SUYUNU İÇTİĞİMİZ,
HAVASINI SOLUDUĞUMUZ,
TOPRAĞINDAN BESLENDİĞİMİZ,
"BU ÜLKEYE"
BORCUMUZ VAR…
BORCUMUZ VAR…
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
Kuruluş amacı: Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eş deyişle, “dünyevi değerlerin” yerini “uhrevi değerlerin” aldığı bir dünya düzeni kurmak.
Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde "empati" denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers' ın adı ile empati kavramı adeta özdeş hale gelmiştir. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine "empati" adı verilir. Yukarıdaki empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:
2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca duygularını veya yalnızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz. Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’ a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.
Ben bir “bilinçolog”um. Kendimi bir başkasının, örneğin bir sosyologun yerine koymam oldukça kolaydır. Bunun için, bir üniversitenin ilgili bölüm ya da fakültesinde öğrenim görmem yeterlidir. Ama bir sosyologun kendisini benim (bir bilinçologun) yerime koyması imkânsızdır. Bunun için öğrenim göreceği bir üniversite dünyada yoktur.![]() |
| Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar |
YİNE BENİM UZMANLIK ALANLARIMDAN BİRİSİNE DEĞİNDİNİZ. TRAFİK KAZALARI VE NEDENLERİYLE İLGİLİ İSTATİSTİKİ BİLGİLER VERDİNİZ. KAZALARIN ÖNLENMESİ İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ UZUN UZUN ANLATTINIZ. ![]() |
| Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR |
Çeşitli konularda uzun yıllar süren deney, düşünce ve araştırmalarının sonucunda Erich Fromm, dünyanın ve insan soyunun hızla bir felakete ve yok olmaya doğru gittiğini görmüştür. Çoğu kimse farkında olmasa bile, artık insanlık bir dönüm noktasına gelmiştir. Bu anda yapacağı bir seçme ile ya yok olacak ve kendisi ile birlikte tüm canlıları ve dünyayı da ortadan kaldıracak ya da yaşamını ve gelişimini sürdürmeye devam edecektir. Bu büyük tehlikeden kurtulabilmenin tek yolu, insanların ve onları şartlayıp, yönlendiren toplumsal yapıların kökten değiştirilmesidir. Yeni bir ahlak anlayışı, yeni bir dünya görüşü, kısaca yeni bir insan ve yeni bir toplum kurulmak zorundadır. Böylesi bir tarihi görev ve sorumlulukla karşı karşıya olan insanlığın doğru yolu bulabilmesi için, davranışlarını ve inançlarını şimdi yaptığı gibi “sahip olmak” ilkesine göre değil, “olmak” ilkesine göre ayarlaması gerekir. Erich Fromm “sahip olmak” ile “olmak” ilkelerini ya da yönelişlerini, insan varoluşunun iki temel kategorisi olarak değerlendirir.
Günümüz toplumları tamamen “sahip olmak” ilkesine göre işlemektedirler. İster kapitalist, ister sosyalist olsun tüm düzenler; mal, mülk, kazanç, daha çok kazanç tutkusu, açgözlülük, şöhret, iktidar gibi yanlış temeller üzerine kurulmuşlardır. Sistemlerin yaşayabilmesi için, insan ve onun değerleri, yerini makinalara ve ekonomik gelişimin bürokrasi çarkına bırakmıştır. Bilim, teknik ve ekonomik gelişme hızla ilerlemiş, ama bunlar kendi yararına kullanılmadığı için, insan, bir araç haline dönüşmüştür. Ama bu sorumsuzca gidiş, şimdi büyük tehlikeleri ile karşımızdadır. İnsanlık yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Belki bir atom savaşı, bütün dünya planetinin mahvolmasına yol açacaktır. Ayrıca insanlar kendi günlük yaşamları içinde de son derece mutsuz ve bunalımdadırlar.
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ.. H.Çiçeksever’den..
Yazılarımın büyük bir bölümünü; bilgelik-nur yüzlü bilgeler ordusu-idrakin açılması- bilinç ve bilgi düzeyi- uyanınız-uyandırınız-hala uyanmıyor musunuz- ikra(oku) emri- beşikten mezara kadar öğren- öğrenmek ve insan olma eğitimi bir disiplindir, asker gibi devamlı olmalıdır v.s. ile sık sık tekrarlar yapıyorum. Öğrenmenin de öğretme metodları olduğunu bilen, otuz yıl eğitim-öğretim işiyle insan hamurunu yoğuran, hem öğretmenlik hem de annelik deneyimlerimle konuşan biri olarak BİLGİ_BEYİN çağına hızlı hazırlanmaktan söz ediyorum. Çünkü insan beyni, bilinci açılmazsa bir şey öğretemeyiz.
İnsan bencil bir varlık ve çevresine zarar veriyor.Çevre bilinci”ne sahip insan çevreyi kirletmez. “Tasarruf bilinci”ne sahip insan aşırı tüketmez. “Trafik bilinci”ne sahip insan trafik kurallarını ihlâl etmez. “Vergi bilinci”ne sahip insan vergi kaçırmaz. İnsan bilinçlenirse; ne Çevre Yasası’na, ne tasarruf önlemlerine, ne Trafik Yasası’na ne de Vergi Yasası’na gerek kalmaz… Unutmamalım ki, çevreyi koruma ama aynı zamanda kalkınabilme bir BİLİNÇ, denge, çalışma ve azim işidir. Bu konuda devletin her kurumuna her bireyine iş düşüyor.![]() |
| Bilinçolog: Galip BARAN |
![]() |
| NTV -Mahfi EĞİLMEZ |