri bilinçlendirmiyorsa, dürüst ya da diğerkam olmamızı sağlamıyorsa ne yapmalı?
Ben, yukarıda sözünü ettiğim çalışmalarla bilinçlenmiş bir varlık olarak, yukarıda da işaret ettiğim üzere, Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak amacıyla bir “gönüllü vergi kampanyası” başlatmak istedim. Bu kouda Başbakanlığa başvurdum. Ne var ki, “kitabi bilgi” ile eğitilmiş, “vergi bilinci”n den bi-haber, 57-58-59-60 sıra numaralı Cumhuriyet Hükümetleri beni ciddiye almadılar. Hazine Müsteşarlığı’nın bu konuda öngördüğü yasal bir düzenleme yapmadılar.
Sonuç: İlelebet yaşayacağı inancıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti hala borç batağında. Varlığını, borç alanı emir de almak zorunda bırakan “yasa” nedeniyle sürdürme savaşı veriyor. Kuvözde yaşıyor.
Sayın Dökmen,
Psikologun dinleyeni çok. Onu herkes az çok anlayabilir. Bir psikolog bir psikologu çok iyi anlar. Ben beni anlayacak bir Bilinçolog arıyorum...
Saygılar sunuyorum.
Galip Baran,
Bilinç Üniversitesi kurucusu
***
ÖDENMEYEN
Ey benim halkım
Ey benim gözü kapalım
Yüreği açık dili bağlım
Ey benim güzelim
Ey benim çirkinim
***
Yiyemedin yedirdin
İçemedin içirdin
Giyemedin giydirdin
Okuyamadın okuttun
Kendin üşüdün yağmurda karda
Ama beni korudun
***
Varından değil yoğundan verdin
Az değil çoğundan verdin
Ah ne az ne az aldın
Ama çok ne çok verdin
En az aldın en çok verdin
Almadan vermek sana özgü
***
Utanırım aldıklarım demeye
Gücüm yetmez borcun ödemeye
Bende hakkın çoktur halkım
Değil böyle bir Aziz
Bin Azizler olsa yetmez
Aldığını vermeye
Utanırım hakkını helal et demeye
Dünya durdukça durasın halkım
Aziz NESİN

19 Ocak 2010 Salı

Galip Baba Görevde
Yaşlı ama aydın, aydınlatmaya devam ediyor Galip Baba(Galip BARAN)... Toplu yaşamanın zorunluluklarını anlatmaya devam ediyor, yasalara saygının simgesi olan dev adam... Tek başına kalsa bile, azimle ve kararlılıkla... Vatan'ını sevmenin kutsallığını anlatıyor ballandıra ballandıra... Yolun açık olsun Galip Baba...
Beğenilerinize saygılarımla....
"Onurlu ve sorumlu bir Türk genç'i" ***
SEVGİ VE SİYASET ÜZERİNE
ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

(…) “her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. O vicdan sesi sonunda büyük bir halkın vicdan sesi olur, toplumun vicdan sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz. Dolayısıyla, kelebek kanadı şeklinde bile olsa, vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar”ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl sıkıntımız buradadır. (Ergün Arıkdal/ Evrensel İnsan/ sayfa 222)
Sayın Arıkdal’ın yukarıda görülen sözlerinden de anlaşıldığı üzere, siyaset adamı olacak, bu ülkenin kaderi ellerine teslim edilecek insanların “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemiş olmaları gerekiyor. Görünen o ki, bu ülkede, sözü edilen ilkeyi özümsemiş siyaset adamları yıllardır çıkmamıştır. Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olması beklenen millet çok bencilse, o milletin içinden çıkacak siyaset adamının da bencil bir varlık olmasından daha doğal bir şey olamaz. “Bencil bir millet”den “sencil bir siyaset adamı” çıkamaz...
Diğer taraftan, bencillikten kurtulmak, bu yurdu ve milleti özden çok sevmek, sözü edilen ilkeyi özümsemek mümkündür. Bu ülkede sözü edilen ilkeyi özümsemeyi başarabilmiş insanlar vardır. Onlar bu başarıyı, “okul dışı eğitim” olarak tanımladıkları bazı çalışmaları yapmış olmalarına borçludurlar.
Ancak, bu ülkenin o çalışmaları yapmayan, buna gerek duymayan insanları, onları ciddiye almamaktalar. Almamaktalar zira onlar bencil olduklarının farkında değiller. Bu nedenle mazurdurlar. Örneğin, sayın Cemil Denk, sözü edilen ilkeyi özümsemeyi başaranlarla aylar önce yaptığı bir görüşmede, onlara “sizin yaptıklarınız ikinci, üçüncü derecede işlerdir” demiştir. Onları küçümsemiştir…
DİKKAT: Bu açıklama; sayın Cemil Denk’ten gelen, yurtseverlik-vatanseverlik ağırlıklı mesajlar nedeniyle, görülen lüzum üzerine yapılmıştır.
Galip Baran; Yasa bağımlısı
Turgutreis Bilinç Üniversitesi Kurucusu
***
MUTLULUK…
A. “Mutluluk; insanın kendisiyle ve çevresiyle uyum ve barış içinde olması; başkalarıyla gerçek sevgiye dayanan bir ilişki kurabilmesi ve insanlara sevgi ile yönelmesi ve başkalarının gösterdiği sevgiye de açık olması; kendine ve topluma yararlı olan yapıcı ve yaratıcı eğilimlerini gerçekleştirebilmesi; bütün bunların sonucu olarak da, şartlar elverdiği ölçüde, gerek kendi hayatını, gerekse başkalarının hayatını iyiye, güzele ve doğruya (x) yöneltme çabalarında başarılı olduğunu, hiç değilse, bu konuda olumlu katkılarda bulunduğunu bilmekten kaynaklanan bir sevinç, esenklik ve iç huzuruna ulaşabilmesi demektir” (KAYNAK: Erdem ve Mutluluk/Sayfa XLIX/ Erich Fromm)
(x): Emr bil maruf; nehy anil münker (Türkçesi): “İyi” yi, “güzel”i, “doğru”yu destekleyeceksin; “kötü”yü, “çirkin”i, “yanlış”ı engelleyeceksin. (Kur’an’ın Temel Kavramları/sayfa 353-381/ Yaşar Nuri Öztürk)
B. (……) Albert Einstein’ın çeşitli zamanlarda mutluluk üzerine söyledikleri : “Ben hiç bir zaman huzur ve mutluluğu tek erek olarak görmedim... Benim yolumu aydınlatan ve bana defalarca yaşamla neşe içinde yüzleşme cesareti veren ülküler –iyilik-, -güzellik- ve –doğruluk-tur…”.
Einstein’in düşünceleri içinde “başkaları için yaşamak” kavramı, denebilir ki en geniş yeri tutuyor ve bu kavramın özveriyle bir ilgisi yok. Çünkü insan olmamızın ve mutluluğun koşuludur bu: “ Sadece başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır”. “Eğer bir yaşam tümüyle kişisel arzuları tatmine yönelmişse er ya da geç, acı bir düş kırıklığına yol açar” Ya da: “Bir insan kendi yaşamını dikkate alır da türdeşi yaratıklarınkini dikkate almazsa o sadece mutsuz değildir, aynı zamanda yaşamla da hemen hemen hiç uyuşmaz”. (Einstein / “Bilgin ve Bilge”/ Ataol Behramoğlu; 5. 08. 2000; Cumhuriyet)
C. Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir. (Atatürk’ten insanlığa yol gösteren sözler/sayfa 45/ Truva yay.)
E. DİĞERKAMLIK (özgecilik, elcilik, elseverlik ):
* Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumu.
* fels. Başkalarının iyiliğine çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan görüş.
* ruhb. Bencillik ve ben tutkusu yerine sevginin başkalarına yönelmesi durumu
DİĞERKAM (özgeci, elci, elsever ) :
Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen (kimse)
D. İSAR:
"Başkalarının mutluluğunu kendi çıkarına tercih etme. Maddesel ve ruhsal alanlarda diğer insanları kendi nefsine tercih etmektir. Ahlak, merhamet ve sevginin ileri boyutu. İnsanın doymazlık ve cimrilikten kurtulmuşluğunun en mükemmel belirişi. ( Kur’an, Haşr Suresi 9. Ayet )
DERLEYEN: DİYOJEN
***
SORUN : BENCİLLİK
ÇÖZÜM : SENDCİLLİK
Galip BARAN
BİLİNÇOLOG
Ne kadar “bencil bir millet” olduğumuzun, sayın Ergün Arıkdal’ın “Evrensel İnsan” adlı kitabında, sayfa 222’de, şöyle ifade edildiği görülüyor…
A . NORMAL METİN: …… “her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. O vicdan sesi sonunda büyük bir halkın vicdan sesi olur, toplumun vicdan sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz. Dolayısıyla, kelebek kanadı şeklinde bile olsa, vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar” ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl sıkıntımız buradadır.
B. KISALTTIĞIM METİN: ….“her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. O ses sonunda halkın, toplumun sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz. Dolayısıyla, vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl sıkıntımız buradadır.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Prof. Dr. Necdet Alpaslan
DEÜ Çevre Araştırma ve
Uygulama Merkezi Müdürü

İZMİR
Sayın Prof. Dr. Necdet Alpaslan,

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği “2.Ulusal Katı Atık Kongresi” ndeki konuşmanızda, katı atıkların geri dönüşümünde en büyük aşamanın kitlelerin bilinçlenmesi ile sağlanacağını söylediniz.
Size, 19 Mayıs 2003 tarihli Cumhuriyet’de yer alan bu konuşmanızda kullandığınız “bilinç” sözcüğüyle ilgili olarak yazıyorum…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi konularda başlattığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, yıllardır devam eden çalışmalarda sayılan alanların tümünde bilinçlendim.
Bilinç konusunda adeta uzmanlaştım. Kendimi Bilinçolog olarak tanımlasam yeridir…
İnsanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız bu çalışmaları yaparken yaşam biçimim radikal şekilde değişti:
* "Yasa bağımlısı” oldum.

* "Diğerkam bir kişilik" edindim.
* "Kendimi tanımağa" başladım.
* “Bilinç Çağı”nda yaşamakta olduğumun farkına vardım.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
* Öğrencilik günlerimizde içtiğimiz And’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ni özümsedim.
* “İklim değişikliği”nin bu gezegende bencilce yaşamakta oluşumuzdan kaynaklandığı gerçeğini kavradım ve ektiğimizi biçmeğe başladığımızı idrak ettim.
* "Toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız, ancak çok hafife alınması nedeniyle bedeli ağır bir şekilde ödenmekte olan bir kavram geliştirdim, yaşamımda uygulamağa başladım. Örneğin, 2007 yılı Mart ayında İstanbul Bahçelievlerde rögar çukuruna düşüp ölen beş yaşındaki Dilara’nın başına gelenin yaşanmaması için kendimi sorumlu tutuyorum.
Kapaksız bir rögar ya da benzeri bir çukur gördüğümde, dikkat çekmek için etrafına bir şeyler koyup ilgili yerlere haber veriyorum.
Haber vermekle kalmıyor, takip de ediyorum…
“Bilgi Çağı”nda edinilen “kitabi bilgi”nin, ozon tabakasının delinmesini, buzulların erimesini, yağmur ormanlarının yok edilmesini, daha açık deyişle, iklim değişikliği”ni önleyemediği dikkate alındığında; “Bilinç Çağı”nın, “tecrübi bilgi”nin ve Bilinç Üniversitesi’nin anlamı ve önemi kendiliğinden ortaya çıkar…
Sayın Alpaslan ,
2006 yılında Muğla Valiliği’nin “olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında öğrenim görmekte olan öğrencilere bilinç konusunda konferanslar verdim.
Aynı konuda bir sempozyum düzenlemek amacıyla Muğla Valiliği’ne başvurdum.
Ancak, böyle bir sempozyumu düzenleyebilmek için bilinç konusunda bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiği bildirildi. Bu konuda yaptığım başvuru ise, “ bilinç konusunda Bakanlığımız Çıraklık ve Yaygın Eğitimi Genel Müdürlüğünün 7. 09.2006 tarih ve 5386 sayılı yazılarıyla Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği ve buna bağlı olarak çıkartılan 7. 07. 2006 tarih ve 4235 sayılı Yönergede ‘usta öğretici’ belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı bildirilmiştir” denilerek ret edildi.
Çaresizlik ifade edildi…
“Çevre bilgisi”nin çevrenin kirletilmesini, “tasarruf bilgisi”nin israfı, “trafik bilgisi”nin trafik kurallarının çiğnenmesini, “vergi bilgisi”nin verginin kaçırılmasını önlemede yetersiz kaldığı biliniyor. Bu nedenle, sayılan alanlarda bilinçlenmenin olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu kabul edeceğinize inanıyorum.
Bu durum karşısında, toplumun bu konuda duyarlı kesimi için yukarıda sözü edilen sempozyum ya da benzeri bir etkinlik düzenlemenin yaşamsal olduğunu düşünüyorum.
Öngörülmesine karşın, mevzuatında yer almadığı nedenle M. E. Bakanlığınca karşılanamayan “usta öğretici” belgesi alabilmem için yardımcı olmanızı istiyorum.
Bilinç konusunda dikkatinize sunmak istediğim bir başka önemli konu: “Bilgili”, “kasıtlı”, “maksatlı” ya da “bilerek” yerine “bilinçli” ; “bilgilendirmek” yerine “bilinçlendirmek” denilerek yapılan yanlışlıktır. Yaşadıklarımdan öğrendiğime göre, bilinç sözcüğü, fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerekiyor.
Ben, bilinçlenmemi, yukarıda açıklandığı üzere, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarımıza borçluyum. İnsanın okuyarak, yazarak, görerek, duyarak bilinçlenebileceğini düşünemiyorum.
Sonuç olarak: (a) bilinç konusunda dile getirdiğim düşünce ya da bulgularımın akademik ortamda tartışılması ve (b) yukarıda sözü edilen “usta öğretici” belgesi ihtiyacımın karşılanması konularında yardımcı olup olamayacağınızı öğrenmek istiyorum.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 - (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com, www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak, böylece, zamanla, “Bilinçoloji A.B.D.’na dönüşebilecek bu bölümlerde, daha bilinçli mühendislerin, mimarların, doktorların, psikologların vb meslek mensuplarının yetiştirilmesi çabalarına katkıda bulunmaktır.
KİTABİ BİLGİ ÜZERİNE…
(1) Bilgi uygulamayla bilgeliğe dönüşür. (Tanrı ile Sohbet/ Neale Donald Walsch/ Ötesi Yayınları)
(2) Çağımızın en büyük ihtiyacı bilgi değil, bilgeliktir. Bilgelikle birleşmeyen bilgi ve teknoloji, iktidar hırsıyla gözleri dönmüşlerin elinde, büyük bir yıkıma dönüşür.(Bertrand Russel/ Çağdaş felsefe sözlüğü/ Cemal Yıldırım/ Bilgi Yayınevi)
(3) İnsana sorumluluk yükleyen bilgi, kitabi değil, gerçekliği varlık tarafından, bizzat uygulanarak idrak edilmiş ve hazmedilmiş olan bilgidir. Böyle bir bilgi o insanın öz malı haline gelmiş ve bir yaşam düsturu olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde insanın o bilgiyi kullanması gerekir; kullanmadığı takdirde hesap sorulmayı hak eder. Çünkü İnsan bildiğinden sorumludur. Bilen insan bilmeyen insandan da sorumludur. (Pozitif yaşam/ Ergün Arıkdal/ sayfa 421-423)
13. 12. 2009
***
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE ÇÖZÜM :
DİĞERKAMLIK ANDI
“İklim Değişikliği” olarak bilinen sorun; bu gezegende yaşamakta olan “Bilgi Çağı” insanının, “bilgi merkezli” eğitim anlayışının, hodkamca yaşayışının sonucudur. Bu gezegenin sakinleri, hodkamca yaşamanın bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.
“İklim Değişikliği”nin durdurulabilmesi için “bilgi merkezli” eğitim anlayışının kurbanı olan “Bilgi Çağı” insanının , bundan böyle, hodkamca yaşamamı terk edip diğerkamca yaşaması, “bilinç merkezli” eğitim anlayışına aktarma yapması gerekiyor.
Bu değişimin mümkün olduğu; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi, insanın, davranışlarının ve nedenlerinin araştırıldığı, “okul dışı eğitim” olarak tanımlanan, bireye “diğerkam kişilik” kazandıran çalışmalarda edinilen “tecrübi bilgi” ile kurulmuş olan Bilinç Üniversitesi tarafından kanıtlandı.
Sözü edilen çalışmalarda geliştirilen “Diğerkamlık Andı” eklidir. Bu And’ı öğrenmek ya da ezberlemek insana “diğerkam kişilik” kazandırmaz, bilgilendirir. Diğer deyişle, yol gösteren bir kılavuzdur. Diğerkam kişilik kazanabilmesi için insanın And’da söylenenleri yaşamında uygulaması gerekir.

3 Aralık 2009 Perşembe

“BURASI TÜRKİYE”
SERGİSİ…
Genelde “Burası Türkiye” diyerek ifade edilen, bağımlısı olduğumuz, çok hafife alındığı nedenle bedeli çok ağır bir şekilde, örneğin sellerle, depremlerle, yangınlarla ödenen, bazıları aşağıdaki görüldüğü şekilde gazete manşetlerine yansıyan sorunlarla ilgili bir sergi açılacaktır.
Bu serginin amacı: Sözü edilen soruna karşı başlatılan “savaş”la ilgili birikimi sorunu üretenlerle paylaşmak, onların geleceğin “Burası diğerkamlar ülkesi Türkiyesi”ni inşa çalışmalarında yer almalarını, diğer deyişle, “sorunun değil çözümün parçası” olmalarını sağlamaktır.
Amacı açıklanan ve bir konferans eşliğinde sunulacak olan sergi için ad önerinizi bekliyoruz.
Mustafa Nevruz Sınacı
Bilinç Üniversitesi (1) Basın ve Hukuk İşleri Danışmanı
Hukukçu, siyaset bilimci, araştırmacı yazar
(0312) 312 433 82 06
(1) : Turgutreis Bilinç Üniversitesi’nin öncelikli hedefi: Bilgi üniversitelerinin, Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına önayak olmak, böylece, onların, “Bilinç Çağı”nın bilinçli mühendislerini, mimarlarını, doktorlarını, psikologlarını vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmaktır.
***
BODRUM HABİTAT DEKLARASYONU
1. Bodrum Yarımadası’ndaki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, merkezi hükümet temsilcileri , kozalar, ortaklar, bireyler olarak bizler 17-21 Ekim 1996 tarihleri arasında Bodrum HABİTAT Konferansı’nda bir araya gelerek yöremizin çevre ve yaşam koşullarını, sorunlarını ve çözüm yollarını, verilere ve gözlemlere dayalı olarak değerlendirdik, tartıştık. HABİTAT II Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı’nın sonuç belgeleri olan İstanbul Deklarasyonu ile Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nın amaç, ilke ve yöntemleri çalışmalarımızın çerçevesini oluşturdu. Bu bağlamda insan yerleşimlerini hakça, sürdürülebilir ve yaşanabilir kılma amaçlarını benimsediğimizi; bu amaçlara yurttaş ve kentli bilinci, yapabilir kılma sratejisi ve çok ortaklı yönetim ve yönlendirme ilkeleri çerçevesinde ulaşılabileceğini; bunu için de ortaklık anlayışının yaşama geçirilmesinin gerekli ve zorunlu tespit ediyoruz. HABİTAT amaçlarına ulaşmada yerel girişim ve eylem programlarının taşıdığı önemin bilincinde olarak, ülkemizdeki ilk Yerel HABİTAT ‘ı Bodrum’da düzenlemiş olmaktan kıvanç duyuyoruz.
2. Kıyısallaşma ve ikinci konut yapımı sürecinden ve turizm hareketinden aldığı önemli pay nedeniyle hızlı bir nüfus artışının gerçekleştiği Bodrum’da yerleşme ile ilgili düzenlemelerin ihtiyacı karşılamaktan uzaklaştığını, yaşam ortamımızdaki bozulmaların önlenemez, planlanamaz ve denetlenemez hale geldiğini, Yarımada’da büyük altyapı ve temel hizmet açıkları oluştuğunu, suyun minimum nüfusa yetmez halse geldiğini, kanalizasyon ve artmanın yetersiz olduğunu, çözülmesi acilleşmiş bir atık sorunuyla karşı karşıya olunduğunu, ulaşımın kent ve yarımada ölçeğinde tıkandığını, tüm bunların sonucu turizm kesiminin nitelikli hizmet veremez hale geldiğini ve standartların düştüğünü, yat limanı ve çekek yerleri kapasitesinin dolduğunu saptadık.
Yoğun ve düzensiz yapılaşma sonucu sadece doğal ve tarihi ortamın tahrip olmakla kalmayıp; görsel kirliliğin, çevre ve ses kirliliğinin de taciz edici çizgiye ulaştığını, aynı zamanda yerleşimin özgün sosyal kimliğinin ve hemşehrilik bilincinin de zedelendiğini, sosyal, kültürel, alt yapının eğitim hizmetlerinin gelişen bir Bodrum Yarımada’sının dinamikleriyle uyum içinde olmadığını saptadık. Bodrumluların yaşamlarını mutlulukla sürdürebilecekleri gelecekteki Bodrum’u düşünmekte giderek güçlük çektiklerini belirledik.
3. Gelecek kuşaklara en azından devraldığımız kadarını devretme bilinciyle baktığımızda:
Gördük ki, sorunlarımızın önemli bölümünü sosyal, kültürel, tarihi değerleri korumayı ve Bodrum Yarımadası’nın yerleşim düzenini yeni bir bakış açısıyla tasarlamayı amaçlayan bir hemşehrilik bilinciyle çözebiliriz.
Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kendi gücümüz ve ortak çabalarımızla doğrudan çözebiliriz. Sosyal ve ekonomik çelişkilerin belirlediği noktalarda aramızda oluşturacağımız uzlaştırıcı oluşumlarla harekete geçirebiliriz.
Gördük ki, sorunlarımızın bir kısmını kamu otoritesinin, kamusal hizmet alanının, yarımadada yaşayanların ortak talepleri doğrultusunda geliştirmesini sağlayarak çözebiliriz.
Ve biz, kadını-erkeği, çocuğu-genci-yaşlısı tüm Yarımadalılar Bodrum Yarımadası’nın tüm olanaklarını harekete geçirerek ve tüm sorunlarımıza yaratıcı çözsümler üreterek, yaşam ortamımızdaki olumsuz gelişmeyi durdurmak ve yeniden iyileştirmek üzere İş Programımızı hazırladık. HABİTAT’ın simgelediği işbirliği ve dayanışma kültürü çerçevesinde Bodrum Yerel HABİTAT Konferansı’nın Ulusal HABİTAY ve Akdeniz Bölgesel HABİTAT oluşumlarının gerçekleşmesi sürecinde anlamlı bir aşama olduğu düşüncesiyle Türkiye’deki Yerel HABİTAT inisiyatiflerinin yaygınlaşması için çağrıda bulunmayı görev biliriz. Bodrum HABİTAT Kozası / 24. 11. 2009 ***
DİĞERKAM DOĞANLAR
Sayın Mustafa Nevruz Sınacı,
18 Kasım günü Bodrum Belediyesi önünde “Burası Türkiye” Sergisi eşliğinde başlattığımız etkinliğe katılan arkadaşlarla Turgutreis’te toplandık.
Ben hodkamlıktan nasıl kurtulduğumu, nasıl diğerkam olduğumu anlattım.
Bu sonucu çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız “okul dışı eğitim olarak tanımladığımız çalışmalara borçlu olduğumu ifade ettim. “Diğerkamlığın okulu yok” şeklindeki düşüncemi tekrarladım.
Diğerkam bir insan olarak nasıl yaşadığımı, görenlerin, düşüncelerini “herkes senin gibi olsa”. “senin gibilerin satısı çoğalmalı”, “sen insanlık için çalışıyorsun” benzeri sözlerle ifade ettiklerinden söz ettim....
Bir ara arkadaşlardan ikisi, Bodrum’da, iki gün önce sayın Kanadoğlu’nun da konuşmacı olduğu konferansla ilgili olarak bazı değerlendirmeler yaptılar.
Sayın Kanadoğlu’nu övdüler.
Değerli, ünlü, bilim ve siyaset adamlarının adını duyunca aklıma diğerkamlık konusu gelir.
Sayın Kanadoğlu’nun da diğerkam olup olmadığı sorusunu ortaya attım. Ardından sorumu sayın Turgut Özakman için de tekrarladım.
Aylar önce Yalıkavak’ta yapılan bir panele katılan sayın Süheyl Batum’un da diğerkamlığını sorgulamıştım. Vukuatım çok.
Kanadoğlu’nun diğerkamlığını sorgulamama bozulduğu anlaşılan arkadaşlardan birisi, “Galip bey, sayın Kanadoğlu da sayın Özakman da en az senin kadar diğerkamdırlar. Onlar farklı kulvarlarda çalışıyorlar. O Konferansları vermek, kitapları yazmak için büyük fedakarlıklar yapıyorlar, gece gündüz çalışıyorlar” dedi.
Okulu olmadığına göre, doğuştan fedakar olan insanlar da var demektir. Onların bir Diğerkamlar Partisi kurduklarını düşünüyorum da…
Parti kurmak istemeyebilirler. Diğerkamlık konusunda konferansları verseler, seminerler düzenleseler, paneller, sempozyumlar yapsalar nasıl olur.
Bu tür etkinliklerin ilkini Bodrum’da gerçekleştirseler. Onları en can kulağıyla dinleyen ben olurum. Sonra Türkiye’yi dolaşsalar…
Türkler; diğerkam, (özgeci, elci, elsever) başkalarını iyiliği için çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan insanlar oluverseler. Adalet sorun olmaktan çıksa, bu kadar çok polise, savcıya, hakime avukata ihtiyaç kalmasa, “Yurtta Barış” olsa. Türkiye bir “Diğerkamlar Cumhuriyeti”ne dönüşse. Dünya’yı şaşırtsa, “Dünyada Barış” ın öncülüğünü yapsa…
Galip BARAN
“Daha yaşanabilir bir Bodrum için” Yerel HABİTAT Kozası Kolaylaştırıcısı ***
ÖĞRETMENLERE …
Cumhuriyet’in ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlarını yetiştirmek için halen çalışmakta olan ve önceki yıllarda çalışmış olup, yaşamlarını emekli olarak sürdüren değerli öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü”ü kutluyoruz
Halen çalışan ve özellikle de emekli olan öğretmenlerimizi Bodrum Belediyesi önünde 18. 11. 2009 günü “Daha yaşanabilir bir Bodrum için” sloganıyla başlattığımızı “Burası Türkiye Sergisi” eşliğinde gerçekleştirdiğimiz etkinliği izlemeğe davet ediyoruz.
Değerli öğretmenlerimizi davet etmekten amacımız; yukarıda da sözü edildiği üzere, Cumhuriyet’in ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlarını yetiştirme sorumluluğunu kendileriyle paylaşmayı hedef aldığımızı, bu konuda kendileriyle işbirliği yapmak istediğimizi açıklamaktır.
Ali HAYDAR
“Daha yaşanabilir bir Bodrum için” Yerel HABİTAT Kozası Katılımcısı
***
Belediye Başkanlığına
BODRUM
Bizler; Belediye önündeki yolun karşındaki reklam panosunda (bil-boardda), “Belediye çalışıyor, Bodrum yenileniyor.” şeklindeki yazıyı okuduk.
Sakinleri (yaşayanları) olduğumuz Bodrum’un sahipleri de olmak, böylece Bodrum’u yenileyen Belediyemizle iş ve gönül birliği içinde çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Turizmden beklentilerinin gerçekleşmesi için sakinleri olduğumuz bu ilçenin “daha yaşanabilir bir Bodrum” olması gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, Bodrum’un sahipleri olabilmek bu bağlamda Belediyemizle, yukarıda da ifade edildiği üzere, iş ve gönül birliği içinde çalışabilmek için, çalışma yeri olarak kullanabileceğimiz bir “MEKAN”a ihtiyacımız var.
“MEKAN”ı, 1996 yılında gerçekleştirilen ancak devamı getirilemeyen Bodrum Yerel HABİTAT Konferansını, bu defa, öncekinden alınan dersleri de dikkate alarak yeniden başlatma konusunda yapmakta olduğumuz çalışmalar için kullanacağımızı da bilmenizi istiyoruz.
1996 yılında gerçekleştirilen Bodrum Yerel HABİTAT konferansında oluşturulan HABİTAT Uygulama ve İzleme Birimi’ne tahsis edilen odanın uygun bir yer olabileceğini düşünüyor ve talep ediyoruz.
Bu konuda, 17-21 Ekim 1996 tarihlerinde gerçekleştirilen Bodrum Yerel HABİTAT Konferansının açılış konuşmalarında,
“ Bodrum’da yaşayanların kentle ilgili kararlara katılmalarını ve sorunlara birlikte çözüm aramalarına büyük heyecanla yaklaşıyoruz. Bizler kente hizmet vermek için seçilmiş kişiler olarak kentin sorunlarına çözüm bulmak için yapılan her çalışmaya destek vermeye hazırız. (…..) Kendimi önce bir Bodrumlu olarak, daha sonra bir Belediye Başkanı olarak çok şanslı gördüğümü belirtmek istiyorum”
diyen Belediye Başkanı sayın Tuğrul Acar’ın verdiği destek sözünü de hatırlatıyoruz.
Gereğini takdirlerinize arz ederiz
Saygılarımızla.
Funda Neslihan SEVİNÇER
Daha yaşanabilir bir Bodrum için Yerel HABİTAT Kozası Katılımcısı
***
EY
TÜRKİYE’Yİ
YÖNETENLER !...
EY
TÜRKİYE’DE YAŞAYANLAR !...
DUYDUK, DUYMADIK, DEMEYİN !
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ” Nİ BAŞLATAN
“BİLGİ ÇAĞI”
SONA ERDİ !
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ” Nİ DURDURACAK
“BİLİNÇ ÇAĞI”
BAŞLADI !
TÜRKİYE ÇAĞ ATLADI !
MUSTAFA NEVRUZ SINACI
TURGUTREİS BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
BASIN-YAYIN VE HUKUK İŞLERİ DANIŞMANI